(Vakit, 12.2.1933, s. 1)
Fanatik Kemalist Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun dâimâ ibretle hatırlanması gereken jenosidci başmakâlesi: “İnkılâbı Koruma Kanunu Değil, Bir ‘İnkılâp Hıfzıssıhası’ İlmi”… Kemalizme baş eğmiyen Sahîh Müslümanların toptan imhâ edilmesi lüzûmunu müdâfaa ediyor!
***
“Mutlak Şef”, tedhîşçi “Bursa Nutku”nu Sahîh Ezân Hâdisesi vesîlesiyle îrâd etti
O, Kemalist militanların, “Mürtecileri” ne pahasına olursa olsun tepelemeleri vazîfelerine dâir tedhîşçi Bursa Nutku’nu da bu esnâda, 5 Şubat 1933 akşamı, Çekirge Yolu’ndaki kendi Köşkünde îrâd etmiştir. (Kemalizmin Şükrü Kaya’nın dilinden ifâde edilen “İrticâ” ve “Mürteci” târifini bu vesîleyle de hatırlıyalım: “[Kemalist] İnkılâbın emirlerini yapmamak irticâa hizmet etmek, mürteci olmak demektir…” - Meclis'de, 3 Aralık 1934 günki nutkundan.- Kezâ, “Büyük Şef”inin düşüncesine tercümân olarak, aynı nutkunda, küstâhça şu sözü sarfeden de bu Farmason Kemalisttir: “Dînler, işlerini bitirmiş, vazîfeleri tükenmiş, yeniden uzviyet ve hayâtiyet bulamıyan müesseselerdir.” Binâenaleyh, Kemalizmin sak̆îm telak̆k̆îsine nazaran, her Sahîh Müslüman, “Mürteci”dir!)
Bursa Nutku'nun efk̃ârıumûmiyeye mâl edilmesini, evvelâ Bursalı gazeteci Rıza Ruşen Yücer'e (ö. 1959), ikinci derecede de Mustafa Kemâl'in Zekeriya Sertel ve Yunus Nadi'ye têsîs ettirdiği Cumhuriyet gazetesine medyûnuz…
Rıza Ruşen Yücer'in “Bursa Nutku”nu ihtivâ eden Atatürk'e Ait Birkaç Fıkra ve Hâtıra isimli kitabı, İstanbul'da, 1947'de, Şaka Matbaası'nda tab'edilmiş, 16x24 cm eb'âdında, risâle hacminde, 24 sayfalık küçük bir çalışmadır. Müellifin bu kitabda bizzât görgü şâhidi sıfatıyle naklettiği “Son Baloda” başlıklı hâtıranın girişinden, kendisinin, Şubat 1938'de, Bursa'da, hem Bursa gazetesinde çalıştığı, hem de (Us kardeşlerin) Vakit gazetesinin muhâbirliğini yaptığı anlaşılıyor.
Rıza Ruşen Yücer'in risâle hacmindeki küçük kitabında, Bursa Nutku hâtırası, iki sayfa tutuyor. Bu nutukla alâkalı kitabının ilk baskısı Mart 1967'de piyasaya çıkan Reşit Ülker, 1958'de, İstanbul'da Yücer'le görüştüğü vakit, Yücer'in kendisine, bu nutkun îrâd edildiği ziyâfetteki 14 kişi arasında yer aldığını ve nutku, o esnâda not ettiğini ifâde ettiği mâl̃ûmâtını veriyor. (Reşit Ülker, Atatürk'ün Bursa Nutku -Tanıklar ve Belgelerle-, İstanbul: Cumhuriyet Yl., 1998, 2. baskı, s. 23; kitabın ilk baskısı: Ata'nın Bursa Nutku, İstanbul: Okat Ye., 1967, 152 s., 4.-TL)
Yücer'in Totaliter Rejimle arası çok iyi Bursalı bir gazeteci olduğu nazar-ı dikkate alındığında, kendisinin o ziyâfete gazeteci sıfatıyle dâvet edilmiş ve o esnâda Nutk'u not almış olması, mâkûl̃ görünüyor…
Yücer'in kitabını Cumhuriyet lanse ediyor
Yücer'in küçük hacimli kitabı, piyasaya çıkar çıkmaz, Fanatik Kemalist Cumhuriyet gazetesi tarafından büyük al̃âkayle karşılandı; onun tarafından l̃anse edildi. Kitabın ve onunla berâber Bursa Nutku'nun tanınıp revâc bulmasında, bu desteğin büyük hissesi olsa gerekdir…
Yukarıda da kaydettiğimiz vechiyle, Yücer'in kitabı, 1947'de çıktı. Kitabı hemen sâhiblenen Cumhuriyet gazetesi, o senenin 10 Kasım târihli nüshasında (s. 3) onun küçük bir reklamını bastı. Mâmâfih, kitabın tanıtımında bu küçük reklamdan çok daha têsîrli olan, ona, ikinci sayfasının dörtte (veyâ beşte) biri kadar bir yer tahsîs etmiş ve bu kısımda, kitabdan, Bursa Nutku'na dâir hâtıra dâhil, beş hâtırayı nakletmiş olmasıdır…
Yücer'in Bursa Nutkuna dâir hâtırası, küçük hacimli derleme kitabında, “Atatürk ve Türk Gençliği” başlığı altında takdîm ediliyor ve iki sayfa yer tutuyor. Metni, her zaman olduğu gibi, yine aslındaki imlâyle aynen ik̆tibâs ediyoruz:
"Bursada Ulucamide namaz kılan yüz kadar insan, aralarında konuşmuşlar; neden İstanbulda ezan arabca okunurken Bursada türkçe okunuyor diye dedikodu yaptıktan sonra, işi Evkaf müdüründen sormağa karar vermişler. Evkaf müdürü Valiye gidin, demiş. Cemaat, topluca vilâyete gidiyorlar. Fakat Vali öğle yemeğinde. Hükûmet konağının mermer merdivenlerine çömelip bekleşiyorlar!.
