Münâkaşadan Mustafa Kemâl’in şahsî kazancı
Bu kalem münâkaşasında, Yunus Nadi ve gazetesi, Yalman ile Sertel’lerin Sabataîliğini de dillerine doladılar ve bu çerçevede, pek mahdûd kalmış olsa bile, Sabataîliğe hücûm ettiler. Lâkin ilmî delîllerle değil, hakâretâmîz ifâdelerle… (Ki bu çeşid hücûmların Mütehakkim Zümreyle mücâdelede bir kıymeti yoktur!) Hatırlıyalım:
“Gazeteleri Yahudi havrasına döndü…” (Cumhuriyet, 20.10.1937, s. 3)
Sabiha Sertel hakkında: “Komünist bozuntusu dönme kadın…” (Cumhuriyet, 22.10.1937, s. 3)
Yunus Nadi, Yalman’a: “Ya sen kimsin? Tekirdağında kazığa kakılmaktan [???] kurtulmak için selâmeti yalancıktan dinini değiştirmekte bulan Yahudi fesadcısı Sabatay Sevinin torunu değil mi?” (Cumhuriyet, 22.10.1937, s. 1) (Bu pasajda “Kazığa kakılmak” tâbirinin yanına üç istifhâm işâreti koymamızın sebebi, bu iddiânın uydurma olmasındandır. Büyük bir ihtilâl çıkartmıya çalışan ve Pâdişâhın tahtına oturacağını îlân eden Sabatay Sevi, Pâdişâhın Dîvânında muhâkeme edilmiş, katledilmesi îcâb ederken, ihtidâ ettiğini beyân etmesiyle, îdâmdan kurtulmuş, Mehmed Azîz Efendi ismini almış ve kendisine “çavuş” rütbesiyle maaş bağlanmıştı… O, bununla kalmadı; mürîdlerine de kendisi gibi -hakîkî mânâda ihtidâ etmeği değil- zâhiren Müslüman görünmeyi, Müslümanların gözünü boyamak için ne lâzımsa onu yapmayı emretti ve böylece üç asırdır, bizden görünerek bizi içten tahrîb eden Münâfık, Münâfıklığı dîn hâline getirmiş bir zümre türedi… Türkiye’de Masonluğun teşkîlâtlanmasında, İttihâdcı İhtilâlinde, “Kemalist Türkiye”nin inşâsında -Siyonist, Farmason ve emperyalist Frenk müttefîk̆leriyle berâber- rol̃leri birinci derecededir… 20. asırda Sabatay Sevi’nin yerine Mustafa Kemâl’i ikâme ettiler ve Sabataîlik Kemalizm kılığına büründü… )
Yunus Nadi, Yalman’a: “Bücür boyun ve ondan daha mendebur olan hüviyetin…” Kezâ: “Behey Çıfıt!” (Cumhuriyet, 25.10.1937, s. 1) (“Çıfıt” tâbiriyle, Sabataîliğin, son tahlîlde, yine Yahûdilik demek olduğu, Yahûdiliğin -umûmdan ayrılan- sapkın bir kolunu teşkîl ettiği ifâde edilmiş oluyor…)
“Büyük Şefin ‘nutkunda’ dönmenin mahiyeti… Hakikî bir vatandaş gibi ‘Ben Türküm’ demeğe asla cesaret edemiyen ve dönmeliğini ‘Selânikte yaşıyan bir takım vatandaşların kız alıp vermek suretile umumî camiaya karışmamalarındaki kara cehalet’ diye kara cahillerin bile manasız bulacağı ‘dönmece’ bir cümle ile tevile çalışan Ahmed Emin Yalman… İstiklâl mahkemesine gitmiş ve bu mahkemede hayat ve faaliyetinin muhasebesinden sonra ‘bütün bunları yahudiliğimden yaptım, bu benim ırkî cibilliyetimin marifetidir’ diye bir vesika vermiştir… Bu rengi, ırkı ve meşrebi bozuk adam… Dönmenin mülevves mahiyeti…” (Cumhuriyet, 25.10.1937, s. 3)
“Sen sus, sen Türk değilsin. Sen dönmesin.” (Yalman, kendisine böyle hitâb edildiğini söylüyor; Tan, 24.10.1937, s. 5)
Bu Sabataîlik hücûmlarının, Mustafa Kemâl’in büyük desteğiyle gazete neşreden ve kendisinin can-ciğer arkadaşı olan Yunus Nadi’nin gazetesinde yapılmış olması ne mânâya gelir? Şu mânâya: Selânikli olması hasebiyle kendisinden şüphelenilen Mustafa Kemâl’in Sabataîlikle bir al̃âkası yoktur; olsa, bu neşriyâta müsâade etmezdi! (Cemal Granda’nın kitabındaki “Selânik’den Ne Çıkar?” başlıklı hâtırayı gözümüzün önüne getirelim!) Yânî bu neşriyât, bir bakıma ve bir dereceye kadar onu “Sabataîlik töhmeti”nden kurtarmış oluyor… Onun başlıca şahsî kazancı da bu olsa gerek…
