Yoksulluk, günümüz dünyasının en önemli sorunları arasında yer almaktadır. Gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler için farklı boyutlarda olsa da, yoksulluk sorunu çözüm bekleyen öncelikli konular arasında yer almaktadır. Zenginin daha zengin, fakirin daha fakirleştiği küresel kapitalizm düzeni beraberinde birçok sosyal sorunlarının artışına yol açmaktadır. Yoksulluğu sadece açlık veya yetersiz beslenme olarak ele almak bizi yanlış sonuçlara götürür. Zira insan yemek ihtiyacının yanında giyim, barınma, sağlık, kültür ve diğer insani gereksinmelerini de gidermek için çalışan bir varlıktır. Dolayısıyla yoksulluk sorununun temelini, kişinin insani ihtiyaçlarının yeterince karşılanıp karşılanmadığı, karşılanıyorsa hangi oranda karşılandığı oluşturmaktadır.
Yoksulluğun sosyal bir sorun olarak ortaya çıkışı
İnsanlar topluluklar halinde yaşamaya ve üretim ilişkilerinde bulunmaya başladığından bu yana yoksul ve yoksulluk var olmuştur. İlkel kabilelerde savaşlar, üretenin elinden ürünü almak için yapılmıştır. İlk ve ortaçağ toplumlarında güçsüz, korunmaya ve bakıma muhtaç insanların sorunları geleneksel ve inanca dayalı yöntemler çerçevesinde çözülmeye çalışılmış, ancak bu sorunlar Sanayi Devrimi ile birlikte büyük boyutlara ulaşmıştır.
Sanayi devriminin yaygın düşünce sistemi olan liberalizm ve kapitalist sistem, yoksulluk sorununa sosyal darvinizm ile yaklaşmıştır. "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" diye özetlenen bu görüş kişilerin iyilik ya da kötülük hallerinden kendilerinin sorumlu olduğunu ve buna müdahalede bulunulmaması gerektiğini savunmaktadır.
Ortaçağda gerçekleştirilen üretimde esas alınan, küçük topluluklar ve üretimdir. Üretim araçları ise basit ve organik güce dayalıdır. Genel olarak "lonca sistemi" içinde yapılan üretimde usta, kalfa, çırak hiyerarşisi vardır ve dikey geçişenlik mümkündür. Hastalık, yaşlılık, sakatlık gibi durumlarda, sistem geleneksel yardımlaşmalar ve dini yaklaşımlar ile bu sorunları çözebilmektedir.
Makineleşme ile birlikte üretimdeki denge bozulmuştur. İlk olarak İngiltere de geniş yığınlar, üretim araçlarının yoğunlaştığı kentlere göç etmeğe başlamışlardır. Siyasal açıdan feodaliteden kurtulan ve özgürleştiğini düşünen yağınlar, bu defada ekonomik ve sosyal güçlüklerle ve ağır bir yoksulluk tablosuyla karşılaşmışlardır. Bundan sonra geleneksel yardımlaşma yöntemleri yetersiz kalmaya başlamış ve yoksulluk kitlesel bir sorun haline gelmiştir.
Yoksulluğun tanımı
Mutlak yoksulluk, bir kişinin veya hane halkının yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan asgari temel ihtiyaçlarının tanımlanmasının ardından, bu temel ihtiyaçları karşılamak için gerekli gelirin belirlenmesiyle ortaya çıkan yoksulluk seviyesinin altındaki ayni ve nakdi geliri olanları içerir. Göreli yoksulluk ise, ülke içindeki ortalama gelirin belli bir oranı altında geliri olanları içerir. Dünya bankası yoksulluğu, en düşük yaşama standardına ulaşamama durumu olarak tanımlar.
Yoksulluğun nedenleri
Yoksulluğu tek bir nedene dayalı olarak açıklayabilme ve çözümleme olanağı bulunmamaktadır. Bunun ötesinde karşılıklı etkileşim ve ilişkiler içinde hangi faktörlerin kişileri yoksullaştırdığını belirleyebilmek olanaksızdır. Kaba bir soyutlama ile "işsiz bir bireyin iyi ve yeterli bir eğitim almadığı için mi işsiz dolayısıyla yoksul olduğu; yoksa esasen yoksul bir aileden geldiği ve o nedenle yeterli eğitimi alamayıp işsiz mi olunduğu" sorusu örnekleri ve nedenleri çoğaltarak sorulabilir