Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (286)

(Akşam, 12.12.1951, s. 1)

(Farmason ve muhtemelen Sabataî Necmeddin Sadık Sadak’ın) Akşam gazetesinin “İrticaî Tezâhürler Etrafında Münevverlerimizin Fikirlerini Toplıyan Anket”ine (Yâkubî Cemâatinden ve 33. Dereceli Farmason -bu sıfatla Meşrik̆-i Âzam-ı Osmânî’nin müessislerinden-) Hüseyin Cahit Yalçın’ın cevâbı: “Tehlikeyi önlemek için bütün inkılâp taraftarlarının bir hayat ve memat mücadelesi içinde bulunduklarını anlayarak samimî ve hakikî bir işbirliği yapmaları ve irtica ve taassuba karşı tek cephe vücuda getirmeleri lâzımdır.”

Ortak paydaları, Kemalizmdir… Bir de “İrticâ ve Taassub” yaftalı İslâm düşmanlığı!

***

Bu hayâl o kadar canlı, o kadar şiddetliydi ki uykularında da onun rü’yâsını görmekteydiler…

Bununla berâber, hayâlleri, onlara, bâzan imkânsız gibi görünüyordu… Koca bir millet, bu derece kendine zıd bir ink̆ilâb geçirebilir, bambaşka bir cem’iyet hüviyetine bürünebilir miydi? Böyle bir şey mûcize olurdu!

Lâkin onların desteğiyle, Mason Birâderlerinin desteğiyle, Maçedônya Risôrta İTK’sının desteğiyle, bizzât Frenklerin desteği, hattâ dayatmasıyle, bu, pekâl̃â mümkündü… Hele ki bu ameliyâtın yapılacağı cem’iyetin asırlardır derin uykusundan bir türlü uyanamıyan pek gâfil bir topluluk olduğu düşünülürse!

Bu muazzam ihtilâl için teşkîlât lâzımdı… Hiçbir ihtilâl, teşkîlâtsız yapılamazdı… Doğru; fakat bel kemiğini onların teşkîl ettiği ihtilâlci teşkîlât zâten mevcûddu ve bu uğurda uzun zamandır harıl harıl çalışıyordu… Sağlam ittifâklar kurmuştu ve geniş imk̃ânlara sâhibdi… Devletin pek çok kilit mevk̆ii onun murâkabesindeydi… Ordu dâhil! İk̆tisâdî hayâtta, matbûâtta, maârifte en ağırlıklı unsur oydu… Türk ve Müslüman unsuru, hiçbir sâhada teşkîlâtlı bir yapı arzetmediğinden, bilakis bin parça ve pek şuûrsuz, pek gâfil, hasmının hüviyetinden, teşkîlât yapısından, faâliyetlerinden, hattâ ideol̃ojik hedeflerinden pek bîhaber olduğundan, bu keyfiyet hasmın kuvvetini kat-be-kat arttırıyordu…

Tabiî, teşkîlât reîssiz olamazdı… Öyle bir reîs ki Sabatay Sevi’den üstün olsun! Zîrâ Sabatay’ın asılsız mûcizelerle tahakkuk ettirmek iddiâsında olduğu ihtilâli, bu asrî reîs, kendi bilgisi, zekâsı, mahâretiyle başaracak, onu başına geçiren teşkîlâtı, alt edilecek topluluğun hiç beklemediği manevralar, zigzaglarla hedefe götürecekdi… Elbette ki “takdîse lâyık yegâne reîs” de, böyle bir reîs olacaktır!

