Kürtler sorun değil, sorunun parçası

0

Ortadoğu'da Gladyo'nun dizayn ettiği yönetimler için Kürtler sorun olmaktan başka bir şey ifade etmedi yıllar boyunca. Bu sorunun zorunlu bir parçası olarak hep bir suçluluk duygusu içinde olduğumu itiraf etmeliyim. Biz Kürtler olmasak Türkiye, İran, Irak, Suriye ne kadarda problemsiz mutlu bir hayat sürebilirdi… Okulda, sokakta, Türk büyüklerimiz bize sürekli"aman dış güçlerin oyununa gelmeyin, aklınızı başınıza alın, Türklük dairesi içine girin, problem olmayın devletin başına" diye nasihat ederdi. Dış güçlerin oyununu bilemem ama, kendi adıma, Türklük dairesine hiç bir zaman girme hevesim olmadı. O daire aslında ciğerinin en dibinde gerçek Türklerden nefret eden, Ermeni, Rum ve Yahudi kriptolarla doluydu zaten. (Ermenilerle, Rumlarla, Yahudilerle hiç bir problemim yok. Fakat Türkçü maskesiyle ortalıkta dolaşan Ermeni, Rum, Yahudi hiç çekilmiyor. Daha da çekilmezi şimdilerde Kürtçü maskesini takmaları..)

Nihayet AK Parti hükümetiyle "Kürtler sorun değildir, bu ülkenin asli kurucularıdır" sözü dolaşıma girdi ve anlam kazandı. "Biz Kürtleri sorun olarak görmüyoruz" diyen sivil bir hükümet var iş başında. Ne kadar iş başında kalacağı daha doğrusu uluslararası köpekbalıkları ne kadar işbaşında kalmasına izin verecek sorusunun cevabı bölgede Kürtlerin özgür ve eşit yaşamasının ne zaman tam olarak gerçekleşeceği ile birebir ilgili.

Öncelikle şunu belirteyim ki mevzu AK Parti mevzusu değil. Mevzu yaptığı icraatlarla özgürlüklerin önünü açmış bir hükümet olmayı başarmış güçlü bir siyasi iradenin işbaşında olmasının sürekliliği. Yıllarca derin devleti oluşturan kesimlerin pespayeliği, işbilmezliği, kalitesizliği derin devletten bir umudumuz olamayacağını gösterdiği için, süreklilik sağlayabilecek güçlü bir siyasi iradenin varolması zorunlu. Ak Partiye oy vermeyelim, tamam…. Eğer CHP, Türk, Kürt, Dindar, Alevi, dini ve etnik azınlıklar ve ekonomi konusunda özgürlükçü, sürekliliği olan siyasi bir irade ortaya koyacaksa hepimiz ona oy verelim. En azından Türkiye'yi içinde bulunduğu bataklıktan kurtaracak zaman diliminde oy verelim. Aynı şey MHP ve HDP içinde geçerli. "Benim partim AKP, CHP, MHP yada HDP dir" demek kadar saçma sapan bir şey olamaz. Takım tutar gibi parti tutmaktansa ortak çıkarların gereğini yerine getirip sürekliliği olan güçlü bir siyasi iradenin tarafı yada tarafı olunmasada yardım edeni, el uzatanı olmak gerek.

Keşke Kemalistler, İttihatçılar, tekçi, farklı olanı yok edici, ekonomide içe kapanık bir ideloji kaygısıyla hareket etmeseydi de, bizde onlara süreklilik sağlayabilecekleri güçlü bir siyasi irade için omuz verseydik. "Hükümet olur olmaz Kürt çocuklarına Ne Mutlu Türküm! dedirten andımızı geri getireceğiz, Kürtçe TV leri, radyoları, okulları kapatacağız, montaj sanayisine geri döneceğiz, kiliseleri, sinagogları tekrar kapatacağız" diyen bir CHP'ye, MHP'ye ve türevlerinin nesine omuz vereceğim ki?

Askeri darbe Ahmet Altan'ı ne kadar mutlu eder?

Onlardan geçtik…

"Ne olmuş yani? devlet Dersim'de katliam yaptı fakat medeniyetsiz Alevilere medeniyet getirdi"diyen CHP'lilerden geçtik…

"Biz hükümet olursak, Faşist İtalya döneminden apartığımız andımızı tekrar getirip, Kürt çocuklarını her sabah, Türküm doğruyum çalışkanım diye bağırttıracağız" diyen MHP'liler ve Vatan Partililerden geçtik…

Kürtçe şarkı söyleyen Ahmet Kaya'ya manşetten "vay şerefsiz" diyen Aydın Doğan ve bütün adamlarından geçtik....

