“Ahmet Emini sevenler çoktur, fakat sevmiyenler de vardır. Bence Emin bir idealisttir. İdeali, insanların birbirini sevmesi, birbirinin haklarına riayet etmesidir. 1942 de gazetecilerimizden bir heyet Amerikaya gitmişti. Heyet döndüğü zaman seyahate iştirak eden bir arkadaş, Akşam gazetesinde bizi ziyarete gelmişti. Seyahat intibalarını anlatırken sordum:
‘- Emin ne yaptı?’
‘- Emin mi?.. Uğradığımız her şehirde, fikir âlemine mensup bir kaç şahsiyetle bir araya gelerek insanlar arasında muhabbet köprüsü kurulması için görüştü. Meğer ne kadar da çok tanıdığı varmış!..’ [Bu geniş muhîti, dünyâ çapındaki Siyonist-Mason dayanışmasına borclu olsa gerek…]
Yalman’ın “dikili bir çubuğu bile yokmuş”!
“Merhum Necmeddin Sadak anlatmıştı: Bir gün Meclis koridorunda bir kaç mebusun Ahmet Emini çekiştirdiğini görmüş. İçlerinden biri kendisini maddî menfaat peşinde koşmakla itham edince Necmeddin Sadak dayanamamış, şunları söylemiş:
‘- İşte bunda yanılıyorsunuz… Ahmet Eminin fikirlerini, yazılarını tenkid edebilirsiniz, fakat kendisini maddî menfaat peşinde koşmakla kat’iyen itham edemezsiniz.’
“Ahmet Emin’in hayatını yakından bildiğim için ben de bu mütalâaya iştirak ederim. ‘Vatan’ başmuharririnin dikili bir çubuğu bile yoktur. [???]
Yalman’ın “geçirdiği tehlikeleri ucuz atlatmasında, mübârek amcasının hayır duâsının têsîri varmış”!
“Ahmet Emin henüz pek küçükken, gazeteci olmağı aklına koymuştu. Onun teşvikiyle bir kaç arkadaş bir araya gelerek ‘Semerei Sâyi Etfal’ adlı el yazması bir gazete çıkarmağa başladık. Ahmet Emin ayrıca ‘Niyet’ adlı bir gazete de çıkarıyordu. İki gazetenin devamlı bir okuyucusu vardı: Ahmet Eminin amcası… Çocuğu olmadığından kardeşinin oğlunu öz evlâdı gibi seven bu zat, tam mânasiyle kâmil bir insandı. Yeğeninin arkadaşlarına da evlât muamelesi ederdi. Rahatça çalışmamız için bize bir oda tahsis etmişti. Gazeteleri çıkardığımız zaman en büyüğümüz 12 yaşında idi.
“Vatan’ın başmuharriri, hiçbir günah işlememiş olduğunu tahmin ettiğim amcasının çok hayır duasını almıştır. Geçirdiği tehlikeleri ucuz atlatmasında muhakkak ki bunun tesiri vardır. İkinci Dünya Harbi esnasında üç defa, yerini bir subaya vermek için, bindiği tayyareden indirilmiş, seyahate ertesi gün devam etmiştir. İndirildiği tayyarelerden üçü de düşerek parçalanmış, içindekilerden kimse kurtulamamıştır.
“Beş kurşun yediği halde Malatya suikasdinden ucuz kurtulmasında da muhakkak mübarek amcasının hayır duasının tesiri vardır.
“Eski arkadaşımın gazetecilik hayatının ellinci yıldönümünü kutlar, kendisine uzun müddet başarılı çalışmalar temenni ederim.” (Enis Tahsin Til, “Dostum Ahmed Emin Yalman”, Vatan, 17.7.1957, s. 4)
Bütün Cemâati gibi Enis Tahsin Til de Kemâlperest!
Sabataîlik hakkında yarım asırdır yaptığımız araştırmalar bizi şu netîceye götürdü: Sabataîlik, yirminci asırda Kemalizme istihâle etmiş, Kemalizm, Cemâat tesânüdünü kaybetmeden Frenk kültürüyle haşir neşir olan bu Cemâatin sînesinden doğmuş, onun dünyâ görüşünün, emellerinin ifâdesi olmuş ve Sabatay Sevi yerine de Mustafa Kemâl ikâme edilmiştir… Herhâlde Antikemalist bir Sabataîye rastlamak, istisnâî bir hâl olurdu!
