Hep söylüyoruz bir daha söyleyelim. Doğrunun çeşidi çoktur ama yanlışın çeşidi tektir. Birçok farklı yolla insanları mutlu edebilirsiniz, huzur verebilirsiniz.
Nasıl mı?
Bir toplumun huzur ve barış toplumu olması örneğin çok farklı yönetim şekilleriyle mümkündür. Mesela Krallık ile olabileceği gibi demokrasi ve bu iki rejim arasında farklılık arz eden her hangi başka bir yönetim şekli ile de huzurlu ve mutlu bir toplum tasarlamak ve uygulamak mümkün olabilir.
Ama bir toplumu germek ve mutsuz etmek için bir tek yol vardır. Onlar adına karar vermek ve uygulamaktır. Onları yok saymaktır. Tersinden söyleyelim insanlar eğer bir ülkede mutsuz ise yönetenler onlara rahat vermiyordur ondan.
Devletler veya genel anlamda güç sahipleri neden güçlerinin yettiğine dayatmada bulunurlar?
Çoğunlukla sebep ekonomiktir.Ve yine çoğunlukla buna bir "yüce ideal" bahane edilir ve yapılan baskı ve zulümler meşrulaştırılmaya çalışılır.
Kendinivatanın asıl sahibi zannetme kibri "öteki"nin yaşam alanını daraltmayı kendine hak olarak düşünür.
Cumhuriyetçi/Ulusalcızihniyet yıllarca bu memlekette kendisinden daha "Türk" olanlara da kendisinden daha çok üretip ekonomiye katkı sunan sanayiciye, sanatçıya ve bilim adamına da "öteki" gözüyle baktı.
Onların potansiyel olarak bu ülkeye düşman olduklarını ve hain oldukları ön kabulüyle onlara ya bu ülkeyİ seveceksin ya da tek edeceksin dedi.
Bunu diye diye insanları dönüştürdü. Çünkü bir ulus yaratacaktı ve mevcut halkı beğenmiyordu.
Kimin bir ülkeyi ne kadar sevdiğini test etmenin yolu olmadığına göre bu söylemi yapacak gücü olanlar bu gücü askeri ve siyasi güçlerinden alarak bu dönüştürmeyi yapabiliyorlardı.
Oysa bir ülkede elinde güç bulundurmak ve güçlü olmak zorbalığı meşru göstermeyeceği gibi sizi haklı da yapmaz. Sizi vatansever de yapmaz.
Yıllarca bu ülkede düzenin ve siyasetin kaymağını yiyenler bu halka ya sev ya terk et modunda bir yönetim ve toplumsal anlayış dayattılar.
Benzer şekilde Kürtlerde de ikinci bir dayatma yapılmaktadır.
Cumhuriyetçi/ulusalca dayatmadan sonra ikinci bir dayatma ve dönüştürme ile karşı karşıyadırlar.
Doğrudan veya dolaylı olarak dominant olan bir siyaset HDP ve onun paralelinde düşünen bir silahlı güç PKK var. Ve bir kere daha insanlar ya dönüşmek ya da terk etmek zorunda kalıyorlar.
Bunu Kürt halkına yapanlar Kürtlerin asimile olmalarına ve dönüşmelerine büyük hizmeti yapıyorlar.
Onlar da biliyorlar ki bölgeden çıkartılan en fazla bir nesil sonra Kürtçe'yi de Kürt kültürünü de unuturlar. Kürt kültürünü, yani dinini, dilini, geleneklerini, adetlerini ve ilişki tarzlarını bitirdikten sonra geriye ne kalır?
Dönüştürülmüş Kürd'ün bir tek siyasal düşüncesi kalır elinizde. Kürt halkının batıya göçe zorlanmasının 1990'larda ne tür travmalarla sonuçlandığını ilgili olup da bilmeyen yok sanırım.
Kürtler en çok ve en hızlı ne zaman dönüştü? 60 yıllık totaliter Cumhuriyetçi/Ulusalcı rejim baskılarıyla mı yoksa son 30 yıl içinde mi?
Kürtlerin, başta dili, dini değerleri, kültürü siyasallaştıkça erozyona uğramıştır kim ne derse desin.