Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (174)

10 Kasım 1988: Kenan Evren’in “Ata”sıyle sohbeti ve ona taahhüdü

“Yarım asırdan beri her sene bugün milletçe Seni minnetle anıyor ve arıyoruz. Aramızdan ayrılırken bizlere çok değerli emanetler bıraktın. Bu emanetlerin bekçiliğini bugüne kadar nasıl azimle yaptıysak, bundan sonra da aynı inanç ve kararlılıkla yapmaya devam edeceğimizden hiç kuşkun olmasın. Hiçbir kuvvet Türk milletini senin gösterdiğin nurlu yoldan ayıramıyacaktır. Çağdaş uygarlık düzeyine mutlaka ulaşacağız.

(Çiğdem Alyanak, 11.9.2017; https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/12-eylul-iklimi-bilerek-yaratildi/906528; 5.9.2025)

“12 Eylül darbesi öncesi kapatılan Ülkü Ocakları'nın son İstanbul İl Başkanı, [hâlen] MHP Genel Başkanı Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Başdanışmanı Fethi Yıldız, […] 12 Eylül sürecinde uzun yıllar cezaevinde yatmadığını ancak birçok kez gözaltına alındığını, suçlamaların hepsinden beraat ettiğini söyledi. ‘Bazı arkadaşlarım benim kadar şanslı değildi. [Onlara] çok anormal işkenceler yaptılar. Yönetim kurulunda olan arkadaşlarımdan bazılarına günlerce Filistin askısından elektriğe, tuzlu hamur yedirmeden tutun çok enteresan işkence metotlarını uyguladılar, gözü bağlı götürdükleri emniyette. Mesela ‘İstanbul’da şu tarihlerde olaylar olmuş, bunları kabul edeceksin’ diyorlar. Olayı bile bilmeyen arkadaşlarımın bazıları işkencelere dayanamayarak suçlamayı kabul ettiler. Çok dramlar var.’ ifadelerini kullandı. […] ‘12 Eylül, silahlı terör örgütleriyle, sol fraksiyonlarla ülkücü gençliği aynı kefeye koydu.’ […] Yıldız, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkındaki müebbet hapis kararını şöyle değerlendirdi: […] ‘Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, mahkemeye getirilip, onlara mağdurların soru sorma hakkı tanınmadı. Kenan Evren yattığı yerden ‘netekim, netekim’ diye cevaplar verdi. Bu yargılama da bana göre amacına ulaşmadı. Kararlar kesinleşmeden de bu dünyadan ayrıldılar. Hesaplaşma doğru dürüst yapılamadı. […] [12 Eylûl Darbesine götüren] iklim bilerek yaratıldı. Darbe yapılınca, Amerika, ‘bizim çocuklar meseleyi halletti’ dedi…’ ”

***

“Seneler geçtikçe seni daha iyi anlıyor ve daha çok seviyoruz. Seni yalnız biz değil, dünyadaki birçok milletler de seviyor ve takdirle yadediyor. Bunun için seninle haklı olarak gurur duyuyoruz. Ne mutlu sana ki, seneler ilerledikçe sana olan sevgi azalmıyor, çoğalıyor. Ne mutlu bize ki, senin gibi bir dahiye sahip olduk.

“Sana minnet, sana şükran ve sana saygılar sunarak önünde bir defa daha eğiliyoruz.

“Toprağında rahat uyu ölümsüz Atatürk.” (Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in Söylev ve Demeçleri, Ankara: Başbakanlık Basımevi, 1988, s. 451; https://bellekmuzesi.org/wp-content/uploads/2022/09/evrenlercomp.pdf; 23.8.2025)

“Bileklerimizde kuvvet, gözlerimizde ışıksın! Bu ulus, bu gençlik, bu asker daima senindir, sendendir! Vatan toprakları, seninle bir kat daha kutsaldır!”

Cunta Şefi Kenan Evren, ik̆tidârı gasbettikden sonraki ilk “10 Kasım”da ise, “bileklerindeki kuvvet, gözlerindeki ışık” olan Ata’sıyle değil de, onun hakkında, “vatandaşlarla” sohbet etmeyi tercîh etmişti:

“Aziz Yurttaşlarım,

“Bugün, büyük kurtarıcımız, kahraman asker, dâhi devlet adamı Yüce Atatürk’ün kaybının 42 inci yılına, yokluğunun acısını her geçen gün daha derinden duyarak ulaşmış bulunuyoruz. […]

“Ulusuna armağan ettiği ve gençliğe emanet olarak bıraktığı Cumhuriyete; kutsal, özgür vatan topraklarına uzanacak kirli eller her zaman daha şiddetle kırılacak ve onun, en güzel şekilde ifade ettiği gibi, ‘Naçiz vücutlarımız toprak olsa da Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.’

“Bu inancın en güçlü teminatı, Kahraman Türk Silâhlı Kuvvetleri, Ulusunun emrinde ve hizmetinde olmanın engin gururu ile, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da daima görev başında hazır beklemektedir.

“Gerçekleştirdiği 12 Eylül Harekâtı da, bu kutsal görev bilincinin doğal bir sonucudur.

“Türk Silâhlı Kuvvetleri, ülkede, Atatürk ilkelerinden ayrılarak ülkeyi parçalamaya yönelen ve hatta, ne acıdır ki, bazı çıkarları uğruna Atatürk düşmanlığını dahi yaratmaya çalışan bedbahtların felâkete giden çabalarını, bir defa daha böylece önlemiştir. Bundan sonra da, daima ve sonsuza kadar, yüce ulusu ve asil Türk Gençliği ile el ve gönül birliği içinde, daha birçok kötü emellerin karşısında, bir dağ heybeti ile dimdik duracaktır.

