(Cumhuriyet, 25.10.1937 , s. 1)
Cumhuriyet’in güldürmiyen l̃atîfesi…
***
“Dönmenin mülevves mâhiyeti”
“Bu makule adamlar için Atatürkün hükümlerinden daha kuvvetli fikir olmasına imkân yoktur. Zaten bizi ve onu çok iyi bilen Türk efkârı umumiyesi, tarihe intikal etmiş bulunan bu realitelerden sonra dönmenin mülevves mahiyetini daha iyi anlamış olacaklardır. Çünkü ‘Nutuk’ bu cibilliyetsiz adamın Atatürk rejimi ve yeni prensipler hakkında, ne derece yabancı, düşman ve ‘çıfıtça’ fikirlerle mahmul olduğunu ve genc Türk hükûmeti daha yeni teessüs ederken onu devirmek ve dahilî bir buhnranla bertaraf etmek için nasıl düşmanca çalıştığını bütün vuzuhile ortaya koymaktadır. […]
“Nutuktan aldığımız bu parçalara bir şey ilâve etmiyeceğiz, dedik. Fakat Nutkun ve onu söyliyen Dâhinin ima etmeğe dahi tenezzül eylemediği bir hakikati tebarüz ettirmezsek millete ve tarihe karşı aldığımız vazifenin noksan kalmasından korkarız. Ahmed Emin Yalman, bütün bu neşriyatile, milletin Ulu Şefi, demokrat Türkiye Cumhuriyetinin Reisi Atatürkü, sultanların başka bir ünvan altında devamı ve ‘Türkiye Cumhuriyet Hükûmeti’ni, eski Romada görülen ‘Generaller hükûmeti’nin bir yeni şekl-i hal ve karakterinde göstermek istemiştir. İlh…” (F. O., “Büyük Şefin ‘nutkunda’ dönmenin mahiyeti”, Cumhuriyet, 25.10.1937, s. 3)
Yalman: “Siyasî nüfûzunu menfâat için kullanan, şüpheli işlerden bâc aldığı söylenen yegâne belâlı: Yunus Nadi”
Cumhuriyet’te yukarıdaki en ağır hakâretlerle dolu makâlelerin intişâr ettiği gün (25 Ekim 1937), Tan’da, Yalman da, başmakâlesiyle, Yunus Nadi’ye taarruza devâm ediyordu… İddiâsına nazaran, Yunus Nadi, gazeteci ve siyâsetci nüfûzunu, büyük ticârî menfâatler elde etmek,vurgunlar yapmak için kullanmaktadır…
Başmakâle, mûtâd vechiyle, Kemâlperest meddâhlıkla başlıyor, onu, Yunus Nadi’ye yöneltilen haksız kazanc ithâmları tâkîb ediyor:
“Ortada Mühim Bir Rejim Davası Var!
“Siyasî nüfuzunu menfaat için kullanan, şüpheli işlerden baç aldığı söylenen yegâne belâlıdan hesap aramak lâzımdır. […]
“Atatürk, büyük eserinin tertemiz kalmasında ve rejimin en yüksek ahlâkî prensipler üzerinde kurulmasında son derecede hassastır. Bunu daima ispat etmiştir. Hükûmet te, siyasî nüfuzun şahsî emellere âlet edilmemesi, bir fedakârlık ve ideal mesleği olması lâzım gelen siyasetle ticaretin birbirinden tamamile ayrı tutulması noktasında daima çok titiz davranmıştır. Bu sahada elde edilen muvaffakıyet, her memlekete örnek olacak derecede mükemmeldir.
“Bu arada bir tek istisna kalmıştır: O da ‘Yunus Nadi’dir” […]
“…‘Yunus Nadi’ gemisini daima yürütür. Bu gemi içinde neler var? Buna şöyle bir bakalım:
“İlk göze çarpan nokta ‘Yunus Nadi’nin kendi gazetesini, bir iş gazetesi diye idare etmesi, satış ve ilân şeklindeki meşru ve itiraf edilebilecek kârdan başka maddî istifadeler arkasında koşmasıdır. ‘Cumhuriyet’ gazetesi kolleksiyonları bu bakımdan dikkate değer vesikalarla doludur.
