Her sene kutlu doğum programları ortaya çıktıkça, bir kısım medyamızda ve sohbetlerde şu sorunun cevabı aranır (Aslında sorunun içinde cevap da gizlidir): Kutlu Doğum Haftası ihdas etmek, bu vesileyle etkinliklerde bulunmak, bir bidat değil midir? Mevlit kandili varken bu da nereden çıktı? (Bazıları zaten mevlit kandilini ihya etmenin de İslam'da yerinin olmadığını hararetle savunmaktadırlar.)
Yıllardır açık- gizli, sesli- sessiz, düşük- yoğun tempolu bu tartışmaya en muknî cevap, geçen cumartesi günü Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Hoca'dan geldi. Bence mesele tamamen kapanmıştır. Sayın Başkan, Kutlu Doğum Haftasının dini ve taabbudi bir hafta olmadığını ilmi ve fikri bir hafta olduğunu vurgulayarak, "Kutlu Doğum Haftası, Resulü Ekrem'in rahmet mesajını bütün insanlıkla buluşturma çabası ve gayretidir. Her sene millet, ümmet ve insanlık olarak muhtaç olduğumuz bir yönü üzerinde duruyoruz. Bu sene 'Hz. Peygamber, Tevhit ve Vahdet' üzerinde duruyoruz. 'İnsanlığı diriltmek için gelin birlik olalım', 'İnsanlığı yaşatmak için gelin birlik olalım', 'İnsanlığı yüceltmek için gelin birlik olalım' çağrısıyla milletimizin huzuruna çıkmış bulunuyoruz" dedi.
Çok veciz bir şekilde ifade edildiği gibi, bu hafta laik devletin Diyanet İşleri Başkanlığının ihdas ettiği bir dini hafta değildir. Bu vesileyle Peygamber Efendimizi anlama, sevme, örnek alma, sünnetini kavrama, önemli toplumsal bir meseleyi tefekküre etme, o konuda yoğunlaşma amacıyla gerçekleştirilen bilinçlendirme çabasıdır.
Gerçekten de bu hafta vesilesiyle okullarda, camilerde, salonlarda, mahallelerde, üniversitelerde sayısız etkinlik gerçekleştirilmektedir. Bu vesileyle milyonlarca insan bir araya gelmekte, ayet, hadisler dinlemektedir.
Bu etkinliklerin niteliği, ciddiyeti, ağırlığı elbette tartışılabilir, hatta tartışılmalıdır da. Ancak ortaya çıkan tabloda, yararın çok çok fazla olduğu da bir realitedir. Sadece okullarda oluşan heyecan dalgası bile bunu sürdürmek için yeterlidir.
Bu bir bidat midir?
Dini bir gün/hafta olarak sunulursa elbette bidattir. Ancak, Peygamber Efendimizi fikri, tarihi ve ilmi yönleriyle anlama çabası olarak bakıldığında, bize özgü sosyolojik bir harekettir.
…
Son söz, bu haftanın ana teması ile ilgili konuşan, Diyanet Reisi Prof. Mehmet Görmez'in olsun: "Bugün İslam dünyasını kuşatan en büyük sorun, tevhidi medeniyeti yorumlayan bir ilkeden çıkarıp, başkasını tekfir eden bir ideolojiye dönüşmesidir. Bugün savaşların ve şiddetin gölgesinde savaş teolojileri üreten nevzuhur dini akımların İslam'a ve Müslümanlara verdiği en büyük zarar, tevhit anlayışında sapma olmuştur. Tevhit, insanı, tarihi, varlığı, toplumu, kültürü, kainatı, medeniyeti yorumlayan bir ilke iken birilerinin eliyle sadece soyut bir inanca, başkasını tekfir eden bir ideolojiye dönüşmüştür. Tevhit, kulluk ve köleliğin kul ve köle olana yapılmayacağının ilanıdır. Tevhit medeniyeti, mensuplarını ve bütün insanlığı dil, ırk, renk, etnik köken olarak asla tasnif etmez…"