Yıllarca, Türkiye'nin kangren haline gelmiş meselelerinin çözülmesi, kanın durması ve silah ve şiddetin bu coğrafyayı ebediyen terk etmesi için her platformda mücadele eden Müslüman bir Kürd olarak, elde ettiğimiz bütün bu kazanımları bizden geri almaya yemin etmiş "adanmış ruhları" gördükçe kahroluyorum.
Hükümetin bütün iyi niyetli yaklaşım ve çabalarına rağmen, Kürtlerin kültürü, medeniyeti ve inançları ile hiçbir ilgi ve alakası olmayan, Marksist/Leninist ve aynı zamanda Post-Kemalist bir terör örgütü olan PKK'nın yeniden silahlara sarılıp insanlarımızı öldürmeye, ortalığı yakıp yıkmaya başlaması yüreğimi sızlatıyor, canımı yakıyor.
Bir Kürd olarak, soğuk musalla taşlarına konan gençleri, askerleri, polisleri, sivil vatandaşları ve yoksul Kürt gençlerini gördükçe, onların başında gözyaşı döken anneleri ve babalarının cenazesine hiçbir şey anlamdan bakan masum yavruları izledikçe ciğerim parçalanıyor.
Sadece benim değil, bölgedeki diğer Müslüman Kürtlerin, Türklerin, Gürcülerin, Lazların, Boşnakların, ezcümle bu coğrafyada "insan" olan herkesin ciğeri yanıyor.
Bu köklü medeniyet ve bu kadim coğrafya Erdoğan liderliğinde yol aldı, bugün içerisinde bulunduğumuz açmazı da yine Erdoğan'ın liderliğinde hep birlikte el ele vererek aşabiliriz.
Nitekim bunun bir benzerini İspanya halkı başardı.
Bildiğiniz gibi İspanya'nın başkenti Madrid'de, 11 Mart 2004 sabahı 07:30 sularında, eş zamanlı olarak 10 bomba patlatılmıştı. Tamamı Madrid'in banliyö trenlerinde patlatılan bu bombalar 191 kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin yaralanmasına sebep olmuştu. 110 kg dinamitten imal edilen bu bombalar, sırt çantalarına gizlenmiş olarak teröristçe vagonlara bırakılıp cep telefonları ile uzaktan komutayla eş zamanlı olarak patlatıldı. Her ne kadar saldırıyı El-Kaide üstlense de başta İspanya Başbakanı Aznar ve İçişleri Bakanı Acabes olmak üzere bütün İspanya ETA'yı suçlu ilan etti. Bombalamadan 3 gün sonra başkent Madrid'de, 191 kişinin ölümüne neden olan bu saldırıları protesto etmek için 8 milyon İspanyol sokaklara döküldü. Milyonlarca İspanyol "teröre hayır" diyerek yürüyüş yaptı. Yapılan gösterilerin hepsinde "ETA'ya hayır", "Katiller", "Teröre hayır" sloganları atıldı. Madrid'den sonra katılımın en yüksek olduğu kent Barcelona oldu. Sevilla, Mallarco, Vitoria, Bilbao Cadiz, Almeria, Salamanca, Zaragoza ve Oviedo gibi kentlerde de binlerce kişi sokaklarda teröre karşı yürüdü. İspanya halkı, İspanya Başbakanı Başbakan Jose Maria Aznar ve Prens Felipe'nin yanı sıra Fransa Başbakanı Jean Pierre Raffarin, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, Portekiz Başbakanı Jose Manuel Barroso, AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi, AB Dış Politika Temsilcisi Javier Solana, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Fas Dışişleri Bakanı Muhammed Benaissa, NATO Genel Sekreter Yardımcısı Alessandro Minuto Rizzo ve Avrupalı birçok politikacı "Terörizmi bozguna uğratmak için terörizmin kurbanlarıyla, Anayasayla" yazılı 20 metrelik pankartla yürüyüşe katılarak İspanya'ya destek verdi.
Bu tarihi yürüyüş İspanya için bir dönüm noktası oldu. ETA, milyonların kendisine karşı yürüdüğü bu yürüyüşten sonra bir daha toparlanamadı. Halk desteğini kaybetti. Eylemlerine son verip barış masasına oturmak zorunda kaldı.
Bunu Türkiye olarak, Kürtler ve Türkler el ele vererek biz de yapabiliriz.
PKK'nın 3 yıla yakın süren çatışmasızlık ve ateşkes sürecini, hükümetimizin attığı olumlu adımlar, demokratik iyileştirmeler, özgürlüklerin genişletilmesi ve onca iyi niyetli yaklaşıma rağmen, baraj, kültürel varlıklar gibi asıl itibariyle siyasetin konusu olan, ucuz ve saçma gerekçelerle bozmasını yapacağımız geniş çaplı kitlesel yürüyüşlerle engelleyebilir, PKK'yı bölgede, Nişantaşı'nda ve sol(cumsu) mahallelerde marjinalleştirebilir, onları yalnızlaştırabiliriz.
Olağan bir yaşama kavuşan, kepenk kapatmayan, ekonomik, sosyal ve siyasal rahatlama yaşayan bölge halkı, ölümlerin yeniden başlaması ve cenazelerin yeniden gelmesi nedeniyle PKK'ya karşı çok tepkili.