“Aziz Atatürk,

“Bükülmez bileklerimizde kuvvet, gözlerimizde ışıksın, aydın dimağlarımızda ilkelerin, kalblerimizde sınırsız sevgin ve inancın var.

“Bu büyük ulus, bu gençlik, bu asker daima senindir, sendendir, seninle dolu, seninle güçlü, seninle özgür olarak sonsuza kadar yaşayacaktır.

“Uğrunda şehit olanların kanıyla yoğrulmuş bu mübarek vatan toprakları, seninle bir kat daha kutsaldır.

“Türk Ulusu, senin eserini, senin emanetini kanının son damlasına kadar şanla ve şerefle korumaya and içmiştir.

“Ebedî istirahatgâhında rahat ve müsterih uyu, eşsiz kahraman, büyük dâhî, yüce Atatürk.” (Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in Söylev ve Demeçleri, Ankara: Başbakanlık Basımevi, 1981, ss. 87-88)

“(171 kişinin işkenceyle öldürüldüğü) 12 Eylül’ün tanıklarından Haluk Demir: Darbeciler fare yedirdiler... Buz gibi suya çırılçıplak sokup copladılar… Cezaevinde görevli askere, tutuklu dayısını dövdürdüler…” (Türkiye gazetesi, 10 Eylül 2025, 04:45; https://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/12-eylulun-taniklarindan-haluk-demir-darbeciler-fare-yedirdi-1144682; 10.9.2025)

“Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren öncülüğünde yapılan 12 Eylül askerî darbesinin etkisi 45 sene geçmesine rağmen hâlâ sürüyor. Darbe sonrası 650 bin kişi gözaltına alındı, 171 kişi işkenceyle öldürüldü. O süreç ise akıllarda insan hakları ihlalleri, idam ve kötü muamelelerle anılıyor. Dönemin cezaevlerinde tutuklu bulunan mahkumların yaşadıkları ise dün gibi taze. İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine cezaevinde yaşadıklarını anlatan Haluk Demir, ‘Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’ndan yargılandığını ve 11 yıl ceza yattığını söyledi. Haluk Demir cezaevindeki işkenceleri şöyle anlattı: ‘Yemeğin içerisine fare koydular. Asker ‘Bu ne diyor?’ dedi, ‘Fare’ dedik, dayak yedik. ‘Keklik’ dedik, kurtulduk. Kafesin içine atılmış bir aslan gibiydik. Asker, aslan terbiyecisi. Her hareketinizde, her kımıldamanızda, her nefesinizde sopa yiyorsunuz. 1982’de o tipide [tipili kış günlerinde] ben hücredeydim. Anadan üryan soyunuyorsunuz. Suyun içindesiniz. Dursanız su donuyor. Hareketsizsiniz, insansınız bir noktada yoruluyorsunuz. İnsanlık dışı muameleleri gördük, yaşadık. Canımız yanıyor mu? Çok yanıyor. Askerimizin böyle bir şeye alet olmasından dolayı hâlâ vicdanen rahatsızlık duyarım. Geliyorsun, oradan çıkışta yerleri ıslatıyorlar, mayi sabunlar sürülüyor. Zaten suyun içinden çıkmışsın. Zaten yorgun bitiksin. İki tarafa askerler diziliyor, ellerinde coplarla. Sen o sabunlu yerden yürüyene kadar zaten düşüp kalkıyorsun. Bir de üzerine aynı anda coplar iniyor. Bir geliyorsunuz, simsiyahsınız koğuşta. Oradaki arkadaşlarımız Allah razı olsun, hemen seni sarıyor, sarmalıyor. Bunu da gizli yapıyor. Açık yaptığı zaman asker çağırıp onu da dövebiliyor. Ülkü Ocakları Genel Başkanı Hasan Çağlayan’ın yeğeni de Mamak Cezaevinde askerlik yapıyordu. Dayısını dövmek zorunda kaldı. ‘Dayı, yapmayayım’ dediğinde, (Çağlayan) ‘Yap’ dedi.’ ”

***

Anıtkabir Defteri, “Kemalist Türkiye”nin hâl-i pürmelâlini ak̃settiren bir ibret defteridir. Tabiî, yazılanlar üzerinde ibretle düşünüldüğünde…

İşte o Defter’den birkaç nümûne daha:

“Cumhûr Başkanı” Süleyman Demirel: “Milletimiz, size ve kurduğunuz Cumhûriyet'e içtenlikle bağlıdır!”

11 Kasım 1998 târihli Hürriyet’te, (Ankara’daki Bilgi Locası’nda “nûrlanmış”) “Cumhûr Başkanı” Süleyman Demirel’in Anıtkabir Defteri’ne yazdıkları:

‘‘Büyük Atatürk. Ebediyete intikalinizin 60'ıncı yılında, sizi milletçe minnet, şükran, sevgi ve saygıyla anıyoruz. Cumhuriyet'in 75'inci yıldönümünü coşkuyla kutlamaya devam eden milletimiz, size ve kurduğunuz Cumhuriyet'e ne kadar içtenlikle bağlı olduğunu bir defa daha ortaya koymuştur. Gösterdiğiniz hedefe demokrat, laik, çağdaş hukuk devleti olan Türkiye’yi yüceltmeye kararlıyız. Size minnet ve şükranlarımızı, saygılarımızı sunarız, ruhunuz şad olsun Büyük Atatürk.’’ (11.11.1998; https://www.hurriyet.com.tr/gundem/bu-sevgi-bitmez-39047130; 31.8.2025)