Lübnan işgali ve kör dünya düzeni

Ortadoğu’da her gün yeni gelişmeler yaşanıyor. Yeni sömürge düzeni daha sinsice ilerliyor. Haritaları değiştirmeden, kameraları başka yöne çevirerek, “güvenlik” yalanının arkasına saklanarak…

Dünya İran Savaşına odaklanmışken İsrail sinsice Lübnan’ı işgal ediyor ve dünya buna yine kör ve sağır.

Daha açık söyleyelim…

İsrail, Gazze’de gerçekleştirdiği yıkımın ardından İran savaşı sonrası başlayan küresel enerji şokunu fırsata çevirdi ve dünyanın dikkatini güneye kilitleyip kuzeyde Lübnan topraklarını adım adım kontrol altına almaya başladı. Köyler boşaltılıyor, siviller geri dönemiyor, tarım alanları yakılıyor, yeni askerî hatlar kuruluyor; fakat Batı medyası buna “işgal” demiyor. Çünkü fail İsrail olunca dünya devleri bile korkaklaşıyor.

Bir başka devlet bunu yapsaydı manşetler hazırdı:

“Uluslararası hukukun ihlali…”

“Saldırgan yayılmacılık…”

“Savaş suçu…”

Ama söz konusu İsrail olunca bütün dünya bir anda diplomatik bir sağırlığa bürünüyor.

İşgal demiyorlar.

“Tampon bölge” diyorlar.

Toprak gaspı demiyorlar.

“Güvenlik önlemi” diyorlar.

Sivillerin zorla göç ettirilmesine etnik temizlik demiyorlar.

“Risk azaltma operasyonu” diyorlar.

Modern dünyanın en büyük ikiyüzlülüğü işte tam burada başlıyor.

İsrail yıllardır aynı stratejiyi uyguluyor: Önce tehdit söylemi üret, sonra askerî müdahaleyi meşrulaştır, ardından fiilî hâkimiyet kur ve en sonunda dünyaya yeni durumu kabullendir.

Filistin’de bunu yaptılar.

Gazze’de yaptılar.

Şimdi sıra Lübnan’a geldi.

Ve korkutucu olan şu: Dünya buna alışıyor.

Bir ülkenin egemenliği parça parça yok edilirken uluslararası kuruluşlar yalnızca “endişe duyduklarını” açıklıyor. Batılı devletler ise İsrail’in “kendini savunma hakkı” klişesinin arkasına saklanarak yaşananları normalleştiriyor.

Oysa ortada savunmadan çok daha fazlası var.

Ortada sistematik bir alan hâkimiyeti kurma politikası var.

Ortada nüfus mühendisliği var.

Ortada sınırları yeniden şekillendirme arzusu var.

Ortada, güç yettiği yere kadar ilerleme mantığı var.

Bugün Güney Lübnan’da kurulan askerî noktalar yarının kalıcı işgal bölgelerine dönüşürse kimse şaşırmamalı. Çünkü İsrail’in güvenlik doktrini artık “savunma” sınırını çoktan aşmış durumda. Bu doktrin, çevresindeki bütün coğrafyayı sürekli baskı altında tutmayı esas alıyor.

Daha trajik olan ise Arap dünyasının hâli…

Bir zamanlar Filistin için meydanlara çıkan rejimler bugün suskun. Kimisi Washington’dan gelecek telefonu bekliyor, kimisi ticaret anlaşmalarının bozulmasından korkuyor, kimisi de kendi iktidarını koruma telaşında.

Lübnan ise yalnız bırakılıyor.

Ekonomik olarak çökmüş, siyasî olarak parçalanmış, mezhep çatışmalarıyla içten çürütülmüş bir ülke; şimdi dış müdahaleye karşı da savunmasız hâle geliyor. İsrail tam da bu kırılganlığı kullanıyor.

Çünkü emperyal akıl daima zayıf anı kollar.

Ve bugün Lübnan zayıf.

Ama asıl mesele sadece Lübnan değil.

Asıl mesele dünyanın artık işgale alışmış olmasıdır.

Çocukların öldüğü görüntüler birkaç saat sonra sıradanlaşıyor.

Yıkılan şehirler birkaç gün sonra unutuluyor.

Boşaltılan köyler haritalardan siliniyor.

Ve insanlık, ekran başında yeni felaketlere yer açmak için eski acıları tüketiyor.

İşte İsrail’in en büyük avantajı da budur:

Dünyanın vicdan yorgunluğu…

Bugün Lübnan’da olan şey yalnızca sınır ihlali değildir. Bu, Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesidir. Güçlünün hukuk yazdığı, Batı’nın çıkarına göre insan hakları dağıttığı yeni bir düzenin sahadaki uygulamasıdır.

Ve herkes şunu bilmelidir:

Dünyanın neresinde olursa olsun başlayan işgaller, dünya sessiz kaldığı için büyüdü.

Yapılan zulümler, insanlar alıştığı için devam etti.

Ve haritalar değiştiğinde, kimse bunun bir gecede olduğunu söyleyemez artık.

Çünkü Lübnan çoktan sessizce işgal edilmeye başlandı.