Ancak bu tepkiyi maalesef PKK'nın baskısı nedeniyle dışa vuramıyorlar. Bu kadar rahatlama varken, özellikle de HDP 80 Milletvekili ile temsil kabiliyeti elde etmişken ve siyaset kanalları ardına kadar açıkken çatışmaların yeniden başlamasını ve eskiye dönmeyi hiçbir Kürt tasvip etmiyor.
Bölgedeki STK'ların, vatandaşların, kanaat önderlerinin ve Müslüman Kürtlerin korkularını kırmamız gerekiyor.
Bölgede, PKK'lılar haricinde hiç kimse bugünkü durumdan hoşnut değil. Herkes haykırmak ve tepki koymak için, bir işaret fişeği, bir kıvılcım bekliyor.
Öte yandan PKK, son zamanlarda "algı operasyonları" ile TSK'nın yaptığı operasyonları kendi lehine çevirme gayreti içerisinde. Özellikle sosyal medyada ve kendi medya kanallarında asılsız haberlerle bölge halkını TSK ve hükümete karşı kışkırtmak için bütün yolları deniyor.
PKK, psikolojik savaş ajanlığını, propagandayı ve algı yönetimini maalesef çok iyi yapıyor. Bu konu da önlem alması gerekiyor. Zira çok iyi bilmeliyiz ki, hiçbir icraatı olmaması rağmen sadece söylem ve algı üzerinden destek gören, toplum psikolojisini çeşitli enstrümanlar kullanarak yöneten bir örgüt var karşımızda. Oysa bütün adımları Ak Parti atmasına rağmen, toplum psikolojisini iyi yürütemediği için maalesef söylem bazında geride kalıyor. Bu hususta acilen önlemler alınmalı.
Ancak her şeye rağmen Kürtlerin büyük çoğunluğu PKK'nın yeniden silaha sarılması için hiçbir gerekçenin olmadığı kanaatinde. Batı'daki tepki de göz önünde bulundurulduğunda, PKK'ya karşı kitlesel tepki gösterilmesi için uygun bir zeminin oluştuğunu söylemem gerekiyor.
Bu minvalde yazılı ve görsel medyanın, STK'ların, Kürt ve Türk halkının, kanaat önderlerinin, melelerin, medrese çevrelerinin ayrı günlerde, önce İstanbul'da sonra sırasıyla Diyarbakır ve Van'da "PKK'ya karşı" baskı oluşturmak ve silahlarını bırakıp ülke dışına çıkmalarını sağlamak için 3 gösteri yürüyüşü tertip etmeliyiz. Ayrıca, yazılı ve görsel medyanın desteğini de alarak toplum psikolojisini yönetebilir, PKK'nın yalan üzerine kurduğu algı hegemonyasını yıkabiliriz.
Eğer bu yürüyüşlere katılım yüksek olursa, rüzgar bir anda tersine döner. Türkiye hızlı bir şekilde toparlanmaya başlar. Bu yürüyüşler Türkiye'de gündemin ilk sırasına oturur. PKK, çok büyük yara alır ve adeta beli kırılmış olur. Nihayetinde PKK da ETA gibi silahları susturmak, barış masasına oturmak ve Türkiye'yi terk etmek zorunda kalır. Ayrıca bu yürüyüşler, domino etkisi ile Türkiye'nin bütün şehirlerine yayılır. Böylece PKK, HDP ve çatışmalara destek veren tüm marjinal yapılar zor durumda kalır.
PKK'nın bu şımarık, pervasız ve küstahça tavrını, Kürt halkı başta olmak üzere, bütün Türkiye halkı ile durdurabileceğimize inanıyorum ve bu süreçten etkin sonuç elde edebilmek için, askeri operasyonların yanı sıra psikolojik baskı unsurlarının da devreye sokulması gerektiğine inanıyorum.
Çünkü biliyorum ki, Türkiye'ye, Türkiyelilere ve Yeni Türkiye'ye yapılan çok uluslu saldırılar artan bir hızla devam ederken, ülkeyi 90'lardan daha beter hale getirmek için and içmiş kirli koalisyon ortadayken, paralel bir devlet inşa etmek için 40 yıldır ilmik ilmik çalıştığı ifşa olmuş bir yapı henüz varlığını koruyorken, Türklerin, Kürtlerin, Alevilerin, Ermenilerin, demokratların, gençlerin, başörtülülerin ezcümle Üstad Sezai Karakoç'un deyimiyle "liman önlerinden dönen işsiz, hamal" dünyadaki bütün mağdur, mazlum ve ötekilerin özgürlük çığlıkları gök kubbeyi inim inim inletiyorken, önce Allah'ın yardımı sonra da Tayyip Erdoğan'ın liderliği, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Türk ve Kürt halkının iradesi olmazsa asla kurtulamayacağız.
Bu kadim coğrafyanın makûs talihinin değişmesi ve Sykes Picotçu, emperyalist, sömürgeci, oryantalist Batı'nın ameliyat masasındaki "vazgeçilmez hasta" olmaktan kurtulması için artık son şansımız.
Ne olur bu son şansı da ıskalamayalım…