Kurulduğu günden bugüne nice badireler atlatmış sivil hükümet, Türkiye'nin muhalefeti, gerçek bir halk hareketi Ak Parti yine zorlu bir sürecin içinde yol almak için gayret gösteriyor.
Boğaziçi köprüsünü geçerken, heyyula gibi İstanbul topraklarına çökmüş uçsuz bucaksız beton yığınına bakıyorum ve "şu adamı 10 yıl daha öldüremeserlerde şu beton enkazı kaldırabilşeydi keşke" diye düşünüyorum...
Bu adam dediğim elbette Tayyip.
Başka kim olacak ki?
Bu topraklar için hayal kurabilen bir başka siyasetçi var mı?
Bu coğrafyanın kabusa dönmüş kaderinin karşısına dikilip iki çift laf söyleyebilecek bir başka siyasi lider var mı?
Türkiye Cumhuriyeti devletinin en çalışkan Cumhurbaşkanı hasis menfaatların, kıskançlık duygularının kurbanı edilmek isteniyor. Aç kurtlar gibi dört bir yandan saldırıyorlar.
Görünen köy kılavuz istemezdi fakat Gülenist örgütlenmenin böylesine vahşi bir nitelik kazanabileceğini düşünemezdim.
Gladyo'nun yeni İttihatçıları Gülenistler en az İttihatçılar kadar ahmak ve şerazeden çıkmış durumdalar.
Bu örgütün darmadağın edilmeye çalışılmasını ben olağan ve gerekli buluyorum. Fakat bu örgütlenme ile mücadele ediyoruz denilerek önüne gelen herkesi bir şekilde suçlu ilan etmek hangi mantıklı gerekçe ile açıklanabilir?
Son günlerde ilginç bir şekilde nereye gitsek FETÖ suçlamasıyla muhattap olmuş kişilerin yakınları ile karşılaşıyoruz. Dikkatimi çeken şey bu kişilerin çok ta uzak olmayan bir geçmişte Ak Partiye oy verdikleri ve Ak Partinin potansiyel seçmeni olmaları.
Orduda, emniyette ve de bürokrasinin önemli birimlerinde görev alan örgüt üyelerinin görevden uzaklaştırılmasının bütün dünyada kabul edilebilecek bir hukuki dayanağı var fakat doktorun, öğretmenin, hemşirenin, mühendisin, bürokrasinin kıytırık mensublarının (gerçi kıytırık bürokrasinin bile kendini devlet sanma halleri var) peşine düşmek ne ile açıklanabilir?
100 bin devlet çalışanının görevden alınması kolay ve adilane yapılması mümkün olmayan bir durum. Bu süreci yürüten ekibi ben çok merak ediyorum.
Mesela çay içmek için oturduğumuz kahvehanede Ergenokoncuların, Perinçek ekibinin etkin olduğu konuşuluyordu. Oysa bu işlerle ilgili olan bir arkadaşım bunun palavra olduğunu söylüyor…
Parklarda, kahvehanelerde, taziye evlerinde, sokakta halk konuşuyor. Belirgin bir memnuniyetsizlik sezinledim. Memnuniyetsizlik devletin kimin adına çalıştığı belli olmayan örgütlerden temizleniyor olmasından değil, örgütlerle alakası olmayan yada sempatizanı olmaktan öteye geçmeyen kişilere de dokunulmasından.
Sivil hükümet ayağına sıkmadığından emin mi?
Son Türkiye gezim bende ciddi şüpheler bıraktı.
Fethullah Gülenin dolayısıyla Gladyo'nun son kumpası, Ak Parti hükümetine olmasın?
Bank Asya'da hesabı bulunduğu için görevden alınan Kemalist (kendilerine yanlışlıkla solcu diyorlar) duydum.
Üniversite yıllarında FETÖ'nün yayın organına abone olduğu için işten atılanların olduğunu duydum.
