İran, Evanjelik Siyonist ittifak tarafından; okullar, hastaneler ve camiler de dahil olmak üzere, günlerdir hedef gözetilmeksizin acımasızca bombalanıyor.
Tonlarca bombanın kullanıldığı saldırılarda şu ana kadar, 1400’e yakın İranlı hayatını kaybetti. İsrail, bir taraftan İran ile savaşırken, diğer taraftan Lübnan ve Filistin’deki operasyonlarına da devam ediyor. Siyonist güçler, Lübnan Hizbullah’ına yönelik saldırılarda da çok sayıda sivili acımasızca katletti.
Müslüman kanının oluk oluk akıtıldığı, Ortadoğu haritasının tekrar dizayn edildiği böyle kritik bir dönemde, bazı çevrelerin kökleri asırlara dayanan mezhep ayrılıklarını gündeme getirerek, İran’ı hedef alması son derece hatalı bir tutumdur.
Bu kanlı savaşta, insanlıktan nasibini almamış alçaklar ordusuna karşı, İran ve Lübnan halklarının yanında olmak zorundayız. İran’da, Lübnan’da ve Gazze’de, çocuklar ve kadınlar katledilirken, vakit mezhep tartışması yapma, Şii alim ve siyasetçilere hakaret etme zamanı değildir. Bu tavır, ülkemizde yaşayan Caferi vatandaşlarımızı da üzmekte ve milli birliğimizi de zedelemektedir.
Elbette ki İran’ın, başta Suriye, Irak ve Yemen olmak üzere bölge ülkelerde yürüttüğü, yüz binlerce Sünni Müslüman’ın ölümüyle sonuçlanan, yayılmacı mezhep politikasını şiddetle ret ediyoruz. Şii akidesinin ve mezhep siyasetinin sorunlu yönlerinin, Hz. Ömer, Hz. Ayşe gibi ashabın büyük isimlerine yönelik nefretlerinin de farkındayız. Bu arada, Irak ve Suriye’de bazı radikal Sünni grupların, Şiilere ait cami, medrese ve türbeleri hedef alan saldırılar yaptığını da inkar edemeyiz.
Şia’ya yönelik yapılan eleştirilerin büyük bir kısmı muhteva açısından doğru olmakla beraber, şu an gündeme getirmek zamanlama itibariyle hatalıdır. Müslüman halkların kan ile abdest aldığı, bebek cesetlerinin köpeklere yem olduğu bir coğrafyada, ümmetin asırlardır çözemediği kronikleşmiş tartışmaları konu etmek, Gazze-Lübnan-İran hattında filizlenen direniş ruhunu sabote etmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Her iki mezhep mensupları arasında yaşanan sorunlara rağmen, İsrail-ABD ittifakı karşısında, Müslüman halklar tefrikayı bir tarafa bırakıp, birlik olmakla mükelleftir.
Unutulmamalıdır ki ehli küffar için Müslümanların ne mezhebinin ne de ırkının bir önemi vardır. Nitekim, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Siyonist Evanjelik ideolojinin, Müslümanlara bakış açısını şu sözlerle ortaya koymuştur: “İster Şii, ister Sünni, ister Müslüman olsun. Düşmanlarımızla savaş halindeyiz ve onlarla her yerde savaşacağız.”
İran, komşuları Irak ve Suriye gibi sınırlarının bütünlüğünü koruyamaz ve parçalanırsa bu durum en fazla ülkemizi olumsuz yönde etkileyecektir.
Siyonistlerin, Arz-ı Mev’ud hayalini gerçekleştirebilmek için Irak, Suriye, İran ve Türkiye topraklarının belirli kısımlarını içine alan, bağımsız bir seküler Kürt Devleti kurmak istediği bilinen bir gerçek olup; İsrail ve ABD ittifakı, Irak ve Suriye’de bu yönde önemli adımlar atmıştır. Şimdiyse hedeflerinde İran var. İran’daki, nüfusu 13 milyonu aşan Kürt halkını, rejime karşı ayaklandırmaya çalışıyorlar.
İran’da faaliyet gösteren PJAK Terör Örgütü şu an, İsrail ve ABD tarafından silahlandırılıyor. İran’daki muhalif hareketlerden beklediği performansı göremeyen ABD ve İsrail, PJAK gibi terör örgütlerini kullanarak, İran’ı zayıflatmayı hedefliyor.
Unutmamak gerekir ki İran’da 35 milyona yakın Türk de yaşıyor. Onların da geleceği tehlike altında… Soydaşlarımız, büyük bir feraset örneği göstererek, İran yönetiminin tüm hatalarına rağmen arkasında olduklarını, ülkelerine dışarıdan yapılacak bir müdahaleyi, kabul etmeyeceklerini açıkladılar.
Türkiye Müslümanları olarak İran’ın, ABD’nin Irak işgali sırasında yürüttüğü mezhep siyasetini yapmamalı, ümmetin vahdetini muhafaza ve müdafaa etmeliyiz. Zor ve buhranlı günlerden geçiyoruz. Bu vahdeti duruşu sergilemek, tarihin bize biçtiği önemli bir görevdir.
Şunu da belirtmeliyiz ki Tahran’ın da üstüne düşen görevi yapıp, daha dikkatli hareket etmesi gerekiyor. İran İslam Cumhuriyeti, Türkiye ile olan rekabetini bir kenara koymalı ve Ankara ile ortak hareket etmelidir. Türkiye, zaten stratejik olarak İran’ın toprak bütünlüğünün bozulmasını arzu etmediğini, barış için arabulucu olma isteğini defaatle dile getirmişti. İran kendisine uzatılan bu eli, bir kere itti. Ama şunu unutmamaları gerekir ki bu büyük krizi, ancak Türkiye’nin desteği ile aşabilirler. Bölge ülkelerine saldırarak, cepheyi daha da genişletmek İran’ın lehine bir durum olmayacaktır.