Sayıları az değil. Çevremize şöyle bir baktığımızda örneklerini bol bol görürüz. Çoğu da sanatkârdır, akademisyendir, bilgindir, âlimdir, kahır ekseriyeti edebiyatçı. Niçin inzivaya çekilirler, neden toplumda görünmek istemezler? Bazılarının çok fazla öne çıkmasından, görünür olmasından rahatsız oldukları için midir bu tavır? Belki ama birikimlerinden, tecrübelerinden, düşüncelerinden bu toplumun, bilhassa gençlerin istifade etmesi gerekmiyor mu? İçleri dolu heybelerini nereye taşıyacaklar? İnziva müddeti artık bitmeli.
Bazıları o kadar köşesine çekilmiş ve her yerden elini ayağını kesmiş ki yaşayıp yaşamadıkları bile bilinmiyor. Yıllar önce önemli bir romancı hikâyeciden bahis açıldığında bir arkadaş, “Yahu o yazar yaşıyor mu?” diye sordu. Bir keder bulutu kapladı gözlerimi. “Yaşıyor hem de yaşama sevinci hepimizden çok fazla, ama onu arayan soran var mı?” demek istedim, diyemedim. Desem ne faydası olacak?
Kimisi küskün, haklı olabilirler de… Bekledikleri alakayı görmemişler. Dergilerden arayan olmamış onları, yayınevleri kitaplarına iltifat etmemiş. Vakıf ve dernekler hatırlamamış. Haksızlar mı? Ama her aydının topluma karşı görevi, borcu vardır. Küsmek gibi bir hakkımız da yok, lüksümüz de… Dünyanın her gün bin bir gaile ile uyandığı günümüzde münevver “Ashab-ı Kehf” uykusuna yatamaz! Söyleyecek sözü varsa yaşarken söylemeli, cemiyeti uyarmalı, vazifesini hakkıyla yerine getirmelidir. Aksi takdirde şikâyete hakkı olmaz. Şikâyetçiler zaten çok. Esasen karamsar olandan, kötümserlikten vazgeçmeyenden, şikâyetten şikâyet edilmeli.
Bildiğim tanıdığım örnek şahsiyetlere bakıyorum. Ortak vasıfları: Gayretli oluşları, çalışkanlıkları, zamanı en iyi şekilde kullanmaları, cevvaliyetleri, himmetleri… Şu himmet kelimesi de hain terör örgütünün mağduru, kurbanı. Ama güzel kelime. Niçin kullanmayalım? En güzel kelimeleri kirletmeye çalıştılar. Ama kelimeler kirlenmez. Himmet de güzeldir, hizmet de, abi de, abla da… İçini boşaltmak isteyenler defolup gitti ama bıraktıkları tahribat sürüyor. Evet, abide şahsiyetlerin hepsi de himmet sahibidir. Bu kelimeyi mütefekkir yazar Sâmiha Ayverdi, “gayret kemerini kuşanmak” olarak kullanır. Ne güzel bir ifade biçimi...
Hey inzivadakiler! Uyuklayanlar, uyanın artık, dert çok hemdert az. İş ziyade, vazife büyük. Kenara çekilip bu kadar uyumanız kâfi gelmez mi yahu? Yeter artık. Evet, insan rahat ediyor suya sabuna karışmayınca. Ama etraf da menfilikten geçilmiyor bu sefer. Bunu mu istiyorsunuz? Vazife yok, yazmak yok, konuşmak, anlatmak, koşmak, toplanmak yok. İyi ama insan biraz da bunlarla kaim değil mi? Hani “emri bilmaruf nehy-i anil münker” ile görevliydik. Cihadın en büyüğü söz ile söylenen değil mi? Kalemlerimiz atıl kalırsa, kelamlarımız susarsa vebale girmeyecek miyiz sanıyorsunuz? Bakın küfür boş durmuyor. Netanyahu Nemrut’u ve Trump Friavun’u dünyanın altını üstüne getirmek için çırpınıyor. En çok çalışan onlar. Her gün bir yere saldırıyorlar. Müslümanların kökünü kazımak için canhıraş çırpınıyorlar. Bebekleri, çocukları, kadınları, yaşlıları, gençleri katlediyorlar. Peki, biz en azından kalben bunlara buğzetmeyecek miyiz? Bu sağlam duruşumuzu dosta düşmana göstermeyecek miyiz? O zaman insanlığımızdan ne hayır gelir, Müslümanlığımızdan geriye ne kalır?
İnsan soylu çabasıyla, çırpınmasıyla, gayretiyle, himmetiyle var olur, gelecek kutlu nesiller tarafından hürmetle, muhabbetle anılır o vakit. Memleket yangın yeriyken ‘Aşiyan’ına çekilen Fikret’ten ziyade vatan müdafaası için koşturan Mehmed Âkif bugün hürmetle, muhabbetle, şükranla ve rahmetle anılıyor. Aydının görevi vazifeden kaçmak değil, sorumluluğu üstlenmektir. Gerekirse taşın altına elini koymak, durumdan vazife çıkarmaktır. Nemelazımcıların yüreklerde yeri yok! Bu mukaddes topraklar, bu şanlı al bayrak, bu aziz millet ve mübarek ümmet için alın teri ve gözyaşı dökmeyenlerin “iyi olduğunu” nasıl söyleyeceğiz? 15 Temmuz’da Türkiye’nin kuyusu kazılırken susan sağcı veya solcu aydınları hiçbir vakit affetmedim, affetmemeliyiz. “Tatlı su” aydıncıklarından kimseye hayır gelmez. Toplum için sadra şifa reçete üretemez onlar. Olsa olsa kendi bohemlikleri ve bunalımlarıyla tatmin olmaya çalışırlar. Ama geriye bir şey bırakmaz, silinir giderler. Tarihimizde böyleleri çok var.
İnzivada duranlar! Daha önce fikirleriyle, yazılarıyla, eserleriyle, çalışmalarıyla tanıdığımız kıymetli şairler, yazarlar, romancılar, sanatkârlar, âlimler, kelam ve kalem erbabı! Çıkın artık izbe ve loş köşelerinizden, üstünüze düşen görevi idrak edin lütfen. Bu güzel ülke için, bu kutlu millet için, bu mazlum ümmet, bu şaşkın insanlık için bir şeyler yapın! Davranmadığınız takdirde zaman tünelinde tamamen unutulacağınızı bilmelisiniz! Yapmayın Allah aşkına, kendinize, ailelerinize, birikiminize bu haksızlığı yapmayın. Uyanın, meydanlara çıkın ve çalışmaya başlayın. Herkes sizi bekliyor.