Saatler daha gün doğmadan, Güney Amerika’dan gelen haber hepimizi uyandırdı. Ekranlar "son dakika" ile doldu. Patlamalar. Operasyon. Değişim.
ABD Başkanı Trump duyurdu: Nicolas Maduro ve eşi yakalandı, ülke dışına çıkarıldı. Yılların gerilimi, bir gecede başka bir yola girdi.
Ben kimim ki bu büyük olaylar hakkında kesin hüküm vereyim? Elimde gizli dosyalar, istihbarat raporları yok; sadece bir köşe yazarı olarak izliyorum, düşünüyorum ve dertleniyorum.
Venezuela... Petrolle dolu bir ülke. Zenginlik var, evet. Halk yıllardır zorluk çekti, göç etti, sıkıntı yaşadı. Maduro dönemi, içerideki yönetimsel tartışmalar kadar, dışarıdan gelen ağır ambargolarla da anılacak.
Hatalarıyla, eksikleriyle veya mücadelesiyle bir devir kapanmak üzere. Bize düşen, gidenin ardından ağır sözler söylemek değil; o defteri tarihçilere bırakıp, halkın yarına nasıl uyanacağına odaklanmaktır.
Şimdi yeni bir süreç başlıyor. Trump "adalet" diyor.
Hüsn-ü inşad hassasiyetinde kalalım diyoruz ancak insanın aklına o meşhur "Kurt ile Kuzu" masalı gelmiyor da değil. Hani kurdun, kuzuyu yemek için "suyumu bulandırıyorsun" bahanesini ürettiği o hikaye... Acaba "adalet" denilen şey, gücün kılıfı mı oldu yine? Umarım yanılıyorumdur ve bu değişim, gerçekten halkın refahı için tecelli eder.
Biz Türkiye'den bakınca içimiz burkuluyor. Zulme her zaman karşıyız, mazlumun yanındayız her nerede olursa olsun. Dışişleri Bakanlığımızın dün yayımladığı açıklama da tam bu ruhu yansıtıyor:
"Venezuela’da meydana gelen son gelişmeleri yakından takip ediyoruz... Mevcut durumun bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından olumsuz sonuçlar doğurmamasını teminen tüm tarafları itidalli davranmaya çağırıyoruz."
İşte bu bizim yolumuz. Diyaloğu, barışı, yapıcı katkıyı önemsiyoruz. Büyükelçiliğimizin vatandaşlarımızla koordinasyonu sürdürmesi de içimizi rahatlatıyor.
Tarih bize dersler veriyor. Ani değişimler bazen umut getirir, bazen yeni zorluklar. Irak'ı, Libya'yı hatırlıyorum. Venezuela'da ki temennim, kan dökülmeden, mazlumlar üzülmeden halkın iradesiyle bir huzur ortamının sağlanmasıdır.
Pazartesi günü Cumhurbaşkanımız Erdoğan ile Başkan Trump'ın görüşmesi şimdi daha da önemli görünüyor. Masada Ukrayna var, Filistin meselesi var. Liderler arasında köprüler kurmak, işte en güzel en güçlü diplomasi.
Dünya bu fırtınalarla uğraşırken, bizim en büyük gücümüz ne biliyor musunuz? Kendi evimizin içi.
2025'te kırdığımız ihracat rekoru boşuna değil. Dışarıda ne olursa olsun, biz çalışmaya, üretmeye devam ediyoruz. İstikrarın meyvesi bu.
Biz yine dualarımızı, iyi temennilerimizi ihmal etmeyelim. Venezuela halkı için, tüm mazlumlar için dua edelim. Zulüm bitsin, sağduyu ve barış kazansın.
Umarım klişe bir tavsiye olarak gelmez size ama hava da soğukken, bir önerim var sevgili okurlar:
Evinizde sevdiklerinizle biraz sohbet edin, bir süre beraber okuyun, belki bir çay demleyin ve iç huzurunuzu çoğaltın. Dışarıdaki fırtınalar elbet geçer, nasipte varsa evdeki sıcaklıkla kalırız.
Yarın görüşmek üzere, kalın sağlıcakla.