Dünya şu dönemde anlatılamayacak kadar iç içe geçmiş durumda. Özellikle küreselleşme ile birlikte her alanda girift ilişkiler söz konusu. Menfaatler fikri bir dejenerasyona sebebiyet vermekte. Hal böyleyken ideallerin zamanla emperyalleşmesi, düzenin çarkları arasında öğütüldüğümüzü ispatlar nitelikte. Kişisel bazda ruhumuza kadar işleyen bu mantalite, oysa bizim değerlerimizle kesinlikle bağdaşmamaktadır. Çünkü bizler sözümüzle ve duruşumuzla dünya ya nam salmış, dosdoğru bir milletin torunlarıyız. "Sözüm senettir" anlayışı esasen bunu anlatır, maalesef günümüzde pek inandırıcılığı kalmasa da.
Faize karşı olan birinin bankada çalışması, emperyalizme düşman olanların ithal sigara tüketmesi ve kendince bazı devrimcilerin 657' ye tabi olması karşılaştığımız garabetin bazılarıdır. Bu aynı zamanda omurgasız bir zihniyetin yansımalarıdır. Tıpkı barış diyenlerin teröre destek çıkması ve ya demokrasi savunucularının darbe şak şakçılığına soyunması gibi. Tabi bu durum bir anda kendiliğinden gerçekleşmemiş arkasında sayısız sebeplerle olgunlaşmıştır.
Giriftlik anlamında ekonomik, sosyolojik ve kültürel alışveriş kuramı önemli bir yer tutar. Farklı ırkların akrabalık bağları kurması, ticaretin evrenselliği ve toplumsal ortaklıklarımız….gibi unsurlar ilişkilerin şekillenmesini sağlar. Ve tüm bunlar aslında bir toplum için normal davranışlardır. Bu noktada ülkeler arasındaki ilişkileri incelediğimizde, mevcut durumun hiçte farklı olmadığını görürüz. Bazı stratejistlerin "Devletlerarasında dostluk yoktur, çıkar ilişkisi vardır" tezi bu düşüncemizi perçinlemektedir. Mesela Rusları sevmeyen Batının gaz yüzünden Rusya ile ticaret yapması, Arap düşmanı ülkelerin sırf petrol için Arap coğrafyasına yanaşması veya Yahudi karşıtlarının İsrail'den medet umması bunu açıklamaya yetecektir. İşte bu sebeplerden ötürü, günümüz dünyasında bir karmaşıklık söz konusu. Ticari ilişkiler tam anlamıyla arap saçına dönmüş durumda. Tüm dengeler aynı daire (menfaat) etrafında dönmekte. Ülke çıkarları hiçbir düşmanlığı kabul görmüyor artık.
Bu yönüyle düşünüldüğünde, ancak Suriye denklemini çözebiliriz. Bir tarafta, gözünü Akdeniz'e diken Rusya ve bölgede nüfuzunu arttırma gayesindeki İran, zalim Esed'e destek veriyor. Bir tarafta DAEŞ bahanesi ile Suriye'yi bölmek isteyen uluslararası koalisyon güçleri PYD ile iş tutuyor. Diğer tarafta ise ulusal sınırlarını korumak, Suriye'yi normalleştirmek için çabalayan Türkiye ve bağımsızlık savaşı veren Suriye Halkı bulunuyor. Ama ne hikmetse hiç kimse farklı farklı emelleri olsa da doğrudan bir birleri ile çatışmıyor/çatışamıyor. Şimdilik 3. Dünya savaşının provası örgütler üzerinden yapılıyor anlayacağınız.
Yine de şuan için ülkesel boyutta bir savaşın çıkmayacağını düşünmüyoruz. Batılı güçler, Rusya paktı ile "Küfür tek millettir" prensibi doğrultusunda anlaşacak ve kendileri için en kazançlı yolu bulacaklardır muhakkak. Türkiye ise bu denge içerisinde kilit öneme sahipse de, sancılı bir sürecin bizi beklediği aşikar. Zaten bu ilk olmuyordu, daha önce de Suriye konusunda batılı ülkeler bizi aldatmıştı hatırlarsanız. Bütünlüğünü koruyacak bir Suriye'nin, Türkiye güdümüne gireceği ayan beyan ortadayken nasıl kandırmasınlar dı ki? Nihayetinde ülkemizde yaşayan milyonlarca Suriyeli Mülteci normalleşen ülkelerine döndüğünde, otomatikman sessiz bir gönül ihtilali yapmış olacaktık. Bunu bile göremeyen içimizdeki bazı siyasilerin, seçimi kazandıkları takdirde mültecileri gönderme vaadini sizce nasıl yorumlamalıyız? Basiretsizlik mi, politika mı, günü kurtarma çabası mı? Yahut itaat mi?
Gelinen noktada tek sorun, bizlerin henüz olup biteni kavrayamamışımızdır. Kavrayanların ise sorumluluktan kaçmak için kulaklarının üzerine yatmasıdır. EEE! Ne de olsa rahata alışmış, bu günlere bedel ödeyerek geldiğimizi çabuk unutmuştuk. Bundan sonra en azından "Zararın neresinden dönersek kardır" mukabilinde medyasıyla, siyasetçisiyle, vatandaşıyla akıllı ve ferasetli davranmaya mecburuz. Ve Müslümanlar olarak kaybettiğimiz ilahi şuuru bulmakla mükellefiz.
Fakat ne olursa olsun Türk Devleti; hamle yapan, oyun kuran bir aktördü artık. Kendisine dayatılan zorbalıklara razı olmayacaktır. Bu açıdan yorumlarsanız, devletimizin en başından beri doğru olanı seçtiğine vakıf olabilirsiniz. Zira biz, tarihi misyonumuz gereği gönle girmeyi ve düşene el uzatmayı tercih etmiştik. Yani mazlumdan yanaydık. Aman dileyenleri emanımıza almıştık hem de hiçbir denge gözetmeksizin. Gösterdiğimiz sevgi, hiçbir silahın yapamayacağı etkiyi oluşturacaktır/oluşturmuştur inanın. Şimdi anladınız mı birilerinin başından beri eleştirdiği "Suriye Politikamızın" inancımıza göre oysa ne kadar doğru olduğunu. Çünkü bölgede gelip geçici rejimlerden ziyade insana yatırım yaparak en büyük hamleyi biz yapmıştık.
Bu minvalde, PYD' in cüretkar beyanlarını sadece gürültü kirliliği olarak telakki edebilirsiniz dostlarım, Kaldı ki bu atmosferde orada bir devlet kurmaları ve ya kazara kursalar da kalıcılıkları imkansızdır. Merak etmeyin Rabbimiz devletimizin bu gayretini görüyor ve karşılıksız bırakmayacaktır. İstedikleri oyunu oynasınlar, kader ağlarını örecektir.
Hasılı; Unutmayın Mevla, bazen zalimlere de bilmeden Hakka hizmet ettirir. Sabırla izlemeye devam edin olacaklara şahitlik edeceksiniz inşallah.
Vesselam….