Mısır Günlüğü 3

Bugün sabah biraz daha erken yola revan olduk. Kahire’de gün henüz yeni aydınlanıyordu. Şehrin sabah sessizliği, yavaş yavaş hareketlenen hayatla yer değiştiriyordu. Bizi götürecek araç otelin önüne geldiğinde Yunus abi her zamanki gibi erkenci davranmış, kapıda bizi bekliyordu. Yolculukların en kıymetli tarafı belki de insanın yanında yürüyen dostların varlığıdır.
Araca bindik ve Kahire sokaklarına doğru ilerledik. Saat erken olduğu için şehirde alıştığımız trafik yoğunluğu henüz başlamamıştı. Kahire, insanı bazen şaşırtan bazen de büyüleyen bir şehir. Geniş caddeler, yüksek köprüler ve şehrin üzerinde sessizce akan bir hareketlilik. Burada trafik ışıklarının azlığı dikkat çekiyor. Şehrin ulaşım problemi büyük ölçüde üst geçitler ve köprülerle çözülmeye çalışılmış. Bazı köprüler öyle yüksekten geçiyor ki, bir apartmanın sekizinci katından yol alıyor.
Yol boyunca sekiz, dokuz şeritli otoyollardan geçtik. Kahire’nin büyüklüğünü ve insan yoğunluğunu bir kez daha hissettik.
Yaklaşık yarım saatlik yolculuğun ardından ilk durağımıza ulaştık. Bugünkü programımız kapsamında ihtiyaç sahibi ailelere akülü araç dağıtımı gerçekleştirdik. Buradaki kardeşlerimizin çoğu savaşın bedenlerinde bıraktığı derin yaralarla yaşıyordu. Kiminin ayağı kopmuş, kiminin bacakları ağır yaralanmış, kiminin vücudunda şarapnel parçalarının açtığı yaralar kalmıştı. Her biri yaşadığı acıyı sessizce taşıyor, hayata yeniden tutunmanın yollarını arıyordu.
Özellikle küçük bir kız çocuğunun durumu gün boyunca zihnimden hiç çıkmadı. Bombardıman sırasında vücuduna isabet eden şarapnel parçaları hem ayaklarını hem de sırtını derinden yaralamıştı. Sırtında halâ çıkarılması gereken büyük bir şarapnel parçası bulunuyordu. Bu küçücük beden, hayatın ağır yüküyle çok erken tanışmıştı. Türkiye’de bir hastane yavrumuzun ameliyatını ve yoğun bakım sürecini üstlenmeyi kabul etti. Yapılan görüşmede Türkiye’ye getirilebilmesi için gerekli izin süreçlerinin başlatılması adına Filistin Dostluk Grubu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Hasan Turan ile görüntülü telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Kendisi de yavrumuzun ülkemize getirilebilmesi için gerekli girişimlerin yapılacağını ve sürecin takipçisi olacağını ifade etti. İnşallah süreç tamamlandığında bu yavrumuz gerekli tedaviye kavuşacak.
Akülü araçları teslim ederken yüzlerde beliren mahcup ama umut dolu tebessümler insanın kalbine dokunuyordu. Çünkü bazen bir insanın yeniden ayağa kalkmasına vesile olmak, kelimelerle anlatılması zor bir duygudur. Küçücük bir destek, bir insanın hayatında koca bir kapıyı aralayabiliyor.
Gazze’den gelen kardeşlerimizin sağlık durumunu dinledikçe içimizdeki hüzün daha da derinleşti. Son yıllarda kanser vakalarının ciddi şekilde arttığını anlatıyorlar. Birçok Gazzeli, savaşta kullanılan bazı bombaların uzun vadede insanlarda kanser hastalığını tetiklediğini söylüyor. Savaş sadece o an can almıyor, yıllar sonra bile insan bedeninde, toprağında ve havasında iz bırakmaya devam ediyor. Masum bedenler, görünmeyen bir savaşın etkileriyle de mücadele etmek zorunda kalıyor.
Daha sonra kira yardımı yapacağımız aileleri ziyaret etmek üzere yeniden yola çıktık. Bu kez yolumuz yaklaşık bir saat sürdü. Her kapıyı çaldığımızda farklı bir hayat hikâyesi ile karşılaştık. Savaşın, göçün ve kayıpların ağır yükünü omuzlarında taşıyan insanlar Buna rağmen yüzlerinde en ufak bir şikâyet yoktu. Aksine insanı hayrete düşüren bir sabır ve tevekkül hali vardı. Hayatın en zor şartlarında bile onurlarını koruyarak ayakta kalmaya çalışan bu insanların duruşuna gıpta ile sükût ettik.
Akşam olduğunda Kahire merkezde gaziler ve aileleriyle iftar sofrasında bir araya geldik. Salonun atmosferi insanın kalbine ağır ama anlamlı bir dokunuş bırakıyordu. Tekerlekli sandalyede hayatını sürdürmeye çalışan kardeşlerimiz, aileleri ve çocuklar aynı sofrada buluşmuştuk. O sofrada yaşanan her an savaşın bıraktığı izlerin ne kadar derin olduğunu bir kez daha hatırlatıyordu.
O akşam bir hanım kardeşimizin hikâyesi salondaki herkesi derinden etkiledi. Bir ayağı diz kapağından kopmuştu, diğer ayağında ise ağır yaralar vardı. Nişanlısı da benzer şekilde savaşta ağır yaralanmış ve tekerlekli sandalyeye mahkûm kalmıştı. Hayatlarının en zor döneminden geçmelerine rağmen birbirlerine tutunarak ayakta kalmaya çalışıyorlardı. Bu hikâye, savaşın insan hayatında bıraktığı yaraları anlatmaya tek başına yetiyordu.
İnsanların gözlerinde hem tarifsiz bir acı hem de güçlü bir sabır vardı. Bazen bir çocuğun sessiz bakışı, bazen bir annenin mahcup gülümsemesi kalbimizde derin izler bırakıyordu.
İftar programımızı tamamladıktan sonra kaldığımız otele doğru yola çıktık. Araç içinde uzun süre kimse konuşmadı. Gün boyunca gördüğümüz yaralar, dinlediğimiz hikâyeler ve çocukların gözlerinde saklanan korku ile umut arasında gidip gelen bakışlar zihnimde dolaşıyordu.
Otele döndüğümüzde gecenin sessizliği içimize çöktü. Gün boyunca tanık olduğumuz hayatlar, gördüğümüz yaralar ve dinlediğimiz hikâyeler zihnimde birbiri ardına canlanıyordu. O an anladım ki onların payına düşen çileyi taşımak, bizim payımıza ise o hayatlara tanıklık etmenin ızdırabı düşmüş. Onlar acıyı yaşayarak taşıyor, biz ise gördüklerimizin ağırlığını kalbimizde hissederek yürümeye devam ediyoruz.
İnsan bazen başka hayatlara dokundukça kendi kalbinin derinliklerinde de uzun bir yol yürüyor. Gazze’den gelen o insanların bakışları, çocukların sessizliği, annelerin sabrı insanın vicdanında silinmeyen izler bırakıyor. O gece şunu düşündüm. İnsanın en büyük imtihanı, gördüğü acılara karşı kalbini diri tutabilmesidir.