Hüseyin Cahid Yalçın âilesinin (Ümid Cahid, 1905-1943; Mevsume Cahid, 1875-1951; Hüseyin Cahid, 1875-1957; Macide Tekin, 1908-1970; Azade Tekin, 1904-1974) Feriköy Mezarlığı’ndaki makberesi…

(https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/2/2b/Family_graveyard_of_H%C3%BCseyin_Cahit_Yal%C3%A7%C4%B1n.jpg; 25.2.2026) (Macide Tekin, Azade Yalçın, Feridun Çölgeçen, Yadigar Çölgeçen’in vefât îlânları için: Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi; Yeni Söz, 17.6.2019/266’ya mürâcaat)

Hüseyin Cahid’in Tanîn gazetesinin 6 Kasım 1947 târihli nüshasının manşeti: “İRTİCA YILANI UYANIYOR… Vartodan aldığımız bir mektup… Şafî [Şâfiî] ve Nakşî aşiretlerin bölgelerindeki hocalar şimdiden takkelerle geziyor ve hususî höcrelerde vatan çocuklarını arapça okutup Cumhuriyet aleyhinde zehirliyorlarmış… Maslûp [asılmış] şeyh Saidin oğluna yapılan istikbal…” (https://belgelerlegercektarih.com/2012/06/08/tek-partili-rejim-doneminde-irtica-ile-ilgili-gazete-haberi/; 25.2.2026)

Ortak paydaları, Kemalizmdir… Bir de “İrticâ ve Taassub” yaftalı İslâm düşmanlığı!

***

H. C. Yalçın: O, hülyâmızı hak̆îkat yapan Lâyemût Şef’tir!

Kemalizmin, onların dünyâ görüşünün ifâdesi ve Kemalist Rejimin de, bütün İnkılâbları ve tahrîbâtıyle, uzun zamandır hayâlini kurdukları, rü’yâsını gördükleri rejim olduğu husûsunda en mânîdâr misâllerden biri Hüseyin Cahit Yalçın olsa gerekdir. Hemen “Ebedî Şef”in öldüğü gün kaleme aldığı ve 11 Kasım 1938 târihli Yeni Sabah gazetesinde (s. 1) neşredilen “Millî Mâtem” başlıklı başmakâlesinde, bu vâkıayı hâssaten tebârüz ettirmişti. Makâlesinin esâsı, şu cümlede ifâde olunmuştur:

Onun, “beş on sene içinde yaptıklarını, biz asırlar içinde bile bu millete nasibolmıyacak saadetler diye hülya ederdik”…

Yalçın’ın bu makâlesinin tamâmını, işbu çalışmamızın 1-2 Haziran 2025 târihli 53 ve 54. tefrikalarında nakletmiştik. Bir perestiş hâletirûhiyesi içinde, hakîkat endîşesi taşımadan kaleme alınmış makâlesinde, her zamânki tâbiyelerine muvâfık olarak onu Türk Milletiyle aynîleştiriyor (“Atatürk ve millet ayni şeydi”), buna binâendir ki bütün ink̆ilâblarını bir sehl-i mümteni ile yaptığını iddiâ ediyordu: “O kadar büyük inkılâpları o kadar bir ‘sehli mümteni’ ile yaptı ki bunları hayret ve zevk ile temaşa etmemek kabil değildi”… Bütün İnkilâblarının esâsı ise şudur:

“Atatürk, milletini ortaçağların köhne ananeleri ve müteassıp bağları ile zincirlenmiş tefekkürün esaretinden kurtararak hür ve modern düşünce ve hareket sahasına eriştirdi. Onun asıl büyüklüğü işte bundadır.”

“Ortaçağların köhne an’analeri ve mutaassıb bağları”ndan neyi kasdettiklerini ise, îzâha hâcet yok!

Netîce olarak, Hüseyin Cahit de, bütün Cemâati gibi, bize, Mustafa Kemâl’in “huzûrunda huşû ile eğilmeyi”, onun yolundan sapmamayı telk̆în ediyor:

“İnkâr kabul etmez muazzam hizmetlerinin ve muvaffakıyetlerinin haşmeti huzurunda huşu ile iğilmek her Türk için en tabiî bir vicdan borcudur.”