Enis Tahsin Til de, bir istisnâ teşkîl etmiyor… Bilakis, umûmî profile tıpa tıp uyuyor! Çocukluk arkadaşının gazetesinin 10 Kasım 1951 târihli nüshasında yazdıkları bu profilin ifâdesidir:
“Her sene 10 Kasımda Atatürk’ün mânevî huzurunda bir ihtiram duruşu yaparken ona karşı bağlılığımızdan bir zerre eksilmediğini, bilâkis hayranlığımızın gün geçtikçe arttığını hissediyoruz. Yalnız bizim hayranlığımız artmakla kalmıyor, Atatürk’ü candan sevenlerin miktarı da her yıl, nüfusun tezayüdü nisbetinde, fazlalaşıyor. Yetişmekte olan nesiller, yarının büyükleri Atatürk’ün âşıkıdırlar. […]
“Bizi esîrlikden o kurtarmadı mı? Bize insanlık yolunu o göstermedi mi? Atatürk’ün her sözü bizim için yerine getirilmesi l̃âzım gelen bir vasıyettir!”
“Bizi esirlikten o kurtarmadı mı? Bize insanlık yolunu o göstermedi mi? Bugün hür ve müstakil yaşıyorsak bu onun önderliği sayesinde değil midir? Medenî âlemdeki şerefli mevkiimizi bize o temin etmedi mi?
“Atatürk’ün büyüklüğünü daha iyi anlamak için söylediği nutuklara bir göz atmak yeter. Bu nutukların her cümlesi bir vecizedir. Her cümlesi bir program, karanlıkları yırtıp ortalığı aydınlatan bir projektör gibidir. […]
(Milliyet, 28.4.1999, s. 5)
Masonların medâr-ı iftihârı Ahmed Emin Yalman, onların “En Meşhûr Masonlar Listesi”nde yer alıyor… Resimde, Locaları neredeyse Cemâat teşkîlâtı gibi kullanan Sabataîlerin içinden yetişmiş birçok Üstâd-ı Âzamdan biri: Avukat Sahir Talat Akev (İstanbul, 6.9.1925 – a.y., 14.6.2000, Zincirlikuyu Mez.) Şeref listesinin başında ise, bir dîğer Üstâd-ı Âzam Cemâatdaşları: Mehmet Talat Paşa…
***
“Atatürk’ün her sözü bizim için yerine getirilmesi lâzım gelen bir vasiyettir. Büyük memnunlukla görüyoruz ki bütün millet, bilhassa gençlik bu hususta kendisine düşen vazifeleri yapmağa her zaman hazır bulunuyor. Onu çekemiyenlerin, yarattığı esere binbir düşünce ile düşman olanların gayreti beyhudedir. Seneler geçip gidecek, Atatürk sevgisi, onun eserlerine bağlılık devamlı surette artacaktır. Buna mâni olmak hiç kimsenin elinde değildir.” (Enis Tahsin Til, “Atatürk’ü Anarken”, Vatan, 10.11.1951, s. 4)
Kezâ:
“Atatürk asırlar boyunca yetişen en büyük Türk evlâdıdır. Memleketi inkırazdan kurtaran, millete nefse itimat hissi veren, yaptığı inkılâplarla geri kalmış memleketi bugünkü medeniyet seviyesine çıkaran odur. Onun büyüklüğünü bütün dünya kabul ve teslim etmektedir. Beslenilen hayranlık hissi seneler geçtikçe kuvvetlenecek, tarih Atatürk’ü gelecek nesillere büyük insan nümunesi olarak gösterecektir.” (Enis Tahsin Til, “On Dört Yıl Sonra”, Vatan, 10.11.1952, s. 5)
Sabataîlerin “Gerçekleşen Rü’yâ”sı: Kemalist Rejim
Senelerdir Selânik’den ve bulundukları her mevk̆iden Osmanlı İmparatorluğu’na bakıyor, bir hayâl kuruyorlardı: Henüz ismi konulmamış, lideri zuhûr etmemiş Kemalist Rejimin hayâlini…
