Bu hafta sonu Ankara Tokat Evi’nde, araştırmacı yazar Muhammed Işık’ın “Sözün Özü Arabesk” konulu söyleşisine katıldık. Ev sahipliğini üstlenen Tokatlı hemşehrilerimizin misafirperverliği ve sıcak ilgisiyle zamanda bir nostalji gezisine çıktık. Muhammed Işık, söyleşisini arabeskin üç çınarı olan Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses üzerinden yapmayı planladığını; ancak okullarda yaşanan elim hadiseler nedeniyle kurguyu tamamen değiştirmek durumunda kaldığını söyleyerek başladı. Aslında program afişlerinde de bu üç isim bulunuyordu.
Muhammed Işık, söyleşisini yaşanan bu elim hadiseden yola çıkarak "acı" üzerine bina etmiş. Millet olarak yaşadığımız acılarla müzik arasında bir bağ kuran Işık, Cumhuriyet sonrası gelişen sosyal ve kültürel değişimin müzikal anlamda bize arabesk müziği hediye ettiğini anlattı.
Toplumun içinden geçtiği bu gerilimli atmosferde, arabeskin sadece bir 'isyan' değil, aynı zamanda bir 'teselli' sığınağı olduğunu hatırlatan Işık, söyleşisinde arabesk hakkında yazılan kitaplar arasında bendenizin kaleme aldığı “İtirazın Müziği Arabesk” kitabımdan da bahseden Işık’ın üzerinde durduğu diğer eser de Serdar Aydın’ın kaleme aldığı “Müslüm Gürses Üzerine Antibiyografik Bir Kolaj Denemesi” isimli kitaptı.
Serdar Aydın, arabesk konusunda yaptığı araştırmalar ve çıkardığı kitaplarla dikkat çeken bir isim. Bugüne kadar bu müziğe ilgi duyanların beğenisine sunduğu "Trajedinin Zarafeti", "Arabesk Antolojisi", "Arabesk Sözlüğü-01: Yavuz Taner Üzerine Diskografik Bir Deneme" ve "Güz Kantoları" kitaplarıyla tanıdığımız Aydın, bu kitabında Müslüm Gürses’i her yönüyle incelemiş.
Kitap, 2025 yılı Eylül ayında Matruşka Yayınları tarafından yayımlandı. 254 sayfa hacmindeki kitabın kapağında Müslüm Gürses’in siyah beyaz bir konser fotoğrafı bulunuyor.
Kitabı açtığımızda, içindekiler sayfasının hemen akabinde müzikolog ve sanatçı Selçuk Küpçük’ün “Kalbimizdeki Çiziğe Merhem Olan Şarkılar İçin Bir Vefa Borcu” ismini taşıyan takdim yazısı bizi karşılıyor. Kitaba bir girizgâh özelliği taşıyan bu yazı, Müslüm Gürses’in sanat hayatını ve müzikal anlatısının sosyolojik kodlarını tahlil ediyor.
Küpçük’ün, kitabı tanıtırken bu konulara resmiyetin ötesinde, soğuk bir dille yaklaşan akademiye yönelik eleştirisine katılmamak elde değil. Şöyle diyor Küpçük takdim yazısında:
“Akademyanın bu meselelere ilgisi ne yazık ki çoğunlukla teknik ve sentetik kalan bir dilin handikabı içerisinde biçimleniyor. -Bir genellemeye varmak istemem ama- ömrü boyunca hiç Esengül’ün, Bergen’in, Hüseyin Altın’ın, Cengiz Kurtoğlu’nun kasetini alıp bu isimlerin yorumladığı şarkıları sabahlara varan gecelerin yoldaşı yapmamış entelektüel seçkinciliğin arabesk dünyasına dair yürüttüğü zihinsel kazı; maalesef bu müziğin duygu evreninden beslenerek dünyaya bakan benim ve Serdar gibi okurları tatmin etmekten uzak. Serdar’ın ya da benim arabesk müzik üzerine yoğunlaşmamız, belki de organik münasebet kuramadığımız ve yetersiz gördüğümüz metinlerden dolayıdır."
Kanımca, Küpçük'ün bu tespiti, arabeski sadece bir 'istatistik' veya 'sosyolojik veri' olarak görenlere karşı, hayatın içinden gelen, tozlu kaset tezgahlarından süzülen haklı bir itirazdır.
Kitap üç ana bölümden oluşuyor. “Acının Uğultuları” isimli ilk bölüm, Gürses’in doğum tarihi olan 1953 ile 1978 yılları arasını kapsıyor. Bu bölümde sekiz alt başlık halinde Gürses’in ilk müzik çalışmaları ve ilk plakları anlatılmış.
“Acının Kervanları” isimli ikinci bölüm ise Müslüm Gürses’in 1979-1999 yılları arasındaki yirmi yıllık müzik hayatını; birlikte çalıştığı bestekârları, güftekârları ve firmaları, önemli konserlerini, bu yıllar arasında çıkan albümlerini ve filmlerini 23 alt başlık altında ayrıntılı bir şekilde inceliyor.
Kitabın üçüncü ve son bölümü “Acının Düğümleri” ismini taşıyor ve Müslüm Gürses’in 2000-2020 yılları arasındaki çalışmalarını 9 alt başlık altında ele alıyor. Bu bölümün özelliği; Müslüm Gürses’in son dönemlerinde denediği farklı müzikal tarzların yanı sıra, 2013 yılında vefat eden sanatçının ölümünden sonra çıkarılan albümlerine de yer vermesidir. Bu yönüyle bölümün, adeta hâlâ aramızda yaşayan bir Müslüm Gürses’ten bahsettiğini söylesek yeridir. Bu bölümde, Gürses'in sadece kendi kitlesine değil, farklı müzikal arayışlarla toplumun tamamına dokunan o meşhur 'kültürel değişim' yolculuğuna da ışık tutulmuş.
Aydın, kitabında Müslüm Gürses’in kendi yaşam öyküsündeki gerçek arabesk çizgileri; onu dinleyen kesimlerin ruh halleri, toplumsal statüleri ve sanatçının kişiliğine yükledikleri anlam katmanlarıyla bir bütün halinde incelemiş.
Müzikal anlamda Müslüm Gürses’in şarkılarını besteleyen, sözlerini yazan, hatta onun arkasında bağlamasıyla, darbukasıyla, kemanıyla ses olan müzisyenlerin de anılması çok önemli. Bugüne kadar hep perde arkasında kalan usta isimlerin sahneye çıkarılmasını; Aydın’ın hem Müslüm Gürses’in şahsına duyduğu vefa hem de bu isimlere duyulması gereken saygıyı hatırlatması açısından kıymetli buluyorum.
Serdar Aydın’ın Müslüm Gürses kitabı, hayatımızdaki arabesk çizgilerle Müslüm Gürses özelinde arabesk şarkıları buluşturan başarılı bir çalışma olmuş. Ayrıca bu kitap, arabesk müzik konusunda araştırma yapmak isteyenler için bir kaynak kitap mahiyetinde. Meraklılarına tavsiye ederken yazarımızı da tebrik ediyorum.