139 Yahûdi akademisyenin fakültelere göre dağılımları
“Türkiye’nin uygulamaları ve Schwartz’ın iş birliği ile 1933-39 yılları arasında, 139 bilim insanı görevlendirilmiştir. Bu kişilerin görevlendirilme dağılımları Biographisches Handbuch der deutschsprachigen Emigration nach 1933 başlıklı, Alman göçmenler hakkındaki kapsamlı çalışmada 1933-39 yılları için aşağıdaki gibi verilmiştir:
“İstanbul Üniversitesi’nde görevlendirilen Öğretim Üye ve Elemanlarının dağılımı: Tıp Fakültesi: 19 Profesör, 20 Asistan, 7 Yardımcı; Matematik ve Fen Bilimleri: 17 Profesör, 4 Asistan; Edebiyat Fakültesi: 10 Profesör; Hukuk: 10 Profesör.
“Ankara Üniversitesi’nde görevlendirilen öğretim üyelerinin ülke dağılımları: Konservatuar: 12 kişi Almanya’dan, 9 kişi Avusturya’dan; Dil, Tarih, Coğrafya: 5 kişi Almanya’dan, 1 kişi Avusturya’dan; Tıp Fakültesi: 7 kişi Almanya’dan, 1 kişi Avusturya’dan; Ziraat Fakültesi: 3 kişi Almanya’dan, 1 kişi Avusturya’dan; Siyaset Bilimi: 1 kişi Almanya’dan, 1 kişi Avusturya’dan.” (“Nazi Almanyası’nda Üniversitelerin Durumu”; https://www.turkyahudileri.com/content-page.php?lang=tr&page=alman-profesorler&category=; 22.11.2025)
Arnold Reisman: Türkiye’ye mecbûriyet tahtında geldiler ve bundan utanc duydular
Mustafa Kemâl’in Türkiye’ye getirttiği Yahûdi akademisyenler hakkında, 7 Aralık 2008 târihli Hürriyet gazetesinde de, Ezgi Başaran tarafından Yahûdi müellif Arnold Reisman’la yapılmış dikkate şâyân bir mülâkat bulunuyor. Gazetedeki mâlûmâta nazaran:
“Arnold Reisman saygın bir mühendis. Yahudi soykırımından (holokost) kurtulmuş biri: 1934’te Polonya’da doğmuş, Nazi işgalinden kurtularak ABD’ye göç etmiş. Yahudilerin yakın tarihi konusundaki araştırmalarıyla tanınıyor. ABD’nin birçok üniversitesinde, Sabancı ve İTÜ’de dersler verdi. Nazi rejiminden Türkiye’ye kaçan ve Türkiye’nin üniversite reformuna büyük katkı sağlayan 190 bilim adamını araştırmayı iş edindi. […] Kapağında İstanbul Üniversitesi’nin eski bir fotoğrafı bulunan 470 sayfalık bir kitap yazdı. "Turkey’s Modernization, Refugees from Nazism and Atatürk’s Vision" şu anda Türkçe’ye çevriliyor. Kitabı, Reisman’ı bir seminer için konuk eden Özyeğin Üniversitesi basacak.”
Bu vesîleyle de müşâhede ediliyor ki Yahûdi-Siyonist Propagandası, Türkiye’de kendine pek müsâid bir zemîn buluyor ve kuvvetli desteklere sâhib bulunuyor…
Ezgi Başaran’ın Reisman’la mülâkatı ibretle okunuyor:
“190 Yahûdi akademisyen”
“-190 bilim adamının Almanya’ya göçmesinde anahtar kişiler kimdi?
“- 1932’de Atatürk, İsviçreli pedagog Malche’yi Türkiye’deki yüksek eğitim kurumları hakkında bir rapor sunması için çağırdı. O rapor Darülfünun’un modernleştirilmesinde bir yol haritası haline geldi. Ondan sonra da bu 190 bilim adamını Türkiye’ye İsmet İnönü ve onun Eğitim Bakanı Reşit Galip çağırdı. İşin Almanya tarafında da oradaki entelektüelleri kurtarmak için bir vakıf kuran patolog Philipp Shwartz vardı.
“- Eğer ABD bu bilim adamlarına iş ve vize verseydi yine de Türkiye’ye gelirler miydi?
“- Hayır sanmıyorum. Sonradan Einstein’ı da ameliyat eden Rudolph Niessen adlı bir cerrah vardı. ABD’den vize almıştı ama işi yoktu. ABD’ye giderken yolda Türkiye’nin kendisine iş teklif ettiğini öğrendi ve Türkiye’yi tercih etti. Ama hem ABD vizesi olup hem de ABD’de bir iş teklifi alan hiçbir bilim adamı Türkiye’ye gelmedi.
“- Öyleyse bu bilim adamlarının Türkiye’ye gelmesinde ‘Sıfırdan bir üniversite sistemi kurulmasına önayak olalım’ motivasyonu yoktu?
