Yüzde yüz Gar̃bci olan, ‘yüzde yüz Türk’ olabilir mi?
P. Safa, kitabının 1958 baskısından yukarıdaki pasajı çıkarmıştır ama, aynı fikri genişçe işlediği “İnkılâbın İki Büyük Prensibi” başlıklı Fasıl, her iki baskıda da mevcûddur. Buna göre, aynen Moïse Cohen Tekinalp’in de alkışladığı gibi, “Kemalizmin büyük fazîleti”, Tanzîmât’tan beri devâm edegelen “Şarklı-Gar̃bli” ikiliğine son verip Şark’ı (dîğer tâbirle, Müslümanlığı ve onunla yoğrulmuş Türk Kültürünü) topyek̃ûn tasfiye etmesi, sâdece Gar̃bli olana hayât hakkı tanıması imiş… (P. Safa 1981: 84-85)
Gar̃b mukallidliğinden ibâret Kemalizmin tartışılmıya değer bir felsefî temeli mevcûd mudur?
Filvâk̆i, Kemalizm, yüzde yüz Gar̃bcilik, yüzde yüz Gar̃b mukallidliğidir; yânî Türk Kültürünün yerine, topyek̃ûn Frenk Kültürünün ikâme edilmesi dâvâsından ibârettir. Esâs gâyesi, Anadolu Milletini, (aynen Fransız târihçi ve hâriciyecisi Benoist-Méchin’in tâbiriyle) “islâmî köklerinden koparıp” (“Mustapha Kémal arracha la Turquie à l’Islam”) Gar̃b Medeniyetine temessül ettirmekden başka bir şey olmadığı için, üzerinde ciddiyetle durulacak bir felsefî temel üzerinde yükselmez. Her ne kadar istinâd ettiği hadsiz İslâm düşmanlığı, katıksız Laiklik, Ateizm ve Materyalizm tartışılmıya değerse de, bunlar da Avrupa Medeniyetinden ve husûsen Marksizmden kopya olduğu için, bu felsefeyi dahi, Kemalizm değil, Avrupa Medeniyeti ve Marksizm çerçevesinde tartışmak daha mantıklı olur. Kezâ, işbu araştırmamızda yeri geldikçe îzâh ettiğimiz gibi, Kemalizmin, hak̆îk̆î mânâda Müsbet İlim Zihniyetiyle de bir alâkası yoktur; o, İskolastik Zihniyetin, hattâ şahısperestlik üzerine kurulduğu için en iptidâî bir zihniyetin temsîlcisidir. Binâenaleyh bu bakımdan dahi tartışılmıya değer bir ideol̃oji değildir…
Hâl böyle olunca, P. Safa’ya sormak îcâb ediyor: Kemalizmin yüzde yüz Gar̃bci, Avrupacı olduğu âşik̃âr bir vâkıa iken, nasıl oluyor da, o, “yüzde yüz Türk Milliyetciliği” olabiliyor? Dünyâda, Millî Kültürünü yerden yere çalan, onun yerine topyek̃ûn bir başka kültürü ikâme etmek dâvâsı güden, Millî Kültürün al̃fabesine ve diline dahi tahammül edemiyen, sırf o kültüre duyduğu derin nefret sebebiyle sun’î bir dil inşâ edip onu resmî dil olarak dayatan bir Milliyetcilik mevcûd mudur? Elbette hayır! Böyle bir ucûbe kimin aklına gelir ki? Binâenaleyh, P. Safa, “Kemalizm, başka hiçbir milliyetçiliğe benzemez” derken çok haklıdır!
Buna rağmen de, “yüzde yüz Türkdür, Türkcüdür”! Çünki menşêi, Münâfıklıktır. Türklüğe zıd ne varsa hepsini “Türk” zarfıyle, “Türk” kılıfı, “Türk” yaftasıyle takdîm etmek, onların, büyük bir mahâretle asırlardır muhâfaza ettikleri tabîatleri muktezâsıdır…
P. Safa, Kemalizmin bütün İslâm aleyhdârı tasarruflarını alkışlıyordu
P. Safa’ya nazaran, bütün Kemalist siyâset ve ink̆ilâblar, iki umdenin, iki esâs düstûrun mahsûlüdürler: 1) “Milliyetçilik”; 2) “Garpçılık”… “Kemalist İnkılâb hareketleri” bu iki başlık altında ve bir cetvel hâlinde tasnîf edilebilir. Altı İnkılâb hareketi, birinci umdenin mahsûlüdür: “Millî hâkimiyetin têsîsi”, “saltanat ve hilâfetin ilgâsı”, “millî ekonomi”, “Türk tarihinin Osmanlı çerçevesinden çıkarılıp Orta Asya’daki beşiğine kadar genişletilmesi”, “Türk dilinde Güneş-Dil teorisine kadar giden bir kendi kendini bulma ve tasfiye hareketi; Öz Türkçe soy adları kanunu” ve “Kur’ân’ın tercüme ettirilmesi ve Ezânın Türkçeleştirilmesi”…
P. Safa, “Milliyetçilik umdesinin mahsûlü olan bu İnkılâb hareketleri”ni hiç sorgulamaz; hepsi yerindedir, onun da kabûlüdür… “Totaliter Şef”in ve onun Fırkasının Devletle aynîleştiği, bütün memleket hayâtına onların istikâmet verdiği, dînî inanclarını, hayât tarzlarını dahi, tepeden onların tâyîn ettiği bir rejim nasıl oluyor da “Cumhûriyet” olabiliyor, “millî hâkimiyeti têsîs ediyor”? P. Safa’da bunun îzâhı yoktur! Onun vazîfesi, sâdece, Kemalizmin Millet üzerindeki bütün tasarruflarını têvîl etmek, meşrû ve isâbetli göstermekdir…
Kezâ, bilâhare kısmen îtirâz etmiş olsa da, Kemalist Uydurma Dil çalışmalarına (hattâ Dil Kurumu Âzâsı olarak, 27 Mayıs 1960 İhtilâline kadar) o da katılmış, Türkceden İslâm Medeniyeti kaynaklı kelimeleri tasfiye edip mümkün mertebe Frenkleşmiş sun’î bir dil inşâ edenlerin günâh-ı kebîrlerine o da ortak olmuştur… Ve onun sak̆îm muhâkemesine nazaran, bu cinâyet dahi, “Milliyetcilik” îcâbıymış!
