Kahramanmaraş'ta 14 yaşındaki çocuğun çektiği tetik, sıktığı kurşunlar bizlere sadece dijital oyun bağımlılığı parantezine sıkıştırılamayacak kadar derin, vahim felaketlerin işaret fişeği olsa gerektir.
Olayın görünen yüzündeki şiddet sarmalı, esasen toplumun temeline yerleştirilmiş dinamitin; çocuklarımızı hedef alan küresel operasyonların habercileridir.
Karşımızdaki tablo, çocuk cinayetinden öte, fıtrata açılmış savaşın kanlı, canlı, müşahhas tezahürüdür.
Türkiye’de üniversiteler, bilhassa Tıp Fakülteleri, maalesef yıllar yılı Trans Ameliyatları Çetesi tarafından sessizce kuşatılmış, işgal edilmişlerdir.
Yapının köklerine inmeye çalıştığınızda karşınıza nelerin nelerin çıkabileceğini hayal dahi edemiyorsunuz…
Evet, Trans Ameliyatları Çetesinin kökünü dışarıda, küresel üst akıl merkezlerinde aramak icap ediyor.
Sizlere dört başı mamur komplo teorisi tadı verecek olsa dahi, MOSSAD’ın stratejik dokunuşlarıyla şekillenen süreç, çok yazık yerli işbirlikçiler eliyle yürütülmektedir.
Tıp dünyasına sızmış Masonik yapılar Rotary bağlantılı sözde akademisyenler, bilimi değil, insan fıtratını bozmayı kendilerine şiar edinmişlerdir.
Epstein'ın küresel fuhuş ağının Türkiye ayağını, pedofili skandallarını, LGBT+ bağlantılarını, Trans Çocuklar projesini hafife almadan okumaya devam edin…
Eğer o çocuk bugün bizim ucunu bucağını tam bilemediğimiz karanlık dehlizlerde kaybolmasaydı, muhtemelen 18 yaşına bastığında Çapa, Hacettepe, OMÜ’ye çöreklenmiş Rotary + MASON şebekeler eliyle ‘cinsiyet değiştirmek üzere’ ameliyat masasına yatırılacaktı.
Aile onayını, ebeveyn bilgilendirmelerini hiçe sayan sistem, evlatlarımızı bizden koparmak üzere pusuda beklemekte, su uyumakta maalesef Trans Ameliyatları Çetesi uyumamaktadır.
Mesele sadece tıbbi müdahale değil, kökü derinlerde sosyo psikolojik kimlik bunalımı meselesidir.
Memleketçe meselenin adını koyamamaktan, felaketin boyutlarını fark edememekten ötürü başımıza gelenleri kendimize müstehak görsek yeridir.
Psikolog Hüseyin Kaçın’ın her fırsatta belirttiği üzere eşcinsellik; bireysel tercih değil, aile yapısındaki sarsıntının sonucudur.
Babanın otoritesinin zayıflatılıp, Batılı lobilerin dayattığı hastalıklı yapıların kutsanması, toplumu şimdi içinde bulunduğumuz felaketlere sürüklemektedir.
Batı’da çöken aile kurumu, şimdi aynı zehri Doğu’nun kalbine, Türkiye’ye akıtmaktadır.
Şu hakikat asla unutulmamalıdır; Eşcinsel hayatta mutlu son yoktur!
Sonu hüsran olan, ruhsal azaplarla dolu çıkmaz sokaktır.
Lakin kader değildir;
Terapi süreçleriyle fıtrata dönüş mümkündür. İyileşen, özüne dönen hastalar toplumun temel taşı aile kurumu içinde huzuru bulabilir, iyi birer eş, iyi birer anne baba olabilirler.
Artık vakit, sadece üzülme sadece kınama vakti değildir.
Devlet adamlarımızın, ekranlar önünde teessürlerini bildirmek yerine, nesillerimizi hedef alan Trans Ameliyatları Çetesine, küresel ifsat şebekelerine devletin demir yumruğunu vurması şarttır.
Çocuklarımızı dijital oyunların dipsiz kuyularından, tıp fakültelerindeki Rotary + MASON kadroların elinden, LGBT+ lobilerinden ifsatlarından kurtarmak beka meselesidir.
Aile korunmadan devlet, nesil korunmadan istikbal kurtulamaz.
Yarın geç olmadan, büyük kuşatmaya karşı topyekûn direniş, fıtratı müdafaa seferberliği başlatılmalıdır.