Misafir kabul eder misiniz?

0

Bu soru abes gibi görünse de sorulması gereken bir sorudur.

Evlerin, odaların büyüdüğü, maddi imkanların arttığı, rızkın bolaldığı günümüzde azalan, kaybolan bazı şeyler var bu konuda.

Modern algı ve yaşam biçimi Müslümanları da öylesine sarıverdi ki zihniyet alanındaki iğfaller, yaşamsal savrulmalara yol açtı.

Artık pek misafir kabul etmez olduk. Bize büyük bir yük gibi gelmeye başladı. Gelmeye başladı değil geldi. Çünkü iki taraflı bir algı bozukluğu var.

Misafir de ev sahibi de çıtayı yükseltti. Tuz ekmek olma sadece bir deyim olarak sözlüklerde ve lafta kaldı. İnsanlar azla yetinmez oldu. Bir çorbaya kanaat etmez; pilav, kuru fasulyeye tav olmaz oldu. En az birkaç gün öncesinden evde yapılması gereken temizlik, çeşit çeşit yemekler için marketten, mağazadan alışveriş, büyük bir gerginlik/yorgunluk içinde en az iki gün boyu süren hazırlıklar, yarısı yenmese de masaları taşan yemekler zorunlu görülmekte.

İki taraf da da beklenti yüksek. Gelen misafire bir çorba, bir pilav yeter mi? Ayıp olmaz mı? Misafirler ne der, duyanlar ne der? Ve uzun süren uğraşlar sonunda her iki taraf da ama özellikle ev sahibi, meydan savaşından zaferle çıkma modunda, mesrur, muzaffer ama alabildiğine yorgun. Sonrasında uzunca bir ara. Altı ay, on iki ay sonrasına.

Oysa önceleri böyle düşünmezdik.

Çünkü o, Tanrı misafiridir. Misafir konağı/odası her an yalnızlığı giderilen bir mekandır. Rızkıyla, bereketiyle gelir. Hatta on rızıkla gelir birini yer, dokuzunu bırakır. Çağrılan yere erinme, çağrılmadığın yere görünmemek esas olsa da davetsiz misafire sahip çıkılır. Bazı misafirler, dağdan gelip bağdakini kovmak pozisyonu edinseler de el üstünde tutulup baş tacı edilirler. Misafirin misafiri sevmediği tartışılsa da ev sahibinin ikisini de sevmediği cimrilerin uydurmasıdır. O gerçi umduğunu değil bulduğunu yemek, onunla yetinmek zorundadır. İzzet ve ikramı beğenmezlik yapmaz, yapmamalıdır. Her ne kadar tok ağırlaması güç olsa da misafiri memnun etmeye çalışmak, ikramda kusur etmemek önemlidir. Yapılan ikramı da ev sahibine sunmamalıdır çünkü akılsız misafir ev sahibini ağırlar. Sofrada elini, mecliste dilini kısa tutmalıdır. Tabi, misafirlik müddetince köşeye kurulup hiçbir işe el atmamak anlamına gelmemelidir. Davetsiz gelen misafir mindersiz oturur dense de kişiye göre değişeceğini de belirtmemiz gerekmektedir. Bir yere misafirliğe gitmek kişinin isteği ile olsa da ayrılma izne tabidir: "Gelmek iradet, gitmek icazet iledir." Ancak izzet ikram yerinde diye uzun süre kalmak da olmaz, normal misafirlik üç gündür. Ondan sonra özel muamele beklenmemelidir.

Ve misafir, duası kabul olunanlar arasındadır.

"Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin." (Buharî, Nikah 80, Edeb 31, 85, Rikak 23; Müslim, Îman 74, 75, 77; Ebû Davûd, Edeb 123; Tirmizî, Kıyamet 50; İbni Mace, Edeb 4)