Kuyruk psikolojisi

Sabah sabah ATM'de sıra bekliyordum. Önümdeki adam kartını dört kere yanlış girmiş, makine yutmuş kartı. Arkamda bir teyze mırıldanıyor: "Allah sabır versin." Dedim ki kendi kendime, işte bu. İşte tam da bu. Türk insanının en büyük imtihanlarından biri: kuyruk.

Kuyruğa girmek bu memlekette bir kader meselesidir. Doğduğun hastanede başlar, gideceğin mezarlıkta biter. Arada nice kuyruklar vardır. Kimi zorunlu, kimi göstermelik, kimi de hiç girmesen olmaz türden.

Mesela üniversiteye giriş kuyruğu. Milyonlarca çocuk aynı kapıya üşüşür. Bazıları "ben zaten bu kuyruktayım" diye doğar. Babası profesör, dayısı dekan. Onların kuyruğu biraz daha kısa işte. Bazılarınınki ise Anadolu'nun ücra köşelerinden başlar, iki katlı otobüsle, gecekonduda çalışılan lambalar altında uzar gider.

Sonra iş kuyruğu. CV gönderirsiniz, beklersiniz. "Sizi ararız" derler, beklersiniz. "Tecrübe şart" derler ama tecrübeyi kazanmak için o işe gireceksiniz zaten. Döngü işte, kuyruk işte.

Araba kuyruğu var. Peşinatı verirsiniz, kuyruğa girersiniz. Aylar geçer, yıllar geçer. Araba gelene kadar model değişir, fiyatlar katlanır. Bayi arıyor: "Ek ödeme yapmazsanız teslim edemeyiz." Sen hâlâ o ilk anlaşmadaki kuyruktasın ama kuyruk başka yere kaymış. Ya cebinden bulacaksın, ya sıfırdan başlayacaksın.

Evlenme kuyruğu var bir de. "Sıra sende" derler düğünlerde. Sanki hayat bir aşure kuyruğu, sıra gelecek herkesin eline bir kepçe mutluluk düşecek. Bazıları bu kuyruktan hiç çıkmak istemez. Rahatdır, sorumluluksuzdur. Bazıları ise ömür tükenir, sıra gelmez.

Ama asıl acı olan şu: bazı insanların hayatında siz hep kuyrukta olursunuz. Bir hocayı, bir müdürü, bir amiri, belki de bir sevgiliyi düşünün. Onun kapısında bekleyen bir sıra var. Siz o sıradasınız. Zorunlu ilişkiler derler buna. İmza atacak, onay verecek, belki de bir bakış fırlatacak. Siz beklersiniz.

"Hocam müsait mi?" diye sorarsınız sekretere. "Meşgul" der. İçeride kahve içiyordur belki. Ama sen beklersin. Çünkü o senin terfi kuyruğunun, proje onay kuyruğunun, diploma kuyruğunun başındadır.

Kuyrukta öğrendiğimiz şeyler var. Sabır mesela. Türk insanı kuyrukta sabrı öğrenir. Bir de dayanışmayı. "Sıra bende miydi?" diye sorarken çekingenlik. "Atlamayın arkadaşım!" derken cesaret.

Hastane kuyruğunda görürsünüz en çıplak halini insanın. Orada zengin fakir, memur işçi, hepsi aynı acının, aynı umudun kuyruğundadır. Doktor gecikmiştir, herkes bekler. Biri söylenir: "Özel hastanede olsa böyle olur muydu?" Öyle olsa da o kuyruğa girmek için başka bir kuyruğa girersiniz: para biriktirme kuyruğu.

Bazen düşünüyorum, acaba bütün hayat bir kuyruk mu? Doğum sırası, ölüm sırası, aradaki her şey sıra. Kimimiz VIP geçişten, kimimiz normal kapıdan. Kimimiz sırayı atlatma derdinde, kimimiz sıranın gelmesini bekleme sabırsızlığında.

En kötüsü de şu: bazı kuyruklar öyle uzundur ki, sıran gelene kadar artık o işe ihtiyacın kalmaz. Sosyal konut kuyruğunda beklerken evlatların evlenir. Emeklilik kuyruğunda beklerken bel fıtığı çıkar.

Ama biz yine de bekleriz. Çünkü bu topraklarda yaşayan insanın en büyük meziyeti budur: ümitle beklemek. "Belki yarın" demek. "Olur mu olur" demek.

Kuyruk meselesi sonuçta. Kaderle ilgili de bir hali var, karakterle ilgili de. Kimi sıraya saygılıdır, kimi "ben acelem" der atlar. Toplum olarak neresinde olduğumuzu anlamak istiyorsak, bir kuyruk başına gidip bakmak yeter.

Neyse, sıra bana geldi. ATM param yok diyor. Yeni bir kuyruk daha: Banka şubesinin. Güvenlik görevlisi "numara alın" diyor. Aldım numarayı. 47. Sıra 12'de.

Bekleyeceğiz. Beklemeye alışığız zaten.