“Fakat asıl şüpheli işler, gazeteyi bir kuvvet diye kullanarak hariçte görülmektedir. ‘Nadi’ resmen gazetecidir. Tüccar değildir. Fakat ticaret işlerine ait hangi taş kaldırılırsa altından bir ‘Nadi’ çıkar. Muayyen bir nevi şirketlerde ya idare meclisinin reisi veya âzasıdır, yahut ihtisası olmıyan bu işlerde ‘Yunus Nadi’den bu şirketlerin beklediği himayesi ve nüfuzudur.
“Yunus Nadi, kimi yere hul̃ûs çakar, kimi yeri tehdîd eder, korkutur, dâimâ işlerini yürütür”
“Bu ‘Nadi’ bu kadar yaman bir tüccar mı ki tecrübesinden ve fikrinden istifade için ecnebi, levanten ve diğer Beyoğlu şirketleri kendisine kârlarından bir pay vermek ihtiyacını duyuyorlar?
“İş şuradadır: ‘Nadi’ levanten piyasada her işin altından kalkacak bir mütehassıs diye yer tutmuştur. Hiçbir Türk şirketi ve müessesesile alâkası yoktur. Çünkü onlar bu nevi iş yapmaz ve böyle bir yardıma ihtiyaç duymazlar. Fakat birçok ecnebi ve levanten şirketler, verdikleri baç mukabilinde hizmet temin etmeği usul ittihaz etmişlerdir.
“ ‘Nadi’ kimi yere hulûs çakar, kimi yeri tehdit eder ve korkutur, daima işlerini yürütür. Muhtelif unsurlara mensup tazıları vasıtasile de piyasadan birdüziye yeni avlar kapar.
“Nadinin gazete haricinde yaptığı işlerin listesi bile muazzam bir cilt tutar. Umumî bir fikir vermek için birkaçının mahiyetini kısaca anlatalım: [Yalman, bu cümleden olarak beş madde sıralıyor; son ikincisi şunlardır:]
“4- Hidivin alâkadar bulunduğu tasfiye halinde Ticaret ve Sanayi Bankasında ‘Nadi’nin idare meclisi azalığı vardır. Bu banka ‘Nadi’nin nüfuzile istihkakından büyük krediler temin edebilmiştir. Halk bu bankanın işleri yüzünden zarar gördüğü gibi millî bankalar da ellerindeki Dalaman çiftliği gibi gayrimenkulleri paraya çevirerek zararın kısmen altından kalkmaya çalışıyorlar.
“5- Eskiden ‘Cumhuriyet’e yazı yazan Bay ‘Habip Edip’in elinde bir para işine dair dikkate değer bir vesika bulunduğu söyleniyor.
“Bu yazdıklarımız gelişi güzel birkaç misaldir. İnkılâp rejiminin bu yoldaki şüpheli rollere tahammülü yoktur. İşin içinde hükûmetin, Halk Fırkasının ve Basın Kurumunun; rejimin ve gazetecilik mesleğinin temizliği ve haysiyeti namına çok yakından tetkik etmeleri lâzım gelen meseleler vardır.
