Mantık hatası

0

Bir mesele hakkında kafa yoruyorsanız metod konusunda dikkatli olmanız şart. Kürt kökenli bir vatandaş iseniz "tamam Kürtçe yayın yapan televizyonlarımız, radyolarımız açıldı, Kürt kimliği kabul ediliyor, Kürtçe eğitim alabiliyoruz fakat zorunlu Kürtçe eğitimi yok, Kürdistan eyaleti yok, bunun sorumlusu bugünkü hükümet" diyerek ortalığı ateşe veremezsiniz. Doğru metod sizi 1925'ye götürür ve bugünlerde çok sevdiğiniz, pek bi kanka olduğunuz Cumhuriyet Halk Partisine ulaştırıverir. Kürt kimliğinin, Kürtçenin, bu partinin 24 eylül 1925 te yürürlüğe koyduğu Şark Islahat Planı ile yasaklandığını, yok sayıldığını görür, Kürtlükte biraz samimiyseniz eğer bu partiyle iş tutma uğraşında olmazdınız.

Ermeni kökenli bir vatandaş iseniz hem "tamam Ermenilerin can ve mal güvenliği konusunda hassas olan bir hükümet iş başında, mecliste ilk defa 3 Ermeni milletvekili görev yapıyor" deyip hemde 1915 teki olayları bahane ederek her fırsatta Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte hareket edip darbe beklentisine girmezsiniz. Doğru metod sizi 1915 te İttihat ve Terakki'ye götürür ve Ermeni tehcirinin, katliamının ardında bunların olduğunu anlar, Ermenilikte biraz samimiyseniz bugün bulunduğunuz noktada bir dakika bile durmazdınız.

Alevi kökenli bir yurttaş iseniz "evet devlet adına Dersim katliamı için Alevi vatandaşlardan özür dileyen bir hükümet işbaşında, Dersim meydanına Seyit Rızanın heykelini bile diktiler ama Aleviler hala hukuk önünde yasal statüye ulaşamadılar" diye CHP nin oy deposu haline gelmezsiniz. Doğru metod sizi 1936 Dersim katliamına, 1978 Maraş katliamına, 1979 Çorum katliamına, 1993 Sivas katliamına götürür ve karşınıza çıkacak olanın yine İttihatçıların devamı olan CHP ve Süleyman Demirel ile İttihatçılar eline geçmiş Demokrat Partiyi görür, eğer Alevilikte biraz samimi iseniz başınız öne eğilirdi.

Metod yanlışı, düşünce yöntemindeki sapma birkez yola koyuldumu zincirleme kaza etkisi yapar. Kafa bu oldumu gazetedeki köşende Cumhuriyet Halk Partisi gibi faşizm ile özdeşleşmiş bir partinin genel başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu'nun TOBB'de yaptığı konuşmada Demokrasi mücadelesi verdiğini söylersin. Çünkü senin dünyanda dün diye bir şey yok. Bugün doğmuş gibisin ve Tayyip düşmanlığından başka ufkunda gelişen, biriken bir şey yok.

Fakat ihtimaldir ki bazı kelleler kesilecektir.

Türkiye başkanlık sistemine yaklaştıkça son kozlar ortaya saçılmaya başlandı. Türkiye Cumhuriyeti devletini dizayn edenler öyle bir sistem oluşturmuşlar ki ne yaparsanız yapın, ne kadar iyi niyetli olursanız olun sonuç kaos.

Devleti saran çeteler yetmiyormuş gibi birde iki başlı devlet yönetimi var. Son derece önemli yetkilerle donatılmış başbakanlık kurumu ve yine son derece önemli yetkilerle donatılmış cumhurbaşkanlığı kurumu. Sistem krizi kendi üretiyor. Bu düzensizliğe son vermek isteyen kim olursa ya görevden uzaklaştırılıyor yada bunu canı ile ödüyor. Son başbakan, cumhurbaşkanı dişli çıkıp görevden uzaklaştırılamayınca ölümle tehdit ediliyor.

Günümüz İttihat ve Terakki partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi ve türevleri "başkanlık kansız gerçekleştirilemez" tehditleri savuruyorlar. Fakat kaçırdıkları bir nokta var; Türkiye başkanlık sistemine çoktan geçti. Yarın Tayyip gitse de yerine gelecek olan başkan olacak.

Şunu birkere daha hatırlatmakta fayda var sanırım; "Bu bir emrivakidir. Mevzuubahs olan; millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız? meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehal olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi taktirde, hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimaldir ki bazı kelleler kesilecektir."

Komşularla sıfır sorun politikası

Sivil hükümetin kurulduğu ilk günden beri üzerinde önemle durduğu bir mesele var. Ülkenin kanayan yarası meselesi; yakın komşu ülkelerle olan problemlerimiz..

Türkiye'nin dış politikada takip ettiği yol kısaca "bütün komşularımız düşmanımızdır" şeklinde idi. İlk okuldan beri hepimize öğretilen, kimimizin inanmadığı, kimimizin ise yuttuğu palavralar.

Türkiye'nin 90 yıllık politikası "Yunan kahpedir, Ermeni alçaktır, Arap ihanetçidir, Rum kalleştir, Kürt fırsat verilirse haindir, Rusya ve İran zaten tarihi düşmanlarımız" olarak belirlendi.

Bu polikanın devamından yana olanlar, devam etmesi için kırk fırıldak çevirmede şaşırtıcı derecede maharetli olanlar şizofrenik bir şekilde sivil hükümetin sıfır sorun politikasının aksine sorunsuz olduğumuz komşumuzun kalmadığını dillerine dolamış bulunmaktalar.

Üşenmedim tektek inceledim.

Uçak hava sahamızda Türkiyeli pilotlar ile Yunanistanlı pilotların "it dalaşı" haberlerinin basında epey bir zamandır yeralmadığının farkında mısınız sevgili faşistler? Türkiye ile Yunanistan arasındaki ticaret hacminde hedef 10 milyar dolar.

Türkiye'nin bir kıbrıs sorunu kaldı mı? Var da ben mi bilmiyorum?

Eski Türkiye, ABD'nin İran ambargosunu aynen uygulamıştı. ABD'li şirketler bu ambargoyu deliyordu fakat Türkiye tarihi düşmanı ile biraraya gelme niyetinde değildi. Oysa bugün Türkiye ile İran arasındaki ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkarılması konuşuluyor.

15 yıl önce Kürt liderler aşiret reisi statüsünde idi. Bugün ise Kürdistan stratejik ortağımız. Barzani ile sabah kahvaltıları yapacak kadar samimi bir Türkiye var. Irak ile pekte bir problemimiz yok. Saddam dönemini özleyenler öyle demiyor ama....

Bulgaristan, Gürcistan... Zero.

Bahsedilen Suriye rejimi ve onun hamiliğine soyunan Putin Rusyası ise, evet doğru olabilir. Halkını bombalayan, yüzbinlerce insanı öldüren bir diktatörlerle sorunu olmaması bir ülke için ciddi bir sorun olurdu.

Hükümetin komşu ülkelerle sıfır sorun politikası başarı ile devam etmekte.

Yani herzamanki gibi boş atıp boş tutmaktasınız beyler...

Söylenmese eksik kalırdı

"Eger li Parîsê mirovek bê kuştin mêrkujî e, lê li Rojhilatê 50 hezar mirov bên serjêkirin tenê pirsgirêkek e."

"Paris'te bir adam öldürülürse cinayet, Doğu'da 50 bin insan boğazlanırsa, bu sadece bir meseledir..." V.Hugo