(Neyyire Özkan’ın röportajı, Aktüel, 19 Eylûl 1991, sayı:11, ss. 18-24)
***
Mustafa Kemâl’in “kız evlâdlıkları” mes’elesi: Kinross’un kitabının Necdet Sander tercümesi nîçin sansürlendi?
Yukarıda, Lord Kinross’un Atatürk; Bir Milletin Yeniden Doğuşu kitabının Necdet Sander hayâttayken yapılan baskılarında sansürsüz olan bâzı pasajların, aynı kitab, 1994’ten îtibâren Altın Kitaplar tarafından basılmıya başlanınca sansürlendiğini kaydetmiştik. Verdiğimiz birinci misâlde sansürlenen cümle: “Delikanlılar büyüdükçe, genelevlere de gitmeye başladılar” şeklindeydi. (1981 baskısı, ss. 37-38) Çok daha ciddî bir sansür, “mânevî evlâdlar”ın bahis mevzûu edildiği pasajda icrâ edilmiştir. 1966’daki ilk baskıda (II/710) bu pasaj aşağıdaki şekildedir:
“Gazi, ergenlik çağındaki gençlere karşı ilgi duyar, onlardan hoşlanırdı. Kızlar büyüyüp de sofrasında yer alacak yaşa geldikleri zaman, onların sevimliliklerinin ve yeteneklerinin farkına varmıştı. İçlerinde hiç birinin olağanüstü bir güzelliği yoktu; bir salon kadını gibi zarif de değildiler. Ama Gazi için ideal bir ‘harem' yaratıyorlardı. Gençlikleri ve kendisine bağlılıkları yüzünden onları elinin altında bulunduruyor, çekidüzen veriyor, yoğuruyor, izlemelerini istediği yola doğru yöneltiyordu. Canı isterse içlerinden birini seçer, artık istemediği zaman da ya evlendirir, ya da bir mesleğe sokarak ‘azat' ederdi. Bu çeşit bir baba-dost-öğretmen durumu, kızlar için belki birtakım psikolojik zorluklar doğuruyor; ancak Gazi'ye muhtaç olduğu bir aile dekoru sağlıyordu. Bu dekorda çocuk ve kadın birbiriyle birleşiyor, öte yandan kan ilişkileri gibi can sıkıcı durumlar da ortaya çıkmıyordu.”
Altın Kitaplar tarafından 1994’ten îtibâren yapılan baskılarda, altı çizili cümleleri çıkarılan aynı pasaj, aşağıdaki şekle bürünmüştür:
“Kızlar büyüyüp de sofrasında yer alacak yaşa geldikleri zaman, onların sevimliliklerinin ve yeteneklerinin farkına varmıştı. İçlerinde hiç birinin olağanüstü bir güzelliği yoktu; bir salon kadını gibi zarif de değildiler. Bir çeşit bir baba-dost-öğretmen durumu, kızlar için belki birtakım psikolojik zorluklar doğuruyor; ancak Gazi'ye muhtaç olduğu bir aile dekoru sağlıyordu.” (Kinross / Sander 1996: 543)
Sansürsüz metnin mânâsı oldukça vâzıhtır: Lord Kinross, “mânevî kız evlâdlar” diye bir şeyin değil, bir “harem”in bahis mevzûu olduğunu kaydediyor:
“…Gazi için ideal bir ‘harem' yaratıyorlardı… Canı isterse içlerinden birini seçer, artık istemediği zaman da ya evlendirir, ya da bir mesleğe sokarak ‘azat' ederdi…”
Altın Kitaplar baskısındaki metinden ise, sansürlenmiş cümleler sebebiyle, ne kasdedildiği anlaşılamıyor…
“Âfet Hanım, özellikle, Gazi'ye huzur veren bir arkadaş oldu… Böylece, L̃atîfe Hanım'ın ayrılışından beri Çankaya'da hüküm süren boşluk doldurulmuştu…”
Kinross, yukarıdaki pasajın (Altın Kitaplar tarafından da sansür edilmiyen) devâmında, örtülü bir ifâdeyle, dîğer gûyâ “mânevî kızlar”dan farklı olarak, Âfet Hanım’ın nikâhsız bir eş statüsünü hâiz olduğunu kaydediyor:
“Tarih öğretmeni olacak olan Âfet Hanım'ın durumu, büsbütün başkaydı. Gazi, kendisini himayesine aldığı zaman küçük bir çocuk değil, olgunluğunun eşiğinde bir genç kızdı. Bu tarihten sonra, yavaş yavaş evin yönetimiyle de uğraşmaya başladı. Âfet hanım, yumuşak, iyi huylu, mütevazı ve ciddî bir kızdı. Eve bakıyor, masasında baş köşeye oturuyor, halk arasında Gazi’nin yanında yer alıyordu. Gazi’nin düşüncelerini dikkatle not ediyor, Türk Tarih Kurumunun ya da sosyal reformlarla ilgili diğer kurumların toplantılarında bunları savunmak için çaba harcıyordu. Âfet Hanım, özellikle, Gazi'ye huzur veren bir arkadaş oldu. Böylece, Latife Hanım'ın ayrılışından beri Çankaya'da hüküm süren boşluk doldurulmuştu. Gazi, elli yaş sularında ve hâlâ bekârdı; ama özel bir yaşayıştan büsbütün yoksun olmayan bir bekâr.” (1981: 710-711)
Solda, Lord Kinross’un Atatürk kitabının tercümesinin Sander Yayınevi tarafından 1966’da yapılan ilk baskısında “kız evlâdlıklar”dan bahseden sansürsüz sayfası… Sağda, aynı sayfanın Altın Kitaplar tarafından 1996 baskısındaki sansürlü metni… (Başına yıldız koyduğumuz paragraflar.)
