Malazgirt Ruhu

Bizim, tarihi dönüştüren, toplumlara yeni bir istikamet çizen ve milat olan büyük zaferlerimiz vardır. Malazgirt Destanı, işte o tarihî muharebelerimizden biridir. Büyük Selçuklu Sultanı ve Kumandanı Muhammed Alparslan, Malazgirt ovasında Bizanslıları ağır bir hezimete uğratarak Anadolu’da yeni bir devri başlatmıştır. Ahmed Yesevî Hazretleri’nin Türkmen dervişleriyle başlayan bu fütuhat Malazgird ile tescillenmiş ve mazide bir dönüm noktası olmuştur.

Bugünlerde Bitlis’in Ahlat ve Muş’un Malazgirt ilçelerinde Malazgirt Meydan Muharebesi’nin 955. Yıldönümü münasebetiyle muhteşem törenler düzenleniyor. Merasimlere Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli ile devlet erkânı da katılıyor. Tabii halkımız da bu törenlere çok büyük bir ilgi gösteriyor. Çocukken gördüğüm o ıssız alanlarda “Niçin Malazgirt için büyük merasimler yapılmıyor?” diye düşünmüştüm. Şükürler olsun ki o tatlı rüyam ve büyük hülyam bugünlerde gerçekleşiyor. Kutlamaya gelen vatandaşlar, Selçuklu motifleriyle süslenen Han Otağı’nı ve yörenin el ürünü sanatlarının sergilendiği 50 tematik çadırı huzur ve sevgiyle geziyor. Alanlarda Türk bayrağı ile birlikte Filistin bayrağı ve Asya’daki Türk devletlerinin bayrakları dalgalanıyor. SOLOTÜRK, Malazgirt semalarında gösteri uçuşları yaparken Mehter Müziğimiz, on binlerce kişilik büyük kalabalıkları coşturuyor.

Nihad Sâmi Banarlı, Edebiyat Sohbetleri kitabında “Yeni Türk Tekevvününde Malazgird Başlangıcı” başlıklı makalesinde bu muazzam zaferimiz hakkında şöyle diyor: “Malazgird, Türk târihinde olduğu kadar, dünyâ târîhinde de bir dönüm noktasıdır. Milletimizin, son 900. Yılda, târihte ve coğrafyada açtığı iki devirden biri Malazgird’le, diğeri İstanbul fethiyle başlar. Malazgird, İstanbul Fethi’nin altın anahtarıdır. Malazgird Meydan Muhârebesi ile Sultan Alp Arslan, kumandasındaki Türk-Oğuz mücâhidleri, büyük îmanlı bir millete Anadolu’nun kapılarını açmışlardır. Bu zaferden 10 yıl sonra, (1081’de) Süleyman Şah Bin Kutulmuş idâresindeki Türk ordularının Üsküdar’da görünmeleri, sihirli Malazgird anahtarının devam eden mûcizelerindendir.”

Malazgird zaferinin öneminin Türk ve dünya edebiyatlarında layık olduğu ölçüde işlenmemiş olduğuna dikkat çeken Banarlı, bu yolda bazı şair ve yazarlarımızın eserler verdiğini kabul eder ancak kâfi görmez. Bunların başında Yahya Kemal vardır. Nihad Sâmi, “Onun, Süleymâniye’de Bayram Sabahı şiirinde de Mehmedçik denilen millî kudretin, Malazgird’den bu yana, yeni vatan potasındaki yuğruluşuna âit derin çizgiler vardır.” der ve hemen ardından şunu ekler: “Malazgird Meydan Muharebesi, Rûm Selçuk Devleti’nin kurulmasına sebep olan vak’a olmaktan ibâret değildir, tesîri itibarıyla vatanın temeli o muzafferiyettir. Bu itibarla, bizce kudsiyetinin hududu olmayan bir hâdisedir.”