“- Hayır, Türkiye’ye geldiler çünkü başka şansları yoktu. İdeolojik bir sebep aramayın. […]
“Almanya, ‘Bize o Yahudi bilim adamlarını geri verin!’ dediğinde, Türkiye, ‘Canınız cehenneme!’ dedi”
“- Alman bilim adamları Türkiye’ye gelirken, Türkiye de, bir çok parlak öğrencisini eğitim alsın diye Almanya’ya gönderdi...
“- Evet, çünkü Türkiye’nin en büyük meselesi modernleşmeydi. Yahudi olsun olmasın bu entelektüellere ihtiyaç duyuyordu. Yani kimse bir ideoloji peşinde değildi.
“- Bu olay Almanya-Türkiye ilişkilerine yansıdı mı?
“- İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye tarafsızdı, Almanya’ya krom satmaya devam etti. Sebeplerden biri bu alışverişti. Almanya’da birçok Türk bilim adamı iyi koşullarda okuyordu. Türkiye de Almanya’nın kovduğu bilim adamlarını kabul ettiği için ona karşı mahcuptu. Hitler rejimi alttan alta bu yüzden baskı yapıyordu Türkiye’ye. Yalnız Türkiye’nin hakkını yememek lazım: Almanya ‘Bize o Yahudi bilim adamlarını geri verin’ dediğinde, Türkiye ‘Canınız cehenneme’ dedi. […]
“Başbakandan fazla maaş alıyorlardı”
“- Bilim adamları Türkiye’de neyle karşılaştı?
“- Çok az kütüphane vardı, neredeyse hiç laboratuvar yoktu. Hepsini onlar kurdular. Pazarlardan topladıkları malzemelerden laboratuvar ekipmanı yarattılar. Türk akranlarının 5 katı kadar, hatta başbakandan fazla maaş alıyorlardı. Ama enflasyon alım gücünü çok düşürdü. Çoğu, Almanya’dan getirdikleri mobilya ve kitapları sattı. Bu arada Darülfünun’daki akademisyenler ve Almanya’da eğitim görüp Türkiye’ye dönenler onların pozisyonlarını istediler. Ülkede artan milliyetçilikle akademik kıskançlık birleşince zor günler yaşadılar. Birçoğu bu nedenle işinden oldu. Hükümet, ekonomik olarak sizin maaşlarınızı karşılayamıyoruz dedi ama altta yatan sebep aynı pozisyonlara Türk akademisyenleri getirmekti. […]
(https://www.hurriyet.com.tr/gundem/soykirim-tarihinde-turkiye-ye-kacan-yahudi-bilim-adamlariyla-ilgili-tek-satir-yok-10523447; 22.11.2025)
***
“Türkiye gibi bilimsel açıdan geri bir ülke dışında hiçbir yerde iş bulamamaktan utanc duydular!”
“- Ülkelerine ya da ABD’deki üniversitelere gidince Türkiye’den bahsettiler mi?
“- Hem de hiç. Bu bilim adamlarının öğrencilerini bulup konuştum, hepsi hocalarına neredeyse tapıyor ama hiçbiri onların Türkiye yıllarını bilmiyor. Bazılarının aileleri tarafından kaleme alınan ölüm ilanlarını okudum, onlar da Türkiye’den bahsetmiyor.
“- Ama pratikte Türkiye onların hayatını kurtardı?
“- Öyle ama bundan hiç bahsetmediler. Neden biliyor musun? Çünkü utandılar. Nazi rejiminden önce Almanya’da inanılmaz bir hayatları vardı. Entelektüel tanrı gibiydiler. Sonra Almanya onları kovdu, ABD kabul etmedi. Türkiye gibi bilimsel açıdan geri bir ülke dışında hiçbir yerde iş bulamamayı kendilerine yediremediler. Bu durumdan utanç duydular ve kendilerine sakladılar.” (Ezgi Başaran, “Soykırım tarihinde, Türkiye’ye kaçan Yahudi bilim adamlarıyla ilgili tek satır yok”, Hürriyet, 7.12.2008; (https://www.hurriyet.com.tr/gundem/soykirim-tarihinde-turkiye-ye-kacan-yahudi-bilim-adamlariyla-ilgili-tek-satir-yok-10523447; 22.11.2025)
İki gazete arasındaki asıl münâkaşa mevzûu: Goebbels’in hitâbesi
Yukarıda, Yalman, her ne kadar “Cumhuriyet [gazetesiyle] olan münakaşa, Nadi Beyin, Üniversitede vazife gören Alman Profesörlerinin kovulmasına dair yazdığı şiddetli yazı yüzünden kopmuştu” diyorsa da, o devrin gazeteleri tedk̆îk̆ edilince, şiddetli münâkaşanın asıl mesnedinin, Nazi Propaganda Nâzırı Goebbels (Göbels)'in Nürnberg'de toplanan Nazi Kongresi'ndeki hitâbesi olduğunun anlaşıldığını ifâde etmiştik… Aşağıda, iki gazete arasında, bu hitâbe etrâfında cereyân eden pek şedîd kalem münâkaşasını, târih sırasıyle tâkîb edeceğiz. Hakîkaten, Sabataî seciyesi hakkında da fikir veren pek ibretâmîz bir münâkaşa!