FETÖ'cü sendikaya üye olduğu için kovulan AK partili duydum (hatır-gönülle bu sendikaya üye olmuş fakat sendikanın kapısından içeri adımını atmamış bir sürü Ak Partili, CHP'li, MHP'li, HDP'li var)
Bu görevden almaların, özellikle alt kadrolarda görevlerden alınmaların durdurulması, bugüne kadar görevden alınanların tekrar gözden geçirilip haksızlığa uğrayanların görevlerine iade edilmesi hayırlı olacaktır.
Türkiye'nin bu hükümete, bu cumhurbaşkanına ihtiyacı var.
Ahmet Altan darbeci değilmiş
Bir zamanlar pek bir hayranı olduğum, kitaplarını devirdiğim, yazılarını özlemle beklediğim Ahmet Altan hapisten mektup yollamış.
"Darbeci değilim" demiş.
"Bunu iddia edebilen bir "bilinç'' bizim "uzaylılarla konuştuğumuzu" da, geceleri Superman kılığında gökyüzünde uçtuğumuzu da, ''manyetik güçlerimizi'' kullanarak dağların yerini değiştirdiğimizi de iddia edebilir" demiş.
Kendisine inananlar çıkacaktır muhakkak. Bana sorarsanız "kendini inkar etmiş" derim.
Bir zamanlar sevdiklerimi, sevmediğim dönemlerde de takip etmek gibi bir huyum vardır
Sevgili Ahmet Altanı takip etmeye devam ettim.
Ne tür bir darbeci olduğuna şahitlik edebilirim.
Kendisi "12 Eylül dönemi bile bundan daha iyiydi" diye başlayıp Kenan Evren'e övgüler yağdıran adamdır. Bir ara işi o kadar azıttı ki "Ülkenin tüm CHP li, MHP li, HDP li, Saadet Partili faşistleri zincirlerinizi kırın ve Cumhurbaşkanlığı sarayına yürüyün" demeye kadar vardırdı.
Sevgili Ahmet Altan'a hapis günlerinde sağlık sıhhat diliyorum. Bahçede, koridorda volta atarken bol bol düşünme fırsatı bulacaktır. Seçilmiş hükümeti romantik fikirler eşliğinde devirmek fikri baştan saçmalıktı.
Bunu anlayacağını ümid ediyorum.
Cumhuriyet gazetesi. Çökene çökerler
Kimsenin yaptığı kimsenin yanına kar kalmıyor.
Hiç bir kötülük karşılıksız kalmaz. Bir gün gelir hesabını verirsin.
Bir kaç gün önce Cumhuriyet gazetesine yapılan operasyonda aralarında gazete yönetiminde bulunanlar dahil 18 kişi gözaltına alıntı. Başkaları ne düşündü bilemem fakat benim aklıma gelen ilk şey "Vahan Matosyan" ismi oldu.
Şimdi Cumhuriyet Gazetesine ağlayanlar elbette bu ismi bilmezler. Söylesen de duymak istemezler.
Kolay düşünmeye o kadar alışmışlar ki beyinlerinin konforu bozulsun asla istemezler...
Vahan Matosyan Ermeni kökenli bir Osmanlı vatandaşıdır. Matosyan Matbaasının sahibidir.
İttihatçıların Alman Derin devletiyle elele verip Ermenileri katletmesi, sağ kalanları tehcir etmesinden sonra çıkarılan Emval-i Metruke Kanunu ile Matosyan Matbaası Yunus Nadi'ye satılır. Tabiki satış göstermeliktir. Satış yok pahasına yapılmış, ödenen cüzi para Yunus Nadi tarafından devletten tahsil edilmiştir.
İttihatçılar Matosyan Matbaasına çökmüş ve bu matbaada Cumhuriyet gazetesi doğmuştur.
Murat Sabuncu, Hikmet Çetinkaya, Yeniceobalı Musa Kart tutuklanınca benim aklıma gelenler bunlar oldu...
Söylenmese eksik kalırdı
"Riya aştîyê her çiqas rêyeke dijwar û dûr be jî, ji şerkirina seatekê hê baştir e."
"Barış yolu ne kadar zor ve uzun bir yol olsa da, bir saat savaşmaktan daha iyidir."
-Mesut Barzani-