Banarlı’nın görüş ve tespitleri çok mühim. Yine Beyatlı’ya işaret ederek onun şu sözlerini zikreder: “Bu muzafferiyetle, Anadolu’nun kapıları denizlere kadar açılmış bulunuyordu. Vâkıâ 1071’den sona on senede Selçuk orduları, Anadolu içerilerinden Karadeniz sâhillerine, Akdeniz sâhillerine, Marmara Sâhillerine kadar her taraftan boşandılar. 1081’de Türk atlıları, ilk defa, İstanbul’un karşı sâhilinde Fenerbahçe ile Üsküdar arasında göründüler. İstanbul’u ve Ayasofya kubbesini Anadolu yakasından ilk gören Türk gözleri bu gözlerdir. Bu gelen asker Üsküdar’ı, o sene ilk defâ fethetti. Bugünkü vatanın yaradılışına Karadeniz kıyılarından Akdeniz kıyılarına kadar bu yürüyüş, târihte çok defa görülmüş olan Türk irâdesinin en hârikalı olanlarından biridir. Bugünkü vatan, işte bu yürüyüşten doğdu.”

Yahya Kemal büyük bir şair ama aynı zamanda derin bir mütefekkirdir. Türkiye nüfusunun 18 milyon olduğu dönemde “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiiri dolayısıyla bir konuşma yapar ve milliyetçilik anlayışını burada ortaya koyar. Beyatlı bu tarihî konuşmasında şu çarpıcı, hisli ve hakikatli cümleleri kurar: “Ben Malazgird’den beri bütün ölenlerle berâber yaşıyorum. Bence biz, 18 milyonluk bir millet değiliz. Malazgird’den beri bu vatan için ve bu vatanda ölenler, (hakîkatte) biz yaşayanlarla birlikte yaşamaktadır. Bizi, bizim milletimizi, bizim yalnız kendimize benzeyen varlığımızı, velhâsıl, dünkü, bugünkü Türkiye Türklüğü’nü vücûda getiren onlardır. Demek ki biz 18 milyon değil birkaç yüz milyonluk bir milletiz ve işte milliyetçilik bu demektir.” Bu veciz sözler üzerine Banarlı, şu yorumu yapıyor: “Bu görüşe ve bu duyuşa göre, özü, Anadolu ve Balkanlar Türkiyesi’nde toplanan, 900 (Bugün 955 yıl. M.N.Y.) senelik bir millet vardır. Bu millet, yeni vatanına, târihin derinliğinden ve devamlı Asya hâkimiyeti ile, çeşitli dünyâ zaferlerinden gelmiştir. Aynı millet, daha ilk çağlardan beri, her hâli, her fazîleti, her disipliniyle, bir ordu-millet olmanın hakîkati içinde idi. İşte bu millet, kaderin kendisine en güzel ve mukaddes mükâfatı olan yeni vatanını havasıyla, suyuyla, taşıyla, toprağıyla ve en mühimmi bu vatan üzerinde kazanılan medenî ve askerî zaferlerle halhamur olmuştur. Bu vatanda, asırlarca büyük bir medeniyet ve bir dünya hâkimiyeti kurmuştur. Onun bu vatana Asya’dan getirerek yeni vatanda birleştirdiği, dünyâ çapında büyük bir mûsıkîsi, o çapta üstün bir mîmârîsi ve bir Türk dili ve edebiyâtı olmuştur. Asırlarca bütün vatandaşlar, birbirlerini bu dille ve bu edebiyâtla sevmişlerdir. Zaferler bu mûsıkî ile kazanılmış, vicdanlar bu mîmârinin ulu mâbedlerinde kanadlanmıştır.” Dün Malazgirt’te Türk kardeşlerinin bu zaferi için omuz veren Müslüman Kürtler, bugün de tarihî “Terörsüz Türkiye” anlaşmasına imza atıyor. Öte yandan “Mekke Anlaşması” ile İttihad-ı İslam’ın temeli atılıyor. Soykırımcı Siyonistlere ve Batılı eli kanlı emperyalistlere karşı, imanlı insanlardan teşekkül eden, Türkiye’nin öncülük ettiği bir “İslam Birliği Gücü” geliyor. Rabbimize hamdolsun.