“Mütâreke’de İttihâdcıları korudum; Saray’a ve Îtilâfçılara karşı pervâsızca ateş açtım”
“Harp zamanında İttihat ve Terakki sistemine en çok hücum eden adam olduğum halde Mütarekeden sonra İzzet Paşa hükûmetini candan tutan, İttihatçıları haksız hücumlara karşı koruyan, millî birlik ihtiyacını ileri süren yegâne gazete benim gazetemdi. [Hâtırât’ında, Talat Paşa’dan sitâyişle bahseder: “(1918) Ekim ayının başlarında Berlin’e yaptığı bir seyahatten dönen Talât Paşa, bir basın toplantısı yaptı. (…) …Bir saat sonra beni tek başıma yanına çağırttı. (…) Çok sevdiğim, çok iyi ve temiz tarafları olduğunu bildiğim bu vatanseverle içim ezilerek vedalaştım.” (A. E. Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, Cilt 1: 1888 / 1919, İstanbul: Yenilik Basımevi, 1970, ss. 305-306)]
“Saraya ve İtilâfçılara karşı pervasızca ateş açtım. Bir taraftan da İstanbula gelen her ecnebi muhabirin arkasına düşerek etrafımızdaki ablukayı kırmıya fedakârca uğraştım. Bu sırada Sait Molla ve Pehlivan Kadri, tıpkı bugün Nadinin yaptığı gibi ‘Dönme, dönme’ diye bağırıyorlardı.
“Netice olarak evvelâ İstanbulda tevkif edildim. Sonra Kütahyaya sürüldüm. Daha sonra da ömrümün iki yılını Malta zindanlarında geçirdim.
“En büyük mükâfâtım, Atatürk’ün çocukluk senelerinin ve uzun mücâdele hayâtının heyecânlı hikâyesini kendi ağzından dinlemek ve yazmak oldu”
“Memlekete dönünce millî hükûmet bana Matbuat ve İstihbarat U. M. lüğünü teklif etti. Millî mücadele esnasındaki bu büyük itimat ve sevgi eserine çok sevinmekle beraber ancak gazeteci sıfatile hizmet etmek istediğimi, gazeteciliğin benim için bir basamak değil, hayatta son gaye olduğunu anlattım. Ankarayı ilk ziyaretimde beni Vaşington sefirliği için hazırlamak arzusu olduğunu, fırsatı kaçırmak yazık olacağını anlattılar. Gazeteciliğe bağlılığımda ısrar ettim. En büyük mükâfatım, Atatürkün çocukluk senelerinin ve uzun mücadele hayatının heyecanlı hikâyesini kendi ağzından dinlemek ve yazmak oldu. Sonra Garp Cephesini baştanbaşa dolaştım. O sırada hiçbir gazeteciye gösterilmiyen bir itimat ve yakınlık gördüm.
“Lozan konferansı sırasında da B. Hüseyin Bektaşla beraber mütercim sıfatile İsmet İnönünün maiyetinde bulunmıya memur edildim. Gazeteci sıfatile hâdiseleri takip edebilmek için özür diledim.
“Lozan sulhünden sonra gazetelerde bir münakaşa devri başladığı zaman ben umumî menfaat prensipinin ve demokrasi düşüncelerinin sevkile yazılar yazdım. Görüşlerim belki de bazan yanlıştı. Belki de istikrar bakımından zararlı idi. Fakat bunların idealist bir gazetecilikten ve yurt sevgisinden başka hiçbir zaman, hiçbir saiki yoktu.
“Nadi, hiçbir tezvirden geri kalmadı”
“Bazı gazeteler kapatıldığı zaman (Vatan) istisna edildi. Büyük bir satış sahibi oldu. Bunu çekemiyenler arasında en evvel Nadi vardı. Hiçbir tezvirden geri kalmadı. Bir kusur diye bahsettiği İstiklâl Mahkemesine çağırılış, en ziyade onun uğraşmaları neticesidir. Mahkeme çok tabiî olarak men’-i muhakeme kararı verdi ki, bunun mânası ‘ortada muhakeme edilecek suç yok’ demektir. Ankara İstiklâl Mahkemesine de şahit sıfatile çağrıldım ve orada Ali Çetinkaya ile Necip Aliden mesleğine sadık ve temiz bir gazeteci sıfatile nezaket ve iltifat gördüm.
“Bugün gazetecilikte idealim, mesleği iş gazeteciliğinden temizlemeye ve hükûmetin ve milletin itimadına lâyık bir hale getirmiye kendi kudretim dahilinde uğraşmaktır. Nadi hakkında yazılar, bu idealin telkin ettiği bir mücadeledir. Her taraftan şu sözleri işittim:
‘- Çirkefe taş atma.’
“İyi ama çirkefe taş atmak ve bunu kurutmak fedakârlığını göze alan adamlara da ihtiyaç vardır.
“Ben gazetecilik mesleği namına menfaları dolaştım. Zindanlarda yattım. Fakat bunları bir fedakârlık saymıyorum. Tabiî ve normal bir vazifedir.
“Memlekete ve gazeteciliğe karşı bir tek fedakârlığım vardır ki, o da hususî menfaatine dokunulanların (dönme) diye iskât [isk̃ât: susturma; ıskât: düşürme] usullerine başvuracaklarını bildiğim halde kirli işlere kadar mücadeleden yılmamaktır.
