Kuşuna sahip olmak için!

0

Fırsat ayı Ramazan'da insanın sahip olması, kontrolünü eline alması gereken dört önemli kuşu vardır. Bu dört önemli kuşa sahip olmak o kadar da kolay bir iş değildir gerçi. Bir ömür boyu uğraşmak gerekir bu dört kuşun serkeşlikleriyle baş edebilmek için.

Baş etmek yetmez elbet, onların faydalı bir varlık haline dönüştürülmesi de gerekir, dikenin güle, zehrin panzehire, bıçağın şifaya dönüştürülmesi gibi.

Yeter ki insan yola koyulsun. Niyetini alsın. Kuşlarına sahip olmak için mücadeleye girsin. İyi niyetlerle çıkılan yolda kimi zaman kuşlara sahip olunur, kimi zaman da onlardan müstefit olunur. Her ikisine de nail olabilmek için sabırla yolda kalabilmek lazımdır.

İşte o yüzden asıl meselenin yola koyulmuşken yolda kalabilmek olduğunu fark ederiz.

Yola çıkmak ve yolda kalmak. Yola çıkmayan ile yoldan çıkan arasında hiçbir fark yoktur. Asıl mesele bir amaç uğruna yaşayabilmek, yani bir yola koyulmaktır. Yola koyulunca da meşakkatiyle birlikte, dertleriyle birlikte, kimi zaman sevinçleri ile birlikte haddi aşmadan yolda kalabilmek.

Hacı Bektaşi Veli hazretlerinin "eline, beline, diline sahip ol" sözüne ben de bir katkı sağlayarak "aklına" da sahip ol demek istiyorum. Çünkü bütün bunların kontrol merkezi akıldadır. Ele, bele ve dile sahip olmak akla sahip olmaktan geçer. Aklına sahip olamayan, düşüncelerini kontrol edemeyen ne eline, ne beline ne de diline sahip olabilir.

Aklına sahip olmayı öğrenen için ise asıl sorumluluk yeni başlıyor demektir. O sorumluluk da insanı yaşam boyu peşinden koşturacak olan pervasız kuşlarına sahip olma sorumluluğudur...

Bu kuşlar ki insanın cesetten hali olmuş ölümsüz canını ya sonsuz cennetlere ya da bitip tükenmez cehennemlere uçurup götürür.

Nedir o zaman bu kuşlar?

Hz. Mevlana'nın da dediği gibi bu kuşlar kaz, horoz, tavus ve kargadır. Kaz hırsa; horoz şehvete; tavus makam ve mevki sevgisine; karga da uzun ömre, tulul emele işaret eder.

İnsan öncelikle kuşları eğitmeye kargadan başlamalı derim. Karganın eğitilmiş olması diğer kuşların eğitilmesine yardımcı olur.

Ölümün hatırda tutulması, her an her dem vakti yazılı olan ölüm meleğinin karşımıza dikilivereceğini hatırda tutmak tavus kuşunu makam ve mevki peşinde koşmaktan alı koyacak, ahiret için çalışmanın her türlü makam ve mevkiden daha üstün olduğu şuurunu verecektir.

Peygamber (sav) ne demişti? "ağızların tadını kaçıran ölümü çok anın". İnsan her gün belirli bir saatte ölümü düşündüğünü varsayalım. Bu insan şu geçici dünyanın geçici değerlerine önem verebilir mi? Aldatıcı hayallerine kapılıp gidebilir mi? Kapılacak olsa bile, her günün belirli vaktindeki ölüm terapisi insanı dizginleyecek ve bir zaman sonra da hayatın gerçek anlamını bilerek nefes alıp verecek hale gelecektir.

Böylelikle şehvet denen dünyalık arzular da kendiliğinden kontrol altına alınmış olacak. Mala olan sevgi bir anda insanlara faydalı olma düşüncesine kanalize edilecek; nefsin kadına olan düşkünlüğü bir anda helalinden elde etme takvasına yükselecek.

Nefsini tatmin etmekten ziyade Peygamber sünnetini tatbik etme anlayışına erecektir. "Nikah benim sünnetimdir, kim ondan uzak durursa benden değildir" uyarısını yaşamında bir ibadet gibi algılar hale gelecektir. İnsanların dedikodularına aldırmadan Peygamber öğretisini baş tacı edecektir.

Doğal olarak karganın, yani tulul emelin eğitilmiş olması, tavusun makam ve mevkiye olan tamahının etkisiz hale gelmesi, horozun dünyaya olan şehvetinin dizginlenmiş olması kazı da kendine getirecek hırs hastalığından kurtarıp tevekkül ipine bağlayacaktır. İnsanın hırslı olmasının tasvir edildiği kaz metaforunda asıl verilmek istenen Allah'a olan tevekkülün yok oluşudur. İnsan yaratıcısına olan tevekkülünü canlı tutarsa yeryüzü ve gökyüzü nimetleri önüne ve ardına seriliverir. Ölüm şuuru insanda ne hırs bırakır, ne şehvet, ne de makam ve mevki hastalığı.

Aklına sahip olan, kuşlarına da sahip olur.