(Kurun, 19.10.1937, s. 2)
“Büyük Şef”, Goebbels’e (ve onun şahsında Nazilere) ders veriyor: “Kemalizmi nasyonal sosyalizm ile bir cephede saymak hatadan büyük bir şey olur”…
***
Kayıkçı kavgası
Goebbels’in 8 Eylûl 1937’de Nürnberg Kongresi Nutkunda Türkiye’yi zikrettiği cümle etrâfında Tan ile Cumhuriyet gazeteleri arasında 13 Ekim ilâ 27 Ekim 1937 târihlerinde cereyân eden, bir-iki gün içinde şahsıyâta dökülen, karşılıklı galîz hakâretlerle devâm eden, iki haftayı müteâk̆ib “Mutlak Şef”in müdâhalesiyle bir ânda kesilen kalem münâkaşası üzerinde etrâflı düşününce, aşağıdaki mülâhazalar çerçevesinde, bunun daha ziyâde bir kayıkçı kavgası olduğu kanâati hâsıl oluyor:
Hemen dikkatimizi çeken husûs, her iki gazetenin de Mustafa Kemâl’in tâlimâtı ve desteğiyle têsîs edilmiş olmasıdır. Her ikisi de toptan Kemalizmin emrindedir. Zâten totaliter bir rejimde, böylesine kıyasıya bir münâkaşanın Hükûmetin ve “Totaliter Şef”in bilgisi ve müsâadesi hâricinde cereyân etmesi, düşünülemiyecek bir hâldir. Nitekim, yukarıda, Yalman’ın kaleminden, “münâkaşanın müsâvî şartlarda cereyân etmesi” için “Büyük Şef”in müdâhelede bulunduğunu nakletmiştik. İki hafta kadar süren münâkaşa, istenen netîce hâsıl olunca, yine onun tâlimâtıyle nihâyet bulmuş, bu meyânda, o, 29 Ekim 1937 târihli Ulus’ta, gazetecilere üst perdeden ders veren bir makâle neşretmekden kendini alamamıştır…
Mustafa Kemâl'in “Selânik Yârânı”ndan, 1920-1943 senelerinin Trabzon Meb'ûsu Nebîzâde Hamdi Bey (Ahmet Hamdi Ülkümen; Selânik, Serez, 1888 – İstanbul, 23.2.1969), İTK'nın Selânik'de –1910'dan îtibâren ve Yunus Nadi'nin idâresi altında- intişâr eden Rumeli gazetesinde berâber çalıştıkları günlerden beri Zekeriya Sertel'in de yakın arkadaşı idi. Mustafa Kemâl, Cumhuriyet gazetesini bu üçlü ekipe têsîs ettirmiştir. Hâl böyleyken, Ekim 1937 Münâkaşasında, Yalman / Sertel'lerin Tan gazetesi ile Yunus Nadi / Nebîzâde Hamdi'nin Cumhuriyet gazetesi, (“Mutlak Şef”in dessâs siyâseti îcâbı) birbirlerine en ağır hakâretlerle hücûm etmekten çekinmediler…
***
Aslında hepsi aynı zihniyette olan dostlar arasında bir “kavga”!
Haşîn kalem münâkaşasının tarafları olan Yunus Nadi, Zekeriya Sertel, Sabiha Sertel, Ahmet Emin Yalman uzun zamândır birbirleriyle dost olan, işbirliği yapan, üstelik hepsi de aynı Sabataî / Kemalist zihniyetine sâhib gazetecilerdir.
Komitacı ve –Sabataî Av. Haydar Rifat'a nazaran (Farmasonluk 1934: 216) 19 dereceli- Farmason (üstelik, bir ihtimâl, Karay) ve bittabi Fanatik Kemalist Yunus Nadi ile mümâsili sıfatları hâiz Sertel’ler ve Yalman nasıl olup da karşı karşıya gelmişlerdir? Bu işte bir bit yeniği olduğu âşikâr değil mi?
O Zekeriya Sertel ki Rumeli gazetesinden beri Yunus Nadi ile işbirliği hâlinde idi ve Mustafa Kemâl’in tâlimâtı üzerine Cumhuriyet gazetesini têsîs eden (Yunus Nadi ve Selânikli Nebîzâde Hamdi ile berâber) üç kişiden biriydi; hattâ gazeteyi evvelâ o idâre etmişti…
Sabiha Sertel, yukarıda fıkralarından nümûneler arzettiğimiz gibi, çok değil, henüz 1935’te Cumhuriyet’te fıkra muharriri idi. Ve o zamân “yazılarında, memleket sevgisinden, memleket endîşesinden eser olmamak, sâdece Teşkîlât-ı Esâsiye Kânûnu’na göre Türk olmak”, “Komünist bozuntusu Dönme kadınlığı”, “Bolşevik duduluğu”, v.s. hiç bahis mevzûu değildi!