Bursalı Fanatik Kemalist gazeteci Rıza Ruşen Yücer’in 24 sayfalık hâtıra derlemesi ve bu kitabcıkta, Bursa Nutku hakkındaki hâtıranın ilk sayfası… Münhasıran hak̆îkat endîşesiyle hareket eden hiçbir ilmî araştırmacının bu nutkun sıhhatinden şüphe edeceğini zannetmiyoruz… (Üstelik, Nutk’un muhtevâsı da, üsl̃ûbu da “Mutlak Şef”e gâyet uygundur…)
***
“Mesele polise, tümene, jandarmaya aksediyor. Tertibat alınıyor; bu arada Ankaraya da ‘Bursada irtica var!' diye telgraf çekiliyor. Atatürk, otomobille İzmire gitmektedir. [“Gitmekte” değil, zâten İzmir’dedir…] Haberi yolda alıyor. Yaptığı ve inandığı inkılâpların öz mal sahibi sıfatile, tehlikede gördüğü eseri için, hemen Bursaya koşuyor. İşi bizzat inceliyor; kararını Anadolu Ajansına kısa bir tebliğ ile bildiriyor: ‘Bu, din meselesi değil, dil meselesidir!.'
“O akşam, Çekirge yolundaki köşkte Atatürk'e bir yemek verildi. Sofrada on üç, on dört kişi var. O günkü hâdiseden dolayı Atatürk'ün gönlünü almak üzere, bu on dört kişiden birisi:
‘- Efendim, diye söze başladı; Bursa gençliği bu hâdiseyi hemen bastıracaktı. Fakat zabıta ve adliyeye olan güveninden ötürü...'
“Devam edemedi. Atatürk bir işaretle sözünü kesti:
‘- Bursa gençliği de ne demek? diye biraz sert, sordu. Memlekette parça parça, yer yer gençlik yoktur, sadece ve toplu olarak Türk gençliği vardır!.'
Fanatik Kemalist Cumhuriyet gazetesi, Rıza Ruşen Yücer’in kitabı piyasaya çıkar çıkmaz onu harâretle sâhiblendi ve 10 Kasım 1947 târihli nüshasında, hem ondan beş fıkrayı naklederek, hem de bir reklamını basarak onu geniş kitlelere tanıttı… (Yukarıda, Cumhuriyet’in fanatik makâlelerle dolu bu nüshasından genişçe bahsetmiş ve bilhâssa Kemalizm mûterizlerine gûnâgûn hakâretler savuran başmakâlesinin mühim bir kısmını nakletmiştik…) Tâ 1958 senesinde, 27 Mayıs İhtilâlinin sath-ı mâiline girilinciye kadar bu kitaba da, onda nakledilen Bursa Nutku’na da, kimseden îtirâz gelmedi… 1958’den îtibâren onun sıhhatine yapılan îtirâzlar, esâs îtibâriyle siyâsî mülâhazalarladır… (Memleketimizde “siyâset” ve “siyâsî”, maâlesef bu derece düşük değerli kelimelerdir!) Yoksa, metnin sıhhatinden şüphe etmek için ciddî bir sebeb yoktur… (Araştırmamızda münderic bulunan pek çok vesîka gibi bu da, ilk def’a efk̃ârıumûmiyeye mâl ediliyor…)
***
“Sonra Türk gençliğinden ne anladığını şöyle tarif etti:
‘ - Türk genci, inkılâpların ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesden çok inanmıştır; rejimi ve inkılâpları benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu; bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır... demiyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silâhla... nesi varsa onunla, kendi eserini koruyacaktır.
‘Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalıyacaktır. Genç, ‘polis henüz inkılâp ve cümhuriyetin polisi değildir' diye düşünecek, fakat asla yalvarmıyacaktır. Mahkeme onu mahkûm edecektir. Gene düşünecek: ‘demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lâzım!.'
“Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; bana, İsmet Paşa'ya, Meclise telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını, kayrılmasını istemiyecek. Diyecek ki: ‘Ben, inan ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve âmilleri düzeltmek de benim vazifemdir!.'
“Atatürk, gözlerini sofradakilerin yüzlerinde dolaştırdı:
‘- İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!.' dedi.” (Rıza Ruşen Yücer, Atatürk'e Ait Birkaç Fıkra ve Hâtıra, İstanbul: Şaka Matbaası, 1947, ss. 5-6)