MUSTAFA KEMÂL'İN UYDURMA ŞECERELERİ VE HAKÎKÎ MENSÛBİYETİ (231)

“Kafaları zul̃met dolu bir kaç softa artığı, İrticâ yılanı, bunlar Türk olamaz, bunlara l̃ânet bile az”

“Bursa'da kafaları zulmet dolu bir kaç softa artığının türkçe ezan münasebetile irtica yılanının kımıldamasını andıran meş'um hareketlerini haber alan Zonguldak'lılar, çok büyük bir teessür ve nefret hissetmişler ve mürtecileri şiddetle tel'in etmişlerdir. Bu iğrenç hâdisenin pîşdârlarına duyulan kîn çok büyüktür; bunlar Türk olamaz; bu softalara lânet bile azdır! Ulu Müncî'nin mukaddes işâreti üzerine, Zonguldakta bütün minârelerde Türkçe Ezân okunuyor…” (Cumhuriyet, 9.2.1933, s. 6)

(Cumhuriyet, 9.2.1933, s. 6)

Kemalist Rejimin tedhîş vâsıtalarından biri… “Büyük Şef”in ve Hükûmet erkânının tedhîşkâr beyânât ve icrââtına ilâveten, Memleketin birçok şehrinde Bursa'daki Sahîh Ezân Hâdisesi ve Ezân Mazlûmları aleyhinde nümâyişler, toplantılar tertîb ediliyor, buralardan “Büyük Şef”e ve “Râdife”sine takbîh telgrafları gönderiliyor, tel'în haberleri veriliyor, bunlar, hâdiseyi zâten yine tedhîşkâr ifâdelerle manşete taşımış gazeteler tarafından uzun uzun neşrediliyor… Netîce: Müslümanlar ölesiye sindirilmiştir! Totaliter Rejime karşı, en temel İnsan Haklarını dahi taleb edemiyecek bir hâle düşürülmüşlerdir! İstik̆l̃âl̃ Harbini bin bir fedâkârlıkla onlar yapmış, fakat parsayı başkaları toplamıştır! Şimdi onlar “Mürteci”dir, “hâin”dir, öz Vatanlarında “parya”dırlar; hattâ, daha beteri, onlara hayât hakkı yoktur: “Haşerât”gibi, “yılan” gibi, “çiyan” gibi, “mikrob” gibi görülmekte, yok olmaları istenmektedir!

***

“Beyinsizler”

Gümüşhâne'de: “İnkılâbımıza engel olmıya” kalkışan “Bursa'daki bâzı beyinsizler, Cumhûriyet'in çelik pençesinde âkıbetlerini bekliyorlar…” (Cumhuriyet, 11.2.1933, s. 3)

“Bilecik, sâdece Ezânı değil, Kur'ân'ı da Türkçe istiyor…” (Cumhuriyet, 11.2.1933, s. 3)

“Boş kafalar”

“Menemen 8 (A.A.) – Senin kurduğun temeli yıkmağa çalışan boş kafalar her halde kırılmalıdır, Büyük Gazi.” (Cumhuriyet, 9.2.1933, s. 6)

“İrticâ hortlağı”

Yalvaç / Isparta'dan: “Sinsi İrticâ hortlağına lânet!” (Cumhuriyet, 9.2.1933, s. 6)

Kütahyalılar: “Bursa'daki geri ruhlu birkaç beyinsizin çıkardığı hâdiseyi nefretle karşılıyor, Dînî İnkılâbı benimsiyoruz” (Milliyet, 11.2.1933, s. 1; Cumhuriyet, 11.2.1933, s. 3)

“Rezîl, sefîl softalar”

Safranbolu'dan: “Rezîl, sefîl softalara Türk Vatanında yer verilmesin!” (Cumhuriyet, 9.2.1933, s. 6)

“Yobazlar, mikroblar”

Çeşme'den: “Bu yobaz ve mikropların cezâsı verilsin!” (Cumhuriyet, 12.2.1933, s. 6)

Salihli'den: “Gāzi'mizin çirkin hâdiseye karşı zâtî alâkasına minnet!” (Milliyet, 10.2.1933, s. 6)

“Kara İrticâ”

Antalya'dan: “Mâzîperestlerin kara İrticâ hareketini tel'în” (Milliyet, 11.2.1935, s. 5)

Kayseri'den: “Bursa'da birkaç serserinin Arapça Ezân istemek cür'et ve küstahlığı” (Milliyet, 11.2.1935, s. 5)

“Bunların yaşamak hakkı yoktur!”

Trabzon'dan: “Öz Türk dili ile Ezâna karşı çıkan akılsız, geri zihniyetli zavallıların yaşamak hakkı yoktur!” (Milliyet, 11.2.1933, s. 5)

İlh…

(Cumhuriyet, 19.4.1933, s. 3)

Bursalı Ezân Mazl̃ûmları, süngülerin refâkat̃inde, engizisyon mahkemesi gibi çalıştırılan Çorum Ağır Cezâ Mahkemesi’ne götürülüyorlar… Sırf Vicdân Hürriyetine, sırf İbâdet Hürriyetine, kısaca en temel İnsan Haklarına istinâden haklarını aradıkları için “mürteci”, “yobaz” gibi ağır hakâretlere mârûz kaldılar, tevk̆îf ve hapsedildiler, işlerini kaybettiler, âilelerinin nafakasını têmîn edemediler, ezâ gördüler, cinâyet işlemiş gibi Ağır Cezâ’da muhâkeme edildiler, ağır hapis cezâlarına ve nezâret altında bulundurulmıya mahk̃ûm edildiler… Allâh hepsine ganî ganî rahmet etsin! Bu Ezân kahramanlarına şükrân duymıyanlara, hâtıralarını yaşatmıyanlara da yazıklar olsun!

