Küreselleşme, üretim ve kitle iletişim araçlarında hızlı değişim insanlığı değiştirmeye, toplumları dönüştürmeye tüm hızıyla devam ediyor. Üretim ilişkilerinde ve teknolojide oluşan değişmeler yoksulluk sorunu her geçen gün artıyor. Büyük oranda bilgisayar teknolojisi kullanımının işsizlik sorununu arttırdığı, bunun gelir güvencesinin tehdit ettiği ve dolayısıyla yoksulluk açısından risk gruplarını çoğalttığı ileri sürülebilir. Sosyal ekonomik sistem ve yapıya ilişkin bu belirlemenin yanı sıra, bireysel bazı durumlarında yoksulluk sonucunu doğurabileceğini söyleyebiliriz. Örneğin aileyi geçindirenin ölümü, doğal afetler, hastalık vb. gibi durumlar buna örnek olarak verilebilir.
Birey ve hane halkı düzeyinde; insanlar iyi bir yaşama kavuşmak için gerekli kaynaklara, becerilere ve fırsatlara erişememek yüzünden güçsüz düşmekte ve sıkıntı çekmektedirler. Toplumsal düzeyde ise, başta gelen nedenler, kaynakların, hizmetlerin ve gücün dağılımındaki eşitsizliklerdir. Bu eşitsizlikler, toprak, sermaye, altyapı, piyasalar, kredi, eğitim, enformasyon ve danışmanlık hizmetleri biçiminde kurumsallaşmış olabilir. Aynı şey, sosyal hizmetlerin sağlanmasında da geçerlidir. Bunlar arasında eğitim, sağlık, temiz su ve çevre de bulunmaktadır. Hizmetlerdeki eşitsizlikten en çok kırsal bölgeler zarar görmektedir. Dolayısıyla da gelişmekte olan ülkelerdeki yoksulların % 77'sinin kırsal bölgelerde yaşaması şaşırtıcı değildir.
Zastrow ve Bowker (1984) yoksulluğun nedenleri olarak;
Yüksek işsizlik oranı,
Olumsuz fiziksel sakatlık, ruhsal hastalık, zihinsel gerilik
Alkolizm, uyuşturucu bağımlılığı, kumar bağımlılığı
Otomasyon sebebiyle işten çıkarılma, iş yapabilme becerisinden yoksun olma,
Yaşam pahalılığındaki artışa karşı halkın gelirindeki durağanlık,
Irka ilişkin suç-suçluluk,
Boşanma, terk edilme veya eşin ölümü,
Çalışmaya ilişkin olumsuz etik değerler,
İstediği koşullarda iş bulamama, düşük ücretli iş.
Yoksulluğun özellikleri
Yoksul insan için kendi işgücü en önemli kaynaktır. Gerçek geliri düşük olan yoksul hane halklarında kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere her bireyin işgücüne ihtiyaç duyulmaktadır. Yoksul hane halklarını genellikle eğitimsiz ya da eğitim düzeylerinin düşük olması, niteliksiz işgücü olarak kabul görmeleri yoksunluklarını pekiştirmektedir. Şiddetli yoksunluk koşullarına karşın hane halkları barınma da dahil pek çok kamu hizmetinden yararlanamamaktadırlar. Yaşlılar, engelliler, kadınlar ve çocuklar gibi toplumun özel gruplarının yoksul hane halkları içinde sorunları daha da derinleşmektedir.
Yoksulluğun toplumda yıkıcı etkileri
Yoksulluk insanların bedensel ve zihinsel gelişimlerini olduğu kadar psiko-sosyal durumlarını da olumsuz yönde etkilemektedir. Bu noktada yoksulluk, onur duygusuna dayalı öz saygı, kendine güven gibi temel ihtiyaçlardan yoksunluğun yaşandığı bir süreci de içermektedir. Yoksullar gelir açısından toplumun gerisinde kaldıklarından, kendilerinin ekonomik açıdan yoksun bırakıldıklarını düşünmektedirler. Yoksullar yaşamlarını çoğunlukla diğer bireylerin ya da şanslarının etkilendiğini varsaymaktadırlar. Yoksul bir ailede doğmak çocuklar için eğitim görmek yerine erken yaşta çalışmaya başlamaları anlamına gelmektedir. Yaşamları genellikle şansa ve diğer insanların kurallarına bağlı olduğu için yoksullar özellikle yaşlandıklarında kendilerini oldukça yetersiz ve güçsüz hissedebilirler. Kendilerini toplumdan dışlanmış ve reddedilmiş olarak düşünmektedirler. Bu algılar genel olarak ele alındığında ise karşılıklı bir "sosyal dışlanma" ya işaret etmektedir. İnsanların sürekli olarak içine itildikleri, onur duygusunun kaynağı olan temel haklarından yoksun kaldıkları bir süreçtir.
Bu haklar, toplumun tüm üyelerine aittir, ama yetersiz bir yaşam kalitesinin çeşitli yönleri, yoksulluk nedenleriyle örtüştüğünde, insanlar kendileri ve çocukları açısından içinden çıkılmaz bir döngüye kilitlenip kalmaktadır.