“Bir cemiyetin büyümesi, içine yeni unsurlar alması ve inkişaf etmesi demektir. Bugün her modern cemiyet, yeni fertleri kendi kültürüne uydurmak için sayısız fedakârlıklar yapmakla meşguldür. Bunun aksi şekli, adam ve enerji kaybetmek ve bir Tibet muhitinin iptidailiğine dönmeyi istemektir. Cedleri, üç yüz senedenberi Türk ve Müslüman camiası içinde devlete hizmet eden, kendisinin memleket ve mesleğe hizmetleri arasında Cumhuriyet gazetesinin bütün gayretlerine rağmen ilişilecek hiçbir nokta bulunmıyan bir türke: ‘Senin türklüğünde şüphe var. Çekil, git!’ diyen adam, ancak kirli işlerinin çorap söküğü gibi meydana çıkmasından korkan bir Yunus Nadi olabilir. İlh…” (Ahmet Emin Yalman, “Kirli işlerle mücadele etmekten yılmıyorum”, Tan, 24.10.1934, s. 5)
Yunus Nadi’nin Yalman’a galîz hakâretlerle dolu cevâbı: “Bücür boyun ve ondan daha mendebûr olan hüviyetin, solucan gibi hep yerde sürünen mülevves hayâtın, ilh…”
Yalman’ın yukarıda tamâmına yakınını ik̆tibâs ettiğimiz makâlesine, Yunus Nadi, 25 Ekim 1937 târihli Cumhuriyet’teki başmakâlesiyle cevâb verdi. Muârızının bâzı iddiâlarını reddeden, dîğer taraftan baştan sona hakâretlerle örülmüş bir başmakâle:
“Kirli işlerle mücadele etmekten yılmadığını ifade eden kabadayıca bir başlıkla dün neşrettiğin dört sütunluk yazını okuduktan sonra seni Don Kişot’a dahi benzetemedim. Çünkü bücür boyun ve ondan daha mendebur olan hüviyetin buna mâni oldu.
“Koca dört sütunda daha çok kendi tercümeihalini yazmış ve solucan gibi hep yerde sürünen mülevves hayatın için bir kahramanlık destanı uydurmağa çalışmışsın. Bu vesile ile bence Millî Mücadele mevzuu olan geçmişini bana hatırlatmakla kendi hesabına çok fena haraket ettiğinin farkında bile değilsin.
“Ben bu memleketteki bütün gazetecilik hayatımda hep millî gayelerimiz aleyhine çalışan muzır unsurlarla mücadele ettim. Bilhassa Hürriyet ve İtilâfcılarla ve Ali Kemalle başlıyarak Halifelere ve Halife ordularına varıncıya kadar her çeşid düşmana karşı koyan bu mücadelelerim arasında hasım olarak sen de varsın. İstiklâl Cidalini müteakıb kurduğumuz milliyetçi Cumhuriyet idaresini yıkmak için uğraşanlar arasındasın. [???] İstiklâl mahkemesi beni beraet ettirdi diyorsun. Hayır, mahkûm oldun, ve millet nazarında hâlâ manen -ve ebediyet için- mahkûmsun. [Yukarıda, “Mutlak Şef”in Elâziz İstik̆l̃âl̃ Mahkemesi’ne sevk̆ ettirdiği gazetecilerden bahsetmiştik. Maksad, onları, “Mutlak Şef”in çizgisinden şaşmamalarını sağlıyacak şekilde têdîbdi. Yunus Nadi’nin iddiâsı hilâfına, hak̆îkaten berâat ettiler ve tamâmen mûtî hâle geldiler. Zâten, İstik̆l̃âl̃ Mahkemesi’nde de ancak hatırlı birer misâfir muâmelesi görmüşlerdi… (Bu hâdise hakkında tafsilât, Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi ünvânlı vâsi araştırmamızda mündericdir.)]
“Senin gibi ciğeri beş para etmez bir mahl̃ûk”
“İstiklâl mahkemesinde beraet ettin ve gazeteciliğe bu kadar bağlı idin de neden sekiz on yıldanberi gazetecilik edemedin? Âlicenab mahkeme senin gibi ciğeri beş para etmez bir mahlûkla fazla meşgul olmağa lüzum görmiyerek sadece çetrefil kalemini kırmakla iktifa etmişti de onun için değil mi? [Yine evvelce mevsûken îzâh ettiğimiz vechiyle, Yalman’ı gazetecilikden uzaklaştıran da, bilâhare kendisine büyük iltimâs geçerek -Tan Matbaası hediyesiyle berâber- gazetecilik müsâadesi veren de, “Mutlak Şef”di ve İstiklâl (Engizisyon) Mahkemeleri dahi onun emrindeki birer tedhîş vâsıtasından başka bir şey değildi…]
Yunus Nadi, 27 Ekim 1970 târihli Cumhuriyet’teki son münâkaşa makâlesinde: “Bana iş adamlığı isnâd eden müfterî muhâsımım bizzât işler içinde yuvarlanan biri idi.” diyor. Filhak̆îka, Yalman, 1927’den beri faâliyet gösteren âile şirketi TATKO A.Ş.’nin müessis ve başlıca hissedârlarından idi. Diğer taraftan, onun, 24 Ekim 1937 târihli Tan’daki makâlesinde, Sabataîlerin kendi aralarında evlenmekden artık vazgeçtiklerine dâir beyânı da bir göz boyamadan ibârettir…