Osmanlı tasfiye edilecek, lime lime edilmiş toprakları –ileride üzerlerinde birbirine düşman Devletcikler kurulmak üzere şimdilik- sömürgeleştirilecek, Filistin’de İsrâil Devleti’nin temeli atılacak, Halîfe-Pâdişah ve bütün Osmanlı hânedânı, Türklere ve sâir Müslümanlara vatan yaptıkları Rumeli ve Anadolu topraklarından kovulacak, arâzîleri zapt, sarayları işgâl̃ edilecek, bütün mâmelekleri yağmalanacak, gasbedilecek, kendileri, gurbette sefâlet içinde yaşamıya mahk̃ûm olacaklar, Anadolu’da -A’dan Z’ye Frenk mukallidi L̃aik, Materyalist bir rejimin hüküm süreceği- bir Türkiye Devleti têsîs edilecek, bu rejim çerçevesinde (Moiz Kohen’in Kemalizm hakkındaki tesbîtiyle) Türkün “mâzîsi silinip süpürülecek”, Millet, mâzîsinden, târihî şahsıyetinden, binâenaleyh kendi kendinden nefret ettirilecek, “İrticâ” yaftası altında Müslümanlık tepelenecek, lüzûmu hâlinde de cezrî bir reforma tâbi tutularak ona Laik Rejimin payandası rolü oynatılacak, (Rejimin 10. Yıl propaganda kitabının tâbiriyle) (Fransa’daki gibi “pasif” değil) “aktif L̃aiklik” nâmına mâbedlere tecâvüz edilecek (bâzıları yıkılacak, bâzıları şahıslara satılacak, bâzıları ahıra, depoya, Parti Şûbesine çevrilecek), türbeler ortadan kaldırılacak veyâ kapatılacak, “asrî şehirciliğe” mâni gibi görülen bilumûm Müslüman mezârlıkları ve târihî eserleri yok edilecek, “Türkçe ibâdet” şiârıyle, Ezân ve namaz, İk̆tidârın elinde, (Diyânet İşleri Reîsi Rifat Börekçi merhûmun hükmüyle) “mel’abe” (oyuncak) hâline gelecek, Miralay Cemil Saîd Dikel’in bozuk tercümeli “Türkçe Kur’ân”ı yerine sahîh Kur’ân-ı Kerîm’i tilâvet ederken yakalananlar (Ahmed Hamdi Akseki merhûmun müşâhedesiyle) “cürm-ü meşhûd hâlinde mahkemeye çıkarılacaklar”, Müslümanlığı öğretmiye çalışmak suç sayılacak, Anadolu’nun “gerilik timsâli” Millî Kültürü (Sabiha Sertel’in tâbiriyle “insanlara acz ve meskenet veren, Türkün enerjisini uyuşturmuş olan Şark Kültürü”) yerine topyek̃ûn Frenk Kültürü ikâme edilecek (yine mezk̃ûr Sabataî muharririn ifâdesiyle, yeni cem’iyet, “Şark’a arkasını dönüp yüzünü dünyâya, fennin hârikalar yarattığı Garb dünyâsına çevirecek”), Türkün (bin senelik al̃fabesiyle berâber) Müslümanlıkla yoğrulmuş “İrticâî” lisânı dahi tasfiye edilip Türkceden bozma, yarı Frenk, yarı uydurma sun’î bir dil resmî dil yapılacak, iffetsizlik, hayâsızlık, çıplaklık moda olacak, Müslüman kadınları da, yedi yabancının kollarında dans edecek, “aktris” olacak, sahnelerde fingirdiyecek, (“Millî Şef”in îzâhıyle) “Frenklerden hiçbir farkımız kalmasın”, öyle ki (“Ebedî Şef”’in îzâhıyle) “Türkiye’ye gelen bir Frenk kendini memleketindeymiş gibi hissetsin” diye, kıyâfetten hukûka, siyâsetten âdâbımuâşerete, edebiyâttan mûsık̆îye kadar mümkün olan her sâhaya, Avrupalılık, Gar̃blilik, Frenklik rûhu hâkim kılınacak, netîce olarak, bânîsi olacakları, Avrupa Medeniyetine temessül etmiş, Avrupa’nın bir unsuru (Avrupa Birliği’nin bir eyâleti) hâline gelmiş bu Avrupaî cem’iyette, müttefîk̆leriyle birâber Mütehakkim Zümreyi teşkîl ederek zevk-u-safâ içinde yaşıyacaklar…