Aday listeleri, seçimlerden önce siyasi partiler için dönülmesi en zor ve en önemli dönemeçtir. Zira hazırladıkları listelerle siyasi partiler, kendileri hakkında ipuçları verirler. Seçmene, bundan sonra nasıl bir yol izleyeceklerini, neleri ön plana alacaklarını, hangi toplum kesimlerini temsil edeceklerini veya etmeyeceklerini ve seçimden sonra nasıl bir siyasi hatta siyaset yapacaklarını dolaylı olarak göstermiş olurlar.
Dün, Türkiye'nin geleceği açısından önemli bir gündü. Aynı şekilde onbinin üzerinde aday adayı için de bir hayli önemli ve heyecanlı bir gündü. Saat 17:00'ı gösterdiğinde bütün siyasi partiler aday listelerini YSK'ya teslim ederek bu kritik dönemeçten geçtiler.
7 Haziran Seçimleri'nde en çok merak edilen 2 husus var.
1-HDP %10 barajını geçebilecek mi?
2-Ak Parti Anayasayı değiştirecek güce erişebilecek mi?
İlk sorudan başlayalım
HDP'nin aday listelerine bakıldığında bir açılım yapmaya çalıştıkları söylenebilir. Ancak bu açılımın sadece TürkSolu ve Alevilerle sınırlı kalması HDP'yi zora sokacaktır. HDP'nin barajı aşmak için taktiksel olarak yaptığı Alevi-Sol aday açılımı Kürt bölgesindeki seçmenleri ters yönde etkileyebilir. Çünkü (HDP'nin tepe yöneticileri haricinde) partinin tabanı Türk-Solu'nun HDP üzerinde bu kadar fazla etkin olmasından rahatsız.
Öte yandan HDP'nin Doğu ve Güneydoğu'dan barajı geçecek kadar oy alması mümkün görülmüyor. %10 barajını geçmesi için en az 1,5 milyon oya ihtiyaç var. Bu ihtiyacın karşılanması Batı'dan gelecek "Türk Oyları"na bağlı. HDP'nin aday profiline bakıldığında tam olarak bu ihtiyacı karşılamaya dönük bir liste yapmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.
Eski SHP'li Celal Doğan'ın Gaziantep'ten, Eski Ak Parti'li Dengir Mir Mehmet Fırat'ın Mersin'den, Eski radikal solcu Mustafa Yalçıner'in İzmir'den, Mahmut Memduh Uyan ve Sırrı Süreyya Önder'in Ankara'dan, Selahattin Demirtaş ve Abdullah Bülent Uluer'in İstanbul'dan aday gösterilmesi HDP'nin mevcut oylarının dışındaki "ekstra oyları" almak için geliştirdiği bir strateji olduğu söylenebilir.
Bütün bunların yanına CHP'ye oy verdiği halde umduğunu bir türlü bulamayan, gayri-memnun, mutsuz CHP'liler, Türkiye dünyanın en demokratik ülkesi olsa, silahların tamamı gömülse, dağlarda tek kurşun sıkılmasa, Mouffe gibi isimler Türkiye'ye methiyeler düzse bile "Ak Parti ve Erdoğan kini" geçmeyecek noter onaylı muhalifler, emekliliği geçmiş, ırkartaya çıkmış kır saçlı liberaller ve kırk yıllık bir çalışmadan sonra geldiği nokta: "elinde benzin bidonu ülkesinde çıkan yangını daha da büyütmek için bekleyen komitacılar" olan paralel yapı HDP'ye çalışacak.
Günün sonununda HDP barajı aşarsa kıl payı, aşamazsa da kıl payı aşamayacak.
İkinci sorunun cevabı ise HDP'nin barajı aşıp aşamamasına bağlı.
Ancak Ak Parti'nin listesine bakıldığında, 4 kritere azami özen gösterdiği görülüyor.
1-Sadakat: Ak Parti uzun zamandan beri derin güçlerle mücadele ediyor. En sonuncusu Paralel Yapı. Bu mücadelede kendisini yalnız bırakmayacak, standart sapması sıfır olan, güvenilir, dürüst ve omurgalı isimlerin meclise taşınması istenmiş. Başbakan Davutoğlu'nun geçmişte bahsettiği "elek mekanizması" oldukça başarılı işletilmiş.
2-Paralel Yapı ile mücadelede etkin isimler: Ak Parti, devletin Kırmızı Kitabı'na girmiş, Türkiye'nin birinci tehdidi olan Paralel Yapı ile mücadele etmek için konuşan, söyleyecek sözü olan ve geçmişte bu hususta önemli işler yapmış isimlere ağırlık vermiş.
3-Başkanlık Sistemi'nde etkin rol oynayacak uzman isimler:Ak Parti'nin önümüzdeki dönem en önemli önceliği Başkanlık Sistemi olacak. Özellikle Anayasa konusunda uzman isimlerin listeye taşınmasına özen gösterilmiş. Hüsnü Fazıl Erdem ve Ahmet İyimaya gibi isimler bunun başlıca örnekleri
4-Sivil Anayasa ve Çözüm Süreci'nde aktif rol üstlenebilecek isimler: Türkiye'nin en önemli iki ihtiyacı olan Sivil Anayasa ve Çözüm Süreci'nin nihayete kavuşması ihtiyacı bu dönem karşılanacak. Ak Parti, listeleri hazırlarken bu iki konuda uzman ve özellikle medyatik kişileri Türkiye'nin çeşitli illerinden TBMM'ye taşıyacak.
Öte yandan Ak Parti, hazırladığı liste ile daha da demokratikleşmiştir. Daha geniş toplum kesimlerine hitap edeceğini göstermiştir. Kucağını daha da açan Ak Parti, Muhafazakar/Demokrat kimliğini koruyarak, merkezileşmeden merkeze daha yakınlaşmıştır.
Son tahlilde Ak Parti'nin uzun zamandır %45-50 arasında bir oy oranına sahip çıkması Türkiye'nin siyasi paradigmasında bir kırılma meydana getirmiştir.
Bu konsolidasyon, muhalefet partilerini dar bölge siyaseti yapmaktan vazgeçmek zorunda bıraktırmıştır. Ana muhalefetten diğer muhalefet partilerine kadar bütün partiler kadim kabuğundan çıkmak zorunda kalmıştır. Sembolik de olsa her parti bugüne kadar "öteki" olarak kabul ettiği veya bünyesine almaktan çekindiği kişileri kendi içine dahil etmiştir.
Bu geçişgenlik ve yumuşama, önümüzdeki dönemin en öncelikli gündemi olan "İki Partili Başkanlık Sistemi"ne geçişin bir ön hazırlığı niteliği taşımaktadır.