Maskeli yüz

Nice zamandır insanın üstlendiği roller üzerine bir yazı yazmayı düşünüyordum. Roller yerine maske mi demeliydim acaba. Evde, işte, arkadaş ortamında, en çok da sosyal medyada farklı farklı roller, bir bakıma maskeler takıyor insan.

Yıllar önce okuduğum sizin de denk geldiğinizi düşündüğüm Charles Finn'e ait Söyleyemediklerimi İşitin Lütfen şiiri, “Bana aldanmayın / Yüzüm bir maskedir / Sizi aldatmasın / Binlerce maskem var / Çıkarmaya korktuğum / Ve hiçbiri ben değilim” dizeleriyle başlar. Bu şiiri insanlar genellikle “Maske” şiiri diye bilirler. Her ne kadar şiirin yazılış tarihi 1966 diye belirtirse de sanki bugünümüzü anlatıyor adeta. Hele ki sosyal medya da herkesin maske ve filtrelerle dolaştığı bir çağda kendimiz olmaya ne kadar ihtiyacımız olduğunu belirtiyor aslında.

Pandemi döneminde maske, mesafe ve hijyen üçlemesiyle dolaştığımız zamanlarda maske ile tek tipleştik. Yüzlerde maske olunca adeta herkes eşitlenmiş oldu. Kimsenin kimseden bir farkı kalmadı. Herkes, herkes olduğu yerde kimse hiç kimse olmaktan kurtaramaz kendini meselenin nihayetinde.

Fıtrat üzere dünyaya gelen insanın, en doğal halidir çocukluk zamanları. Sonraları her durum için bir maske bulur kendine.

Maske denince de “kişi” (persona) kelimesinin ilk anlamının “maske” oluşu da tesadüf olmasa gerek. Her kişi ayrı bir yüz, ayrı bir kimlik, ayrı bir karakter barındırdığı için kendi gerçekliğini maskesinin altında tutuyor. İnsanlara görmeleri gerektiğini kadar gösteriyor.

Bugün ise insan, var olmakla görünmek arasında sıkışmış bir halde yaşıyor. Ailesine evlat olarak görünürken öğretmeninin karşısına bir öğrenci olarak çıkar. Arkadaş ortamında bir dost oluverirken patronunun gözünde bir çalışan, çocuklarının gözünde güçlü bir baba...

Herkesin aynasında başka bir yüze bürünür. Gün gelir, o kadar çok suret değiştirir ki hangi yüzün kendisine ait olduğunu unutmaya başlar.

Ne gariptir ki, en çok kendi rolünü oynarken kendisine yabancılaşır insan.

Charles C. Finn'in şiiri tam da bu yabancılaşmanın çığlığıdır bir bakıma. Şair, “Gördüğünüz yüz benim değil.” der aslında. Gördüğünüz öfke, gördüğünüz kibir, gördüğünüz soğukluk, gördüğünüz aldırmazlık, karşıdan bakınca gördüğünüz her ne varsa, o ben değilim feryadı atar ve en çok da kendinden kaçar insan.

Bunların hepsi incinmiş bir ruhun üzerine geçirilmiş zırhtır. Kendini saklar insan. Bunun için bazen sert görünür, bazen kaçar, bazen de vurulduğu yerden yeniden vurulmamak için savaştan kaçar. Bunların hepsini bir maske yardımıyla yapar. Maske yalnızca başkalarını aldatmak için takılmaz. Bazen de kendisini koruyabilmesi için takar insan.

Bu çağın maskeleri o kadar çoğaldı ki, hangisini takacağımızı şaşırır olduk. Yüzümüzden önce profil fotoğrafımız görünüyor, sesimizden önce biyografimiz okunuyor. Kalbimizden önce üzerindeki etiketlerimiz konuşuyor. Sosyal medya, hayatımıza yeni maskeler kazandırdı. Filtreler yalnızca fotoğrafları değil, karakterleri de düzenlemeye başladı. İnsanlar mutlu görünmek için mutsuzlaşıyor; güçlü görünmek için tükeniyor; başarılı görünmek uğruna kendilerini kaybediyor. Bir “like” uğruna nice canlar düşüyor sosyal medya batağına.

Oysa hakikat, görünmekte değil olmaktadır. Mevlana'ya atfedilen “İnsan kıyafetiyle karşılanır, ahlakıyla uğurlanır.” sözü bugün yerini “profilinle karşılanırsın takipçi sayınla uğurlanırsın” sözüne bıraktı. Karakterin yerini imaj, şahsiyetin yerini algı, hakikatin yerini temsiller aldı.

Belki de Charles C. Finn'in yıllar önce duyulmasını istediği ses tam olarak buydu: “Bana baktığınızda gördüğünüz kişi ben olmayabilirim. Ne olur maskeme değil, gözlerime bakın.” İnsan bazen tek bir cümleyle iyileşir. “Seni anlıyorum.”

Belki de bugün birbirimize verebileceğimiz en büyük hediye, birbirimizin maskelerini yargılamak yerine, onların ardında sessizce bekleyen yaraları fark edebilmektir.

Çünkü insan, maskesiyle alkışlanabilir; fakat ancak hakikatiyle sevilir.

Dünya, maskelerin çoğaldığı kadar değil, insanların yüzlerini korkmadan birbirine dönebildiği kadar yaşanabilir bir yerdir.