Bu ithâm veyâ hükümlerin ilk muhâtabı olan Yalman ise, 24 Ekim 1937 târihli Tan’ın beşinci sayfasında neşredilen “Kirli işlerle mücadele etmekten yılmıyorum” başlıklı geniş makâlesinde, Sabataîliğin artık kaybolduğunu, Türklükle kaynaşarak Türklüğe hizmet ettiğini iddiâ etmişti. Bu meyânda, en büyük bir iftihârı, babasının Mustafa Kemâl’e dört sene hocalık yapmış olmasıdır:
“Bay Yunus Nadi, bana Türklük sıfatını çok görmekle ve (dönme) demekle ne kastediyor? Bunu şöyle bir araştıralım. Cedlerim üç asırdanberi Türk ve Müslüman camiasında yer almış, hep devlet hizmetinde ömür geçirmiş insanlardır. Bu camiaya üç asırlık bir bağlılığı ve hizmeti acaba kaç kişi fiilen isbat edecek vaziyettedir… Babam Osman Tevfik, Selânik Askerî Rüştiyesinin tarih ve yazı hocası sıfatile uzun seneler, müstakbel ordu erkânına muallimlik etmiştir. Hayatının en büyük şeref hissesi, Atatürke dört sene hocalık etmiş olmaktır…”
Şemsi Efendi’lerin, Osman Tevfik Yalman’ların, v.s. talebesi Mustafa Kemâl ise, daha cezrî bir tavırla, bir “Sabataî mes’elesi”nin mevcûdiyetini dahi kabûl̃ etmiyor, bunun kurcalanmasını men’ediyor:
“Bu tarz görüşmeleri [“Münâkaşaları” demek istiyor…] geçmişin kalkınıp doğrulamıyacağı mezarlarda gömülü bırakmak, bizim anlayışımıza göre, en iyi, en faydalı ve en modern bir usuldür. Zaten, görüldüğü gibi, bir vatandaşın diğer bir vatandaşa bugüne kadar manası henüz anlaşılmamış olan bir takım sakîl [sak̆îl] kelimeler [“Dönme”] kullanmasında hiçbir edebî ve ahlâkî tesir kalmamış olduğu o kadar aşik̃ârdır ki bunun üzerinde durmaya hacet bile yoktur.” (Ulus, 29.10.1937, ss. 1 ve 10)
Sabataîliğin dâimâ saman altından su yürüten fevkal̃âde gizli bir cemâat olduğu düşünülünce, bu tâlimâta uymanın ne mânâya geleceğini îzâha “hâcet bile yoktur”!
Şâyân-ı hayrettir: Matbûâttaki bu münâkaşalar, bu ifşâât dahi Müslümanları “Sabataî vâkıası” hakkında intibâha getirmedi, bu mes’ele üzerinde teemmül etmiye, onları tanımak, teşhîs etmek için bir gayret sarfetmiye sevk̆etmedi, meydanı onlara terketmekden vazgeçirmedi! Heyhât ki ahmaklığa varan gaflet günümüzde de devâm ediyor ve Ali Fethi’nin istihzâsı haklı çıkmıya devâm ediyor:
“Selanik zekâsının icat ettiği bir harekete karşı gönderilen şu adamlara bakın! Ne gülünç şey!” (Ali Fuad Erden, İsmet İnönü, 1952, “İhtilâl” Faslı; Yeni Söz, 16.11.2018/58)
Dîğer tâbirle, şu gâfil Müslümanlar hiç “Selânik Zek̃âsıyle” başa çıkabilirler mi?
Matbûâtın, Kemalist “zâhirî bîtaraflık” siyâsetine uygun neşriyâtına bir misâl: Cumhuriyet gazetesi
Yalman:
“ ‘Cumhuriyet’ gazetesi, ‘Memlekette faşistlik propagandası olsa biz derhal buna hücum ederdik’ diyor. Bu gazeteye tavsiyemiz, ayna karşısına geçmesi ve kendi kendini seyretmesidir. Görecektir ki, yazıları baştan aşağı faşist ölçü ve düşüncelerine uygundur. Eğer cidden faşistlikle mücadele etmek istiyorsa yapacağı şey ayna karşısında kendi kendisile çarpışmaktır.”
diyordu (Tan, 21.10.1937, s. 5)…
Tabiî, o, bu iddiâsında hiç samîmî değildi; gâyet iyi biliyordu ki Yunus Nadi ve ekipi, aynen kendisi ve ekipi kadar Faşizme ve Nazizme düşmandır; ama Kemalist strateji îcâbı, bunun aksine görünmek zorundadırlar…
“Totaliter Şef”, o zamân, “Zâhirî Bîtaraflık Stratejisi” muvâcehesinde, Cumhuriyet’e, Faşist İtalya hakkında sempatik neşriyât vazîfesi verdiği içindir ki bu gazetenin, “Cumhuriyet, Faşist görmek istiyorsa, aynaya baksın!” dedirtecek mâhiyette neşriyât yaptığı meydandadır.
(Cumhuriyet, 22.5.1932, s. 1)
Kemalist “tarafsızlık” stratejisi mûcibince, Cumhuriyet gazetesine, İtalya ve Almanya hakkında “dostâne” neşriyât yapma vazîfesi verilmişti…
***