“Görülüyor ki, ‘Yunus Nadi’nin cümhuriyet mahkemelerinde, fırka ve basın haysiyet divanları karşısında vereceği hesaplar vardır. Bu hesapların kapalı kalacağına ihtimal verilemez. Bir defa da bu muhasebe başlayınca sayısız işler çorap söküğü gibi ortaya çıkacaktır. İlh…” (Ahmet Emin Yalman, “Ortada Mühim Bir Rejim Davası Var!”, Tan, 25.10.1937, ss. 1 ve 8)
“Mâhûd müfterî”
Yalman, yukarıdaki makâlesiyle, Yunus Nadi’nin “derebeyi tavrıyle yürüttüğü ticârî faâliyetlerini” bir rejim mes’elesi olarak ele almıştı. Yunus Nadi de, bilmukâbele, onun “İnk̆ilâb ve Rejime saldırdığını” iddiâ ederek cevâb verdi. Bu meyânda, Yalman’ın iftirâ ettiğini göstermek için Habib Edib’in bu maksadla gönderdiği mektubu da, klişesiyle berâber makâlesine dercetmiş, altına da yine ağır bir cümle yazmıştı: “Müfterinin bir yalanını suratına vuran bir vesika”... Makâlesinin özü, Yalman’ın, onun şahsında Rejimi gözden düşürmiye çalıştığı ve ortaya attığı bütün iddiâların iftirâdan ibâret olduğuydu:
“…Onun iddiasına göre, ben, inkılâb rejiminin dürüstlüğüne uymıyan bir sürü işler yapan bir adammışım. Açıkça demek istiyor ki Yunus Nadi yıllardır bu işleri yaptığı halde, inkılâb ve rejim bütün bu karışık işlere sesini bile çıkarmamıştır. […]
“Yalancı pehlivan”
“Müfteri, benim şahsımda inkılâb ve rejime karşı savurduğu iftira ve bühtanlardan sonra, bir yalancı pehlivan küstahlığile ortaya çıkarak inkılâbın, rejimin senelerdenberi korktuğu ve himaye ettiği benim gibi bir belâlı ile kendisi mücadele edeceğini söylüyor ve bunu söylerken de kendisini tıpkı, İstiklâl Mahkemesine götüren ve Büyük Şefin tarihî nutkuna bir fesad vesikası olarak geçen sözlerin aynini savuruyor: ‘Bu yüzden başıma aksilik ve belâ gelecekse bunu da seve seve göze alıyorum.’ diyor.
“Müfterinin, son yazısı ile beni değil, benim yaptığımı iddia ettiği karışık işlere on beş senedir göz yumduğunu anlatmak istediği rejimi, inkılâbı itham ettiği çok açık ve çok sarihtir.
“Bir kızgın damga gibi hayâsız suratına yapışan müfterî ve yalancı sıfatları”
“Rakamlarla sıraladığı ve ‘mış’larla rivayet ettiği bütün yazdıklarının şenî birer yalan, iftira ve bühtandan ibaret olduğunu topyekûn yüzüne çarptıktan sonra, inkılâba, rejime, Partiye, Kemalizme candan bağlı bir yurddaş sıfatile bana düşen tek bir vazife vardır. O da, kendi şahsım kadar ve kendi şahsımdan ziyade Partimin, inkılâbın, rejimin ve Kemalizmin tertemiz, alnı açık, başı dik olduğunu, bu sinsi inkılâb ve rejim düşmanına ve onun gibi düşünenlere ispat etmektir. Bunu ben, her zaman muhtelif şekil ve suretlerde yapmağa hazırım ve yapacağım. Fakat, daha evvel, bu iddiaları hiç utanıp sıkılmadan ortaya atan herif, söylediklerini ispat etmek mevki ve mecburiyetindedir. Aksi takdirde, benim şimdiden kendi yüzüne fırlattığım müfteri ve yalancı sıfatlarını, hak ve hakikati pek iyi bilen efkârı umumiye de, bir kızgın damga gibi onun hayasız suratına yapıştırmakta geç kalmıyacaktır. […]
“Yalman değil, Yalanman! Utanmaz herif!”
“[Habib Edib’in Yalman’ın iddiâsını reddeden mektubunu naklettikden sonra:] Bu soy adı olarak ‘Yalman’ değil, ‘Yalanman’ sözünü alması lâzım gelen utanmaz herifin kızarmaktan nasibi olmıyan suratına indirilmiş birinci silledir. [Yalman’ın Emniyet Sandığı’yle alâkalı iddiâsını da bu müessesenin müdürü “Bay Reşid”in beyânâtıyle reddettikden sonra:]