***
Kinross'daki “mânevî kızlar”la alâkalı pasajı Murat Belge de tahrîf etmişti
Kinross’un kitabının ilk tercümesi, sonradan Prof. olan, têlîfleri, tercümeleri, gazete makâleleri ve nâşirliği ile bir hayli şöhret kazanan, Sol Cenâhın nüfûzlu şahsıyetlerinden Murat Belge’ye âiddir. Murat Belge (d. 1943), karısı Zsa Zsa Gabor vesîlesiyle yukarıda ve Osmanlı İmparatorluğundan… Türkiye Cümhuriyetine. Nasıldı? Nasıl Oldu? isimli resmî propaganda kitabının (Maârif Vekâleti neşri, 1933) Vedat Nedim Tör'le ortak müellifi olması hasebiyle Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi isimli kitabımızda (Ankara: Hitabevi Yl., Mayıs 2014) kendisinden uzunca bahsettiğimiz Burhan Asaf Belge'nin oğludur.
Belge, kitabın üçte ikisini tercüme etmiş, bu kısımları, kitabın hazırlanmasında Kinross’la berâber çalışmış olan Prof. Dr. Mînâ Urgan seçmiştir. (Milliyet, 9.11.1965, s. 1) Tercümenin (Karacan – İpekçi’nin) Milliyet gazetesindeki tefrikası 10 Kasım 1965’te başlamış, aylarca sürmüştür.
İşte, Kinross’un g̃ûyâ “mânevî kız evlâdlar”dan bahsettiği pasajı ilk def’a tahrîf etme “şeref”i bu üçlü ekipe (Belge, Urgan, İpekçi) âiddir. Sander’in sahîh tercümesindeki pasaj, Belge’nin tercümesinde tanınmaz hâle gelmiştir:
“…İzmire yaptığı böyle bir ziyarette okulunu yeni bitirmiş olan ve öğretmen olmak isteyen Afet adında genç bir kıza rasgeldi. Kimsesiz bir kız olduğu için [???] Gazi onu evlât edinmeyi teklif etti ve hem okumayı bitirmesi hem de sonradan gireceği meslek için maddî sorumluluğu üzerine aldı. Teklif minnetle kabul edildi.
“Manevi Evlatları
“Gazi için bu hareket görülmemiş bir şey değildi. Bundan önce de evlât edindiği çocuklar olmuştu – çoğunlukla yaptığı seferlerde rasladığı savaş yetimlerini almış, yetiştirip okutması için annesine vermişti. Latife'yle çocuksuz evlilik hayatı zamanında biri bir çocuk yuvasından, öbürü de fakir düşmüş bir aileden alınıp evlât edinilen Zehra ve Rukiye adında iki küçük kız Çankaya'daki evde kalıyorlardı. Bir üçüncüsü de bundan önce sözü edilen güzel, canlı ve zeki bir çocuk olan Sabiha'ydı. Bu üç kıza şimdi Afet katılıyordu. Az sonra da bir beşincisi, bir zamanlar evinde çalışan incecik, esmer, yeşile çalan mavi gözlü Nebile gelecekti. Birçok kereler erkek çocukları da evlât edindi. Okuma masraflarını görür ve işe yerleştirirdi. Ama bunlar kızlar gibi Çankaya'daki evde kalmazlardı. Rukiye bir subay, Nebile de bir diplomatla evlendi. Zehra, dışarıda tahsildeyken, Paris'te trenden düşerek öldü.” (Milliyet, 13.4.1966, s. 5, Tefrika No 150)
Kinross’un Âfet Hanım’ın nikâhsız bir eş statüsünü hâiz olduğunu kaydeden pasajını ise, Murat Belge de tahrîf etmemiştir:
“Tarih Profesörü olacak olan Afet’in durumu öbür kızlardan ayrıydı. Gazi onu evlât edindiği zaman artık çocuk değil, yetişmiş bir genç kızdı. Yavaş yavaş Gazi için bir eşin alabileceği yeri aldı. Sade, iyi huylu, ciddiydi. Gazi’nin eviyle meşgul oluyordu. Masasının başında oturuyordu. Gazi’yle birlikte geziyor, yabancı elçilerin başına protokol meseleleri açıyordu. Gazi’nin fikirlerini gayretle benimsiyor, Türk tarih Kurumu ve çeşitli toplumsal reform kurumlarının görüşmelerinde bunları yorumlamak için çabalıyordu. Hepsinden önemlisi onun için dinlendirici bir arkadaş olmasıydı. Latife hanım gittikten sonra Çankayadaki evde açılan boşluk böylece dolmuştu. Gazi ölünceye kadar Âfet yanından ayrılmadı. Ancak onun ölümünden sonra evlendi.” (Milliyet, 13.4.1966, s. 5, Tefrika No 150)