Mecliste Başörtüsü yasağını kaldırdığı için "411 el kaosa kalktı" diye manşet atan, faşistin önde gideni Ertuğrul Özkök'ten geçtik… (ilginçtir, o gün bu başlığı atan Hürriyet gazetesi, bugün olduğu gibi o gün de başörtü yasağının kalkmasıyla kutuplaşmanın arttığını yazmış. Demek ki ne kadar çok özgürlük o kadar kutuplaşma. Tayyip Kürtçe yasağını kaldırdı kutuplaşmayı artırdı. Tayyip Alevilere kısmende olsa özgürlükler getirdi kutuplaşmayı artırdı. Tayyip azınlıkların CHP tarafından gaspedilen haklarını geri verdi kutuplaşmayı artırdı. Demek ki mantıkları böyle işliyor. Beyinlerinde özgürlükleri kutuplaşma olarak algılayan bir mekanizma var. Psikologların dikkatine..)

Bunlardan geçtik, çünkü umutsuz vakalar…

Bilmemezlikten değil sadece kötü oldukları için umutsuz vakalar.

Ruhları kapkara, nefretle yatıp nefretle kalkıyorlar. Dışarda hümanist ayaklarına yatarken kendi kanka grupları içinde kendilerinden olmayanlara karşı nefret kusuyorlar.

Gözlerini dört açmışlar "şu Tayyip Erdogan ölsede Kürtçe'yi tekrar yasaklasak" diye iç geçiriyorlar. (Tayyib'in öleceği falan yok, adam gittikçe gençleşiyor, hala top oynuyor)

Benim dilimi, benim Kürtçemi yasaklamak için bin bir çirkeflik yapıp seçilmiş hükümeti devirmek icin geri adım atmaya niyetleri yok

Tayyip'ten nefret ediyorlar çünkü CHP'nin işlediği Alevi katliamı için Alevilerden özür dileyen de, faşist andımızı çöp tenekesine atan da, Kürtçe'nin önündeki yasakları kaldıran da, başörtüsü yasağını yıkan da o. Tırlarla Almanya'ya kaçırılan paraların önünü kesen o olduğu gibi tekelleşmenin önüne geçen de o. Açlığa mahkum ettikleri ülkeyi bütün engellemelere rağmen zenginleştiren o. 80 yılda yapamadıkları yolları, üniversiteleri, hastahaneleri, konutları, demiryollarını, köprüleri yapan o. Nefret ediyorlar çünkü tüketen Türkiye'den üreten Türkiye'ye geçişi sağlayan da o.

Kendi çocukları gözlerimizin önünde hergeçen gün daha da zenginleşirken, Tayyiplerin çocukları hep sersefil yaşasın demeleri vicdanları paradan başka birşeyle soğumadığı için.

Çoktan geçtik onlardan…

Derdimiz, "romantik faşizm" ile enayi avına çıkanlarla. Liberal boşluğu ne misyon üzere doldurduğu belli olmayan, darbe dönemi hayaliyle yaşayanlarla.

Liberal, sol, demokrat elbisesini üzerinden hiç çıkartmaya niyeti olmayanlar, "sonu Menderes gibi olacak" diyerek aba altından sopa gösteriyorlar.

Peki Menderes'in suçu neydi?

Tek suçu seçim kazanmaktı. Ahmet Altanın paşa dedelerinin, İttihatçıların, darbecilerin inadına seçim kazanmak.

Afedilmiyecek bir suçtur seçim kazanmak Türkiye'de.

Yüreklerinde gizlediklerini cesurca ifade etseler de bizde bilsek; bir askeri darbe, Ahmet-Mehmet Altan kardeşleri, Cengiz Çandar'ı, Hasan Cemal'i, Murat Belge'yi, Ruşen Çakır'ı ne kadar mutlu eder?

Söylenmese eksik kalırdı

"Tenê ji kesekî re sepandina bêdadî, gefandineke ji bo hemû civakê ye."

"Bir tek kimseye yapılan adaletsizlik, bütün topluma yapılmış bir tehdittir." -Montesquieu-