Hattâ, o senelerde, Tekin Erer (1965: 18) ile Yıldız Sertel’in de (1994: 165) kaydettikleri gibi, Yunus Nadi, Hayat Ansiklopedisi vâsıtasıyle Sertel’lere destek olmuştu….
Kezâ, Yunus Nadi, her ne kadar, (“Mutlak Şef” tarafından gazeteciliğe yasaklı olduğu günlerde) Yalman’a “Gazetemde yerin her vak̆it hazırdır!” dediğini reddetse de, 1. Cihân Harbi zamânında, kendisi Matbûât Cem’iyeti Reîsi iken Yalman’ın dahi aynı Cem’iyetin Umûmî K̃âtibi olduğunu, “yakın bir arkadaşlık içinde berâber çalıştıklarını” ink̃âr edemedi…
Böylesine yakın münâsebetler içinde olan insanların birbirleriyle kapışmalarında elbette bir tuhaflık vardır. Üstelik, bilâhare, Cumhuriyet ile Tan arasındaki münâsebetler normal̃ seyrine dönmüştür…
Zâhirî tarafsızlık
Mustafa Kemâl’in yukarıda naklettiğimiz makâlesi (“Göbelse açık bir ders: Dünya önünde Türkiyenin vaziyeti sarihtir”), hem bahis mevzûu kalem münâkaşasına, hem de tâk̆îb ettiği hâricî siyâsete ışık tutar mâhiyettedir. (19 Ekim 1937 târihli Kurun’da neşredilen “Sadri Ertem” imzâlı mezkûr makâlenin, “Mutlak Şef”e âid olmaması, pek zayıf bir ihtimâldir…)
O, makâlesinde, evleviyetle, Türkiye’nin o günki iki Blok (Faşist-Nazi ve Siyonist Blokları) arasında tâkîb ettiği tarafsızlık siyâsetini tebârüz ettirmektedir. Binâenaleyh, Türkiye’nin, hâssaten Faşist-Nazi Cephesini bu tarafsızlığa inandıracak bir görünüş içinde olması ve bu cümleden olarak, matbûâtın da, bir kesimiyle Faşist-Nazi Cephesine yakınlık gösterirken, dîğer kesimiyle Siyonist Cephesini desteklemesi lâzımdır.
Üç Mason gazeteci ve gazete patronu: Yunus Nadi, Ahmet Emin Yalman ve Ali Naci Karacan… Bunlardan ilk ikisinin, aralarındaki masonî kardeşliği ihlâl ederek birbirlerine ağır hücûmlarda bulunmaları şaşırtıcı değil mi? Şu var ki Goebbels’in 8 Eyl̃ûl̃ 1937’de Nürnberg Kongresi Nutkunda Türkiye’yi zikrettiği cümle etrâfında Tan ile Cumhuriyet gazeteleri arasında, karşılıklı pek ağır ithâm ve hakâretlerle, 13 Ekim ilâ 27 Ekim 1937 târihlerinde cereyân eden taşkın kalem münâkaşası, nefsâniyet âmili ve belki münâkaşa sâyesinde gazetelerin tirajını arttırma hîlesi bir tarafa, esâs îtibâriyle, bilhâssa Hitler Almanya’sının gözünü boyamıya mâtûf bir kayıkçı kavgası idi… “Mutlak Şef”in irâdesine râm olmuş matbûât, onun her siyâsetine âlet oluyordu… Burada bahis mevzûu olan ise, Faşist-Nazi ve Siyonist Cepheleri arasında zâhirî tarafsızlık oyunuydu…
***
Nazi Almanya’sı, “Kemalist Türkiye”nin bir numaralı ticârî ortağıydı
Faşist-Nazi Cephesine gösterilen yakınlık, hâssaten ticârî münâsebetlerin tezyîdiyle takviye edilmekteydi. Meselâ 10 Eyl̃ûl̃ 1937 târihli Cumhuriyet’in ikinci sayfasında şu haberler okunuyor:
“Almanya ile imza olunan muahede
“Öğrendiğimize göre, yeni Türk – Alman ticaret anlaşmasını imzalıyan İktisad Müsteşarı Faik Kurdoğlunun riyaseti altındaki heyetimiz Berlinden yola çıkmıştır. […]
“Heyet kâtiblerinden biri yapılan ticaret anlaşmasının metnini hamil olarak şehrimize gelmiş ve derhal Ankaraya hareket etmiştir.
[…]
“İktisad Vekâletinden verilen bir emir üzerine İstanbul Ticaret Odasının İtalya ile ticarî münasebatımızın daha fazla inkişafı için tetkiklerde bulunduğunu ve orada bir içtima yapıldığını yazmıştık. Dün, İtalyan ticaret mümessili Ticaret Odasına gelerek Oda Umumî kâtibile uzun müddet görüşmüştür.”