Kürtsüz anayasa olmaz

0

Yeni anayasa taslakları basında yeralmaya devam ediyor. Bahsedilen bu yeni anayasalarda ben yeni bir şey göremedim henüz. Sanırım "tartışılsın bir karara bağlıyalım" tarzı söz konusu. Toplumdan gelen bir değişim baskısı var, gerçek iktidar bu değişime direniyor, halkın seçerek işbaşına getirdiği hükümet ise halkın istekleri ile gerçek iktidarın çıkarları arasında şıkışıp kalmış durumda. Gerçek iktidar bütün unsurları ile kazanımlarını elden çıkarmamak gayretinde.

Meselelerden bir mesele olan Kürt meselesinin kalıcı çözümü için Kürtlerin anayasada yerini alması şart. Kürt kimliği, Kürt dili açık ve net bir şekilde ifade edilmeli. Türkler ve Kürtler kurucu halktır ve Anayasada belirtilmelidirler. Türkiye tek dil ile yoluna devam edemez. Piyasada Kürtçü diye dolaşan yetersizler pek farkında olmasalar da Kürtler sadece Kürdistan da yaşamıyorlar. İstanbul da, İzmir de, Ankara da, Konya da Kürdistanın bir parçası. Türkiye Cumhuriyetinin resmi dilleri Türkçe ve Kürtçedir ibaresi olmak zorunda.

Ülkenin birliğinden bütünlüğünden bahsedenler önlerindeki iki seçenekten birini seçmek zorundalar. Birinci seçenek Kürtlerle birlikte (Kürt halkı) hareket edip, hukuk önünde Kürtlerin bu ülkenin kurucu unsurları arasında olduğunu belirtip bütünleşmeyi sağlamak. İkinci seçenek ise Kürtleri yok saymak yada bu topraklarda misafir kabul etmek. İkinci seçeneği seçmiş iseniz bu Gladyo ile anlaştığınız anlamına gelir. Bir çeşit Mahabad sendromu.. İkinci seçenekte kaybeden Türk ve Kürt halkı olacaktır. Çünkü Gladyo size Kürtleri yok etme değil ezme hakkı tanıyacaktır. Gladyo için ölü Kürt değil yaralı Kürt makbuldür. Bir eyaletleri olarak gördükleri Türkiye Cumhuriyeti devletinde oyun bozan yöneticileri yola getirmek için kullanabilecekleri karttın adıdır Kürt. Net olan bir şey varki her iki seçeneğin içeriğinde bağımsız bir Kürt devleti yok. Bağımsız bir Kürt devleti Kürdistan olarak adlandırdığımız coğrafyayı vadedilmiş toprakları olarak kabul eden Siyonistlerin hesaplarına aykırı. Çünkü onlar Kürtleri Türkler kadar kolay bir lokma olarak görmüyorlar. En azından bazı Kürtleri...

Ne aşk kaldı ne romantizm

Sevgili Ahmet Altan'dan bahsediyorum.

Aşk romanlarının usta yazarı, mazlumların, yok sayılanların, ötekileştirilenlerin sesi Ahmet Altan. Hep bir elit havası vardı ama olsundu. Hep Aydın Doğan basınının kıyısında çıplak ayakla dolaşır, mehtaba karşı viskisini yudumlardı ama olsundu. Kürdün, dindarın, Alevinin, azınlıkların haklarını savunuyorduya bu bize yetiyordu.

Sonra garip birşeyler olmaya başladı kendisine. Aşk romanlarının usta yazarı romantik Faşist çıkıverdi ortaya. "Kenan Evren dönemini özlüyorum" diyordu ama romantizmi elden bırakmadı. "Darbe dönemi bile bundan iyiydi" demeye başladı fakat şiir tadında yazılarından taviz vermedi. Sivil hükümete karşı faşizmin dibi bir parti olan CHP'yi direnişe çağırdı fakat tomalara karşı dimdik duran kırmızılı mahsun kadın kıvamında oldu hep.