(Ulus, 27.4.1950, s. 1; https://www.kitantik.com/product/Ulus-Gazetesi-15-Nisan-1950-Peyami-Safa-)
Gûyâ “Milliyetci-Mukaddesâtçı” Peyami Safa, 14 Mayıs 1950 seçimlerinde, CHP’nin Bursa Meb’ûs namzediydi. Bu vesîleyle, hakkında, 1949-1953 senelerinde fıkra muharriri olduğu Ulus gazetesinde (27 Nisan 1950, s. 1), Cumhuriyet gazetesi Yazı İşleri Müdürü, Sosyalist Cevat Fehmi Başkut’la yan yana, resimli bir tanıtma yazısı çıkmıştı: “200 cilde yakın eser sahibi Peyami Safa…” (Gazetenin başmuharriri de, Farmason ve Sabataî Cemâatlerinin güzîdesi Hüseyin Cahit Yalçın idi…)
Zikzaklarla dolu hayâtı boyunca Kemalizme sâdık kaldı; bir hakîkat eri olamadı…
***
Peyami Safa da bir hak̆îkat adamı değildi
Peyami Safa da, bu Münâfıklığa âlet oluyor ve “Kemalist İhtilâli”ni, “Türk İnk̆ilâbı” diye takdîm ederek mızrağı çuvala sığdırmıya kalkışıyor! Böyle yapıyor, çünki kendisi de bir hak̆îkat adamı değildir… Yazı hayâtında, nefsâniyet bir hayli ağır basıyor… Türk İnkılâbına Bakışlar kitabını takdîmi dahi, onun bu zaafının bir tezâhürüdür:
“Yarınki nesiller, Türk inkılâbının en büyük meselesi üstünde, bugünkü fikir adamlarının on beş seneden beri, hiçbirşey düşünmemiş veya ne düşündüklerini belli etmemiş olmalarına bir mâna vermek isterken, kim bilir ne kadar ve nasıl şaşırıp kalacaklardır. Yapılanların çokluğu ve harikulâdeliği karşısında, yazılanların azlığını ve alelâdeliğini mazur gösterebilecek bir inkılâb hızının baş dönmesi bu kadar uzun sürmeli miydi?” (P. Safa 1938: 10; kitabın 1958 baskısındaki yeni “Önsöz”de bu pasaj da yoktur)
Hâlbuki Moïse Cohen Tekinalp’in 1936’da neşrettiği, Fransızca ve Çekceye de tercüme edilmiş Kemalizm kitabı, Kemalizm hakkında dört başı mâmûr bir tedk̆îk̆tir; üstelik, CHF Umûmî Kâtibi Recep Peker’in teftîşinden geçtikden sonra (Cumhuriyet Gazetesi Matbaası’nda basılarak) piyasaya çıkarıldığı için yarı resmî mâhiyeti hâizdir. (27 Mayıs ilâ 21 Haziran 2018 târihlerinde Yeni Söz’de tefrika edilen “Mâhir Bir Stratejist: Munis Tekinalp veyâ Moiz Kohen” başlıklı araştırma makalemizde, Rifat Bali’nin araştırmasına istinâden, bu husûsa işâret etmiştik...) Dahası, P. Safa da, selefinin izini tâk̆îb etmiştir…
Bu meyânda, Yakup Kadri, Şevket Süreyya, Vedat Nedim, Burhan Âsaf, İsmail Hüsrev gibi fikir adamları tarafından Ocak 1932 ilâ Ocak 1935 târihlerinde ayda bir neşredilen Kadro mecmûasındaki fikrî faâliyeti ve Şevket Süreyya’nın têlîfi olan İnkılâp ve Kadro (İnkılâbın İdeolojisi) kitabını da (Ankara: Muallim Ahmet Halit Kitaphanesi, 1932, 176 s.) unutmamak lâzım!
Ecnebîlerin Kemalizm hakkındaki neşriyâtından ise hiç bahsetmiyelim!