***

Prangalı matbûâtta Sahîh Ezân Hâdisesi ve mazlûmları aleyhinde başmakâleler

Prangalı matbûât, manşet haberleriyle, sayfalarını dolduran (güdümlü) protesto telgraflarıyle olduğu kadar başmakâleleriyle de, Bursa'da, bir avuc Mü'minin, resmî makâmlara mürâcaât ederek meşrû ölçüler içinde İbâdet Hürriyeti taleb etmelerini, “İrticâî bir isyân” gibi gösterdi. Gazeteler kadar bu makâlelere de müstekreh bir Münâfıklık kokusu sinmişti… Müslümanlığın en yaman hasımları, mûtâd vechiyle ve tabîatleri îcâbı, Dînleri hakkında Müslümanlara ders vermiye kalkıyor, bir kerre daha Kemalizmin “Öztürkce Ezân”, binâenaleyh “Öztürkce İbâdet Vâsıtasıyle Dînî İnk̆ilâb” siyâsetini, Müslümanlığa muhâlif olmak şöyle dursun, onun bir îcâbı gibi gösterme canbazlığına kalkışıyorlardı…

Yakup Kadri’nin jenosidci makâlesi

Bu haddinibilmezler arasında şu isimler sayılabilir: Yunus Nadi, Mehmet Asım (Us), Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), Ahmet Şükrü (Esmer) ve Siird Meb'ûsu Mahmut (Soydan)… En müstekreh makâle, Yakup Kadri’nin kaleminden çıkmıştı: Bu Fanatik Kemalist, Sahîh Ezân taleb ederek “Dîn İnk̆ilâbı”nı reddeden, Kemalizme baş eğmiyen Sahîh Müslümanların (onların jargonunda “Mürteciler”in) toptan imhâ edilmesi lüzûmunu müdâfaa ediyordu… Bu jenosidci makâle, dâimâ, Yakup Kadri ismiyle berâber ibretle anılmalıdır!

1932-1934 senelerinde, hepsi Totaliter Zihniyetli, bâzıları Komünist Partisi’nden Kemalizme iltihâk etmiş, bâzıları Farmason bir ekiple berâber, Kemalizmle mezcedilmiş bir Târihî Materyalizm propagandası yapan Kadro mecmûasının nâşiri ve kaskatı bir Ateist, Farmason (Cumhuriyet Yıldızı Mahfili Müntesibi), İslâm düşmanı olan Yakup Kadri’nin (Kâhire, 1889 – Ankara, 13.12.1974, Şişli C., Beşiktaş Yahya Ef. Mez.) jenosidci makâlesi, (Us kardeşlerin) Vakit gazetesinin 12 Şubat 1933 târihli nüshasında (ss. 1 ve 2), “İnkılâbı Koruma Kanunu Değil, Bir ‘İnkılâp Hıfzıssıhası’ İlmi” başlığıyle neşredilmişti. Makâlesinin hül̃âsası şudur:

Sahîh Ezân Mazl̃ûmlarının meşrû yollardan hak arama teşebbüsünü, yeni bir “İrticâ” tezâhürü olarak damgalıyarak en ağır ifâdelerle onlara taarruz ediyor: “31 Mart çirkefinin serpintileri”… “Kapkara bir cehaletin, en geri ve en iptidaî bir ümmet terbiyesinin tabiî netîcesi olan bir irticâ hareketi”… “Yeniçeriler gibi ‘istemeyiz' diye bağıran serseriler”… “Tarihin en geri, en iptidaî, hattâ en gülünç hâdiselerinden biri”…

Bunlar (Sahîh Ezân taleb eden “Mürteciler”), “hâlâ türbelerin duvar diplerinde, şadırvan yalaklarında türiyen irtica çiyanlarıdır”, “taaffün”dürler (pis kokulu irindirler)… Mikrob gibidirler… Cem'iyet için dâimî bir tehdîddirler…

Bunlar, hâl̃â nîçin mevcûd olabiliyorlar? Çünki Kemalist İnk̆il̃âb, henüz bunları kahredecek, toptan imhâ edecek, köklerine kibrit suyu ekecek kadar şedîd davranmamıştır… “İnkılâb ateşinin, İnkılâb tamperatürünün” bunları kül edecek kadar harâretlenmesi lâzımdır… “İnkılâb Herkül'ünün”, yâni Mustafa Kemâl̃'in “süpürgesi bu taafünü” silip süpürmelidir… “İnkılâbın cem'iyet hıfzıssıhhasının” (“hygiène”inin) îcâbı budur… Velhâsıl, bir “Mürteci” jenosidi l̃âzımdır!

“Türkiye Cümhuriyeti, inkılâpçı bir müessesedir. Devletin bütün kuvvetleri inkılâp prensiplerinin emrine verilmiştir.” Binânenaleyh Kemalist İnk̆il̃âbın ikmâl̃ini engelliyen, şekillendirilen yeni cem'iyet için dâimî bir tehdîd teşkîl eden “İrticâ” kuvvetinin kökünün kurutulması, bir “İnkılâb hakkı”dır!

Böylece cem’iyet, bu “taaffün”den, bu hastalıktan tamâmen kurtarılarak “hıfzıssıhha”ya, sağlığa kavuşturulacaktır…