İşte bu Ahmet Altan gitti, aşk gitti, romantizm gitti, belden aşağı vurmaya başlayan ağzı bozuk bir tip ortaya çıkıverdi. Meğer nazik ruhlu yazarımızın içinde bir Yılmaz Özdil, bir Emin Çölasan, bir Bekir Coşkun yatıyormuş da haberimiz yokmuş. Son yazılarına göz atanlar değişimi farketmişlerdir. Bu hız hayra alamet değil. Sözcü gazetesinin duvarına toslamakla sonlanır...

Kürdistan Türkiye hattı

Orhan Miroğlu'nun yazısını okuyunca öğrendim. Türk Hava Yolları Diyarbekir Erbil seferlerini başlatmış. Gecikmeli de olsa iyi bir haber bu. Türkiye Kürdistan arasındaki uçak seferlerinin artırılmasında fayda var.

Yüzlerce Türkiyeli işadamı Kürdistan'da büyük projeler gerçekleştiriyor ve ulaşım yollarındaki iyileşmeler siyasi ve ekonomik iyileşmeleri birlikte getirecektir. Ulaşım bakanlığı şimdiden İstanbul Hewler arası hızlı tren projesinin alt yapısını hazırlarsa faydalı bir iş gerçekleştirmiş olacak. Türkiye ne kadar Kürdistanlaşmışsa Irak Kürdistanı da bir kadar Türkiyeleşmiş durumda. Devlet bu işin gerisinde kalmamalı. Pratik, faydalı adımlar atılmalı. Türkiye geçmişten kalan alışkanlıklarla Irak'ta yaşayan Türkmenlere özel ilgi gösteriyorken Kürtlere karşı kayıtsız davranmakta.

Türkmen sizin soydaşınızsa Kürd de bizim soydaşımız.

Türk bakanın Türkmenlere muhabetle sahip çıkması normalde, Kürt bakanında muhabbetle Kürde sahip çıkması gerekmekmiyor mu? Bu konuda varsa bir devlet politikası değiştirilse iyi olacak. Hükümeti, MİT'i, Genel Kurmayı otursun "Türkmen neyimiz olur Kürt neyimiz" konusunda bir tavır belirlesin. (Sonuç itibariyle Türkmen kardeşimiz safını Şah İsmail'den yana koyarken Kürd kardeşimiz Osmanlı'nın safında yeraldı.)

Miroğlu'nun yazısındaki önemli diğer husus ise Kürdistan bölge yönetiminin Ankara'da hala büro düzeyinde temsil ediliyor olması. Kürdistan resmi temsilciliğinin bir an önce açılması gerekmekte. Hala bir Türk Kürt dostluk vakfının kurulmamış olması büyük eksiklik. Bu konuda Ufuk Coşkun'un bir girişimi olmuştu fakat netice alınamadı. Ak Parti içerisindeki Kürt milletvekillerinin Kürtlük konusunda biraz ön plana çıkmaları gerekiyor. Bu konuda yetersizlik kendisini hemen farkettiriyor. Bir Orhan Miroğlu'nun üzerine yıkarak ilerlemek mümkün değil.

Söylenmese eksik kalırdı

"Ew kesên bi hêsanî dibin mêrkuj, bi rastî kesên herî bêzerav û bêbehre ne. Ji tolhildanê an jî ji parastina rewa fêhm nakin. ji ber bêaqilî û bêzêhniya xwe ji holê rakıirinê pêştir ti riya nizanin. Rika wan, ji wê ye."

"En kolay katil olanlar,aslında en beceriksiz ve korkak yaratıklardır. Küçük, amaca uygun savunmadan ya da intikamdan anlamazlar; onların nefretleri, zeka ve akıl yoksunluğundan dolayı, yok etmekten başka bir çözüm tanımaz."

-Friedrich Nietzsche-