Mevlid üzerine düşünürken...

İnsan yaş aldıkça bazı konulara daha farklı gözlerle bakıyor. Gençlik yıllarında üzerinde çok durmadığımız meselelerin aslında bir medeniyetin hafızası olduğunu zamanla daha iyi anlıyoruz. Süleyman Çelebi Hazretleri'nin asırlardır gönüllerde yaşayan Vesîletü'n-Necâtı, yani mevlidi etrafında yapılan tartışmaları okuyorum. Elbette herkes düşüncesini ifade edebilir. Ancak on beşinci asırdan bugüne kadar milyonlarca Müslümanın gözyaşıyla, muhabbetiyle, duasıyla okunmuş bir eseri değerlendirirken biraz daha dikkatli olmak gerektiğini düşünüyorum.

Bu eser, herhangi bir şiir değildir. Bu milletin Peygamber Efendimize duyduğu sevginin dile gelmiş hâlidir. Nice çocuklar mevlid meclislerinde ilk defa Efendimizin adını işitmiş, nice insanlar onun hayatına dair ilk bilgileri bu mısralardan öğrenmiştir. Bir kültürü ayakta tutan sadece kitaplar değil, aynı zamanda böyle ortak hatıralardır. Özellikle ifade etmek isterim ki, dinin ölçüsü her zaman Kur'an-ı Kerim ve Resûlullah'ın sünnetidir. Bunun dışında hiçbir söz dinin yerine konulamaz. Fakat ümmetin asırlar içinde oluşturduğu ilmî ve kültürel mirası da birkaç cümleyle değersizleştirmek doğru bir yaklaşım değildir. Süleyman Çelebi'nin mevlidi de bu mirasın en kıymetli halkalarından biridir.

Bu noktada kendi adıma bir muhasebeyi paylaşmalıyım. Din, sadece iyi niyetle yaşanmıyor. İbadetin de bir usulü, bir ölçüsü, bir adabı var. İşte bunun adı ilmihaldir. "İlmihalini bilmeyenin ibadeti eksik kalır." sözü boşuna söylenmemiş. Namazın farzını, vacibini, sünnetini; abdestin şartlarını; helâli, haramı ve kul hakkını sağlam kaynaklardan öğrenmeden sadece duygularla hareket etmek insanı zaman zaman yanlışa da götürebiliyor.

Kendi adıma yönümü geleneksel İslâm anlayışına çevirdim. "Gelenek" derken elbette hurafeleri kastetmiyorum. Kastettiğim; Kur'an ve sünnet merkezli, Ehl-i sünnet âlimlerinin asırlar boyunca titizlikle inşa ettiği sağlam bilgi birikimidir. İbadetlerimi de bu ilmihal ölçülerine göre eksiksiz yerine getirmeye gayret ediyorum. İnanıyorum ki kulluğun huzuru da burada saklıdır.

Din, sosyal medyada birkaç dakikalık videolarla öğrenilecek kadar basit değildir. Bir ömür emek vermiş âlimlerin bıraktığı mirası yok sayarak yeni bir din dili kurmaya çalışmak da doğru değildir. Her yeni söylenen söz hakikat olmadığı gibi, her eski söz de yanlış değildir. Asıl olan; Kur'an'a, sünnete ve sahih ilme uygun olanı bulabilmektir.

Süleyman Çelebi'nin mevlidini okurken bir şiirden daha fazlasını görüyorum. Asırlar boyunca aynı kıbleye yönelmiş insanların ortak duasını, ortak sevgisini ve ortak medeniyetini görüyorum. Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, bizi ayrıştıran tartışmalar değil; ortak değerlerimizin etrafında yeniden buluşabilmektir. Çünkü bu toprakları ayakta tutan sadece taş binalar değildir. Bizi millet yapan; ezanımız, Kur'an'ımız, ilmihalimiz, mevlidimiz, kandillerimiz, camilerimiz ve bütün bunların mayaladığı ortak gönül dünyamızdır.

Bu gönül dünyasını korumak ise hepimizin ortak sorumluluğudur.