Kurtarıcı yaratmak

Bir toplumda değişimin yönü, sınırları ve temel çerçevesi, o toplumun zihni arkaplanında işleyen kültür ve perspektifiyle doğru orantılıdır. Bir toplumda çeşitli değişimler yaratmak isteyebilirsiniz; ancak o değişimlerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini anlamak için toplumda cari olan kültür ve perspektife bakmalısınız.

Böyle bir şeyi bugün sorun etmem; özellikle son siyasi süreçlerde ve yaşadığımız bir takım problemler karşısında hala kurtarıcı arayışının devam etmesi sebebiyledir. Özellikle İstanbul seçimlerinin iptal edilmesinin ardından, farklı mecralarda kullanılan dillere dikkat ediyorum. Yine adayların destekçisi taraftar gazeteleri ve köşe yazarlarını takip ettiğimde, kurtarıcı mesajının öne çıkarıldığını görüyorum.

Toplumlarda kurtarıcı fikrinin kuvvetlenmesi, özellikle zor zamanlar yaşandığında daha da fazla bir beklenti olarak artar. Bu, dini literatürde mehdi ve Mesih beklentileri üzerine kuruludur. Farklı dinlerde mehdinin geleceğine dair farklı beklentiler vardır. Ancak bu inancın özü, insanın başa çıkamadığı sorunlar karşısında, birisine tüm sorumluluğu yükleyerek kendisinin aradan çekilmesini ifade etmektedir. "Kurtarıcı" fikri, doğal olarak karizmatik liderler yaratırlar. Zira kurtarıcılar rasyonel liderlerden olmaz. Karizmatik lider ise, kendisinde olağanüstü niteliklerin olduğuna inanıldığı kişilerdir. Yani bu liderlere halk olağanüstü nitelikler yüklerler.

Müslüman toplumların kurgusu üzerinden meseleye yaklaşalım. İslam'ın anlayışına göre insan sorumlu bir varlık olarak dünyaya gelmiştir. Allah bir halife (sorumlu varlık) yaratacağını söylemiş ve sonra onu yeryüzüne göndermiştir. Müslüman insan, etrafına bigane kalan, bütün sorumluluklarını başkasına devreden bir insan olamaz. O, kimsenin kendisini özel olarak görevlendirmesini beklemeden, toplumsal yaşamının farklı düzeylerinde bu sorumluluklarını yerine getirmesi gerekir.

İnsan toplumsal yaşamında farklı görev ve işlevleriyle vardır. O, bir aile ferdidir, komşudur, akrabadır, vatandaştır, farklı düzeylerde yöneticidir vb. Fakat nasıl bir görevi olursa olsun, bu görevini sorumluluk sahibi bir varlık olarak yerine getirir. Kurumsal görevlerinin ötesinde çevresinde olan biten her şeyden sorumlu bir varlık olarak devreye girer. Belki "Emr-i bil maruf nehyi anil münker" şeklindeki kavramsallaştırmayı bu minvalde düşünebiliriz. İslam'ın öngördüğü insan, bir aile ferdi olmaktan üst düzey yöneticiliğe kadar her alanla ilgilenmek, bunlarla ilgili sorumluluklar üstlenmek durumundadır. Hiçbir zaman bunlara bigane kalamaz.

Toplumumuzda bu tür bireysel sorumlulukların maalesef yeterli olmadığı bir gerçektir. Bu durum, izlenen zihinsel arkaplan ve kültür dikkate alındığında insanın sorumlu bir varlık olarak topluma girmemesinde izlenebilmektedir. Dolayısıyla tam da bu noktada, toplumumuzda nasıl bir değişim meydana gelecektir? Kısa ve uzun vadede ne tür değişimler gerçekleştirebiliriz? gibi soruların analizleri rahatlıkla yapılabilir.

Öncelikle olumlu değişimler gerçekleştirilmek isteniyorsa, bunun kısa ve uzun vadeli planlarının yapılması ve meseleye en baştan başlanılması gerekmektedir. İlk uzun vadeli adım da, yeni bir insan profili oluşturmaktan geçmektedir. Aileden başlayarak, eğitim kurumlarında "nasıl bir insan?" sorusu etrafında ısrarla durmamızın sebebi budur.

Hayata dair perspektifler ve kavramlar o kadar negatif bir değişime uğramıştır ki, onları neredeyse tanıyamaz hale geldik. Sürekli özgürlük ve hak talep edenlerin, sorumlulukları konuşmadıkları gözlemleniyor. Halbuki özgürlük sorumluluklarla birlikte vardır. Toplumdan sürekli talep etmek yerine üretilen katma değere dikkat çekilmelidir. Yani toplumda tek tek fertler sorumluluklarını üstlenmedikleri sürece, aynı şeyleri konuşmaya devam edeceğiz gibi görünüyor.