Bu sûretle, asırlarca Türk Milletine temessül etmiyen Sabataî Cemâati, Türk Milletini kendine temessül ettirmiş oluyor…

Yalman da, Kemalizmle, “rü’yâmız gerçekleşti” diyor ve Sabataî ideal̃lerinin, Türk Milletinin de ideal̃leri olduğunu iddiâ ediyor

Ahmed Emin Yalman; Sertel’ler ve Dördüncü ile Tan gazetesindeki ortaklığı bozduktan sonra (1938), bir müddet, “küskün” bir hâletirûhiyeyle, “Yalova Kaplıcaları’na çekiliyor” ve orada “ne zamandır tasarladığı bir kitabın” têlîfine girişiyor: 130 sayfalık bu kitap, Gerçekleşen Rüya’dır. “Gerçekleşen rü’yâ”, yâni Kemalist Rejim… Zâten Yalman, kitabını, Kemalist Rejimin 15. seneidevriyesini tes’îd ve bundan sonrası için birtakım temennî ve fikirlerini îzâh için kaleme alıyor; kitabın alt başlığı bunu ifâde ediyor: Cumhuriyetin On Beşinci Yıldönümü Arifesinde Memleket Meselelerine Dair Düşünceler

Ortaklığın bozulmasına rağmen, kitab, Tan Matbaası’nda basılmış ve ayrıca Tan gazetesinde tefrika edilmiştir. Yalman, her zamanki ikiyüzlü tavrıyle, bunun kendi irâdesi hâricinde yapıldığını iddiâ ediyor:

() (4.7.2019)

Sabataîlik, 19. asırda geçirdiği istihâle ile, Kemalizme ink̆ilâb etmiş ve Kemalist Totaliter Rejim, Sabataîlerin “gerçekleşen rü’yâ”sı olmuştur…

***

“(Tan’dan ayrıldıktan sonra, Hükûmetin tavrından dolayı dünyaya küserek) Yalova kaplıcalarına çekildim. Memleketin muhtaç olduğu ıslâhata dair hazırlamayı çoktanberi tasarladığım bir kitabı yazmağa koyuldum. Büyük bir gayretle çalışıyor, her gün bir bölüm hazırlıyordum. Kitap, birkaç haftada tamam oldu. ‘Gerçekleşen Rüya’ adiyle basıldı. Garibi şu ki gayet pişkin adamlar olan eski ortaklarım, benim gazeteden ayrılmadığım intibaını okuyuculara vermek için derhal bütün kitabı, hiç kaynak göstermeden, kendileri için özel olarak yazılmış iç makaleler şeklinde neşrettiler. Ben buna da ses çıkarmadım, fakat itiraf ederim ki hakkımı helâl etmedim.” (Yalman 1970: III/242)

Hiç inanmadığı Müslümanlığın “hakkını helâl etmek” gibi mefhûmlarını nasıl da istismâr ediyor!

Pozitivist feylesof Auguste Comte’un şöyle bir kehâneti varmış:

“Dünyanın en büyük ve esaslı inkılâplarını Türkiye ve Rusya’dan bekleyiniz.” (Yalman 1938: 4)

Comte’un haber verdiği bu “büyük ve esaslı inkılâp”, Kemalist İnk̆ilâb imiş… Bir zamanlar, sâdece hayâli kurulan, rü’yâsı görülen bu ink̆ilâbı, Selânik’de zuhûr eden Mustafa Kemâl gibi bir dâhî lider, asrî bir “Mesîh” tahakkuk ettirmiş:

“…Bu rüya, o zaman çok, çok uzak görünüyordu. Fakat Türk milleti Atatürk gibi dehalı bir rehber buldu ve uzak rüyayı gerçekleştirdi. Bu sayede milletimiz yalnız kendi mukadderatını hâkimiyeti altına almak ve yüksek ölçülere uygun bir hale getirmek imkânına kavuşmakla kalmamıştır. Tarihin her devrinde yeni yeni yollar açtığı gibi, bugün de insanlık için yepyeni çığırlar açabilecek bir mevkie gelmiştir. Bu tarihