Türkiye'de gündem Suriye, PYD/PKK ve AB'ye kilitlenmişken, dünyanın öbür ucu Brezilya'da Justokratik bir darbe yapılmak istendi. Brezilya ve Türkiye, Okyanusun iki yakasında imparatorluk bakiyesi olan iki ülke; 2002 yılında Lula da Silva ve Recep Tayyip Erdoğan hükümetleri (İşçi Partisi ve Ak Parti) iktidarı ele aldılar. Brezilya'da Lula da Silva, Türkiye'de R.Tayyip Erdoğan, ülkelerinin bağımsız enerji, ekonomi ve dış politikasında büyük gelişimler kaydetti. Bu yüzden, ABD ve Batı'nın hedefinde oldu. Tıpkı İran'da Musaddık, Şili'de Salvador Allende, Mısır'da Mursi gibi alaşağı edilmek istendi.
ABD, çıkarlarına ters düşen hükümetleri, 20.yy'da Askeri darbeyle devirirken, 21.yy'da Justokratik yani hukuk marifetiyle alaşağı etmek istiyor.
Brezilya'da Lula da Silva, Türkiye'de R.Tayyip Erdoğan gibi kalkınma hamleleri, liberal ekonomik politikaları, bağımsız dış politika söylem ve pragmatik eylemleri ile sosyal politikalar noktasında başarılı adımlar atmıştı. Brezilya Anayasası gereğince görevi Dilma Rouseff'e bırakan Lula, ülkenin geleceğiyle ilgili Dilma ile iletişim içindeydi. Tıpkı, Türkiye'de Davutoğlu-Erdoğan diyalogu gibi.
Brezilya ve Türkiye'de 2013
Ancak, 2013 yılında Brezilya ve Türkiye, sosyal medya üzeriden neredeyse aynı yöntemle seçkin zümrenin, sermayenin, siyonist medyanın hedefinde oldu. Uluslararası kamuoyu oluşturularak, İnsan hakları, fikir özgürlüğü, yoksulluk ve otoriterlik tartışmaları ile iç kamuoyları meşgul edildi. Oysa, tartışmanın arkasında Brezilya'nın, Santos açıklarında keşfettiği yeni enerji havzalarının ihalesini Fransız Total-Brezilya ve Çinli konsorsiyomunun kazanması ve Texas eyaletinde Brezilya milli petrol şirketi Petrobras'ın bir rafineriyi bünyesine katması yatıyordu.
Türkiye'de ise, benzer bağımsız ve milli bir gelişme yaşandı. R.Tayyip Erdoğan, K.Irak-Barzani yönetimiyle 50 yıllık petrol anlaşması imzaladı. Buna ek olarak altyapı, ulaştırma ve savuma sanayisinde, ciddi kalkınma hamleleri yapıldı.
Brezilya ve Türkiye sadece enerji değil, ayrı ayrı platformlarda Kalkınma Bankası kurulması, Türkiye-Çin arasında uzun menzilli füze satın alınmak istenmesi, Türkiye'nin İran, Irak ve Hindistan petrol ödemelerini Halk Bank üzerinden yapmaya çalışması, Brezilya'nın BRICS platformu vasıtasıyla her geçen gün zenginleşmesi ve Brezilya'nın demiryolu ve karayolu yapımını Çin'e vermesi gibi birçok sebep sıralayabiliriz.
Bu gelişmeler Brezilya ve Türkiye'nin enerji bağımlığını azaltacağı gibi makro açıdan da ekonomiye önemli bir girdi sağlayacaktı. Brezilya açısından ise enerji arzı çeşitlendirilmiş (Etanol-Petrol) olacaktı.
Lula da Silva ve R.Tayyip Erdoğan
Ancak ABD, Brezilya ve Türkiye'nin bu reaksiyonlarına açıktan müdahil oldu. Türkiye'de 17-25 Aralık 'Justokratik darbe' örneğinde olduğu gibi Brezilya'da da eski başkan Lula da Silva, Justokratik darbenin son kurbanı oldu. Gerçi Lula da Silva aktif görevde değil. Fakat Cumhurbaşkanı Dilma Rouseff'in akıl hocası olduğu, bilinen bir gerçek. Hatt-ı zatında başkan Dilma Roussef'in görevden alınması ile ilgili Brezilya Meclisinde tartışmalar söz konusu.
Lula da Silva, 2018'de görev süresi dolacak olan Dilma'nın yerine, tekrar aday olacağını açıklamasıyla Brezilya'da statüko ve siyonist medyadan( Globo) yoğun eleştiri aldı. Öyle ki Folha Gazetesi yazarı, Başkan Dilma'ya hakaretlere varan eleştireler de bulundu. Brezilya Meclis Başkanı Eduardo Cunha, sözde yolsuzluk adı altında Başkan Rousseff'in görevden alınması için anayasal süreci başlatacağını bile iddia etti.
Aynen 17-25 Aralık'ta olduğu gibi önce 17 Aralık gibi bakan, milletvekilleri ve kamu görevlileri gözaltına alındı. Ardında 25 Aralıkta olduğu gibi ülkenin lokomotif sektörlerini/ şirketlerini de (Petrol, enerji, inşaat ve otomotiv sektörleri) hedef alarak ekonomiye ağır bir darbe vuruldu. Tıpkı Türkiye'de 25 Aralık'ta prestijli projeleri yürüten milli şirketler gibi.
Sadece Brezilya milli sermayesi değil; aynı zamanda Latin Amerika ve Brezilya'nın gelmiş geçmiş en başarılı başkanı, Lula da Silva'da gözaltına alınarak hedef alındı. Lula'nın göz altına alınması, eş zamanlı 33 ayrı noktada 250-300 polis, Aletheia (Gizlenemeyen gerçek) adına sansasyonel bir operasyonla gerçekleştirildi.
Lula da Silva ve oğlu Fabio Luiz Lulinho'nun gözaltına alınması, Brezilya'nın Siyonist medyasında (Globo) büyük sevinçle karşılanarak, kamuoyunda ve iş çevrelerinde destek alınması için eski başkanın gözaltına alınması, olumlu gösterildi. Dolar düştü. Borsa çıktı. Oysa ki 2013 sokak gösterilerinde dolar çıkmış, borsa çakılmıştı. Bu sayede Justokratik darbeye meşruiyet sağlanacaktı ( Zaten medya, hukuk, sermaye, uluslararası medya/kamuoyu, bir kısım güvenlik güçleri hazır bekliyordu).
Böylelikle yüz binlerce/milyonlarca işçi çalıştıran şirketlere darbe vuruldu. Brezilya ekonomisinin zarar görmesiyle kim bilir, yüz binler veya milyonlarca insan, işsiz bırakılacak ve toplumsal bir travma yaşatılabilecekti. (Şimdiden milyonlarca insan, bu hafta sonu protesto gösterisi sokaklara ineceğini açıkladı).
Brezilya'da Lula da Silva, bu operasyonu 2013 yılında beri yaşamakta ve her geçen şiddeti yükselmektedir. Öyle ki Brezilya Meclisi'nde geçen hafta, bazı senatörler, üst aklın şirketleri Shell, Exxon ve Chevron, deniz altındaki enerji rezervlerinin işletilebilmesi için Brezilya Meclisine yeni yasa teklifinde bulundular bile…
Cumhurbaşkanımız Erdoğan'a yönelik 'Malezya, Katar ve Cezayir'e kaçacağı' iftirası gibi Lula da Silva içinde 'Küba, Bolivya ve Venezuela'ya kaçacağı' iddia edildi.
Dahası, Türkiye ve Brezilya, halen darbe anayasası ile yönetilmektedir. Brezilya'da Başkan Dilma, dolayısıyla da Lula da Silva, yeni bir sivil anayasa talebini ortaya attı. Bu bağlamda Türkiye'de R.Tayyip Erdoğan'da uzunca bir süredir, yeni bir Anayasa düzenlemesini gündemde tutuyor. Ancak, bu tartışmaların temelinde sivil bir anayasadan ziyade darbecilerin Anayasa oluşturulurken Merkez Bankası yönetimlerini sözde 'Bağımsız/özerk' adı altında, gayri milli sermayelerin yörüngesine bırakması yatmaktadır. Lula da Silva ve R.Tayyip Erdoğan'da ekonominin dolayısıyla da milli bankaların, ülke dışından yönetilmesini engellemek istiyor.
Sonuç olarak, 2013 yılından sonra R.Tayyip Erdoğan ve Lula da Silva, küresel baronların hedefinde. Liderlerin milli çıkarları gözetmesine karşın, merkez medya ve sermeye sahipleri tarafından iç kamuoyları yolsuzluk, diktatörlük, otoriterlik, basın özgürlüğü, insan hakları gibi soft argümanlarla meşgul ettirildi. Oysa perde arkasında Brezilya ve Türkiye'nin ekonomik kazanımlarının talan edilmesi vardı. Ancak her iki liderin kefenlerini giydiği, ilkeli duruşlarıyla, milli ve duygusal hassasiyetleriyle dim dik ayakta kalması, mücadelelerinden anlaşılıyor. Özellikle uluslararası çevrelerin, her iki lideri hukuk marifetiyle alaşağı etmek istemesi, 50 yıllık ve 100 yıllık süreçler gözetildiğinde, bir anlamda Lula da Silva ve Erdoğan gibi benzer tavrı sergileyen kişi/ülkeler içinde (olumsuz anlamda) emsal teşkil edilmesi istenmektedir. Fakat, bu etki terste tepebilir. Zira, 1. Dünya savaşı sırasında İngiliz Lord Curzon, Soğuk Savaş'ta ABD'li Dwight D. Eisenhower, Domino Teorisi'nin çekincelerini gözetmiş, domino oyununda olduğu gibi bir ülke veya bölgeyi kaybetmenin diğerlerini de (İslam ve Türk Dünyası ile Latin Amerika) kaybetmeyi getirebileceği için olası açık müdahale durumunda emperyal devletlerin politikalarının sekteye uğrayacağından çekinmişlerdir. İnanıyorum ki Lula da Silva ve R.Tayyip Erdoğan uluslararası bu yoğun baskıyı atlatacaklardır.
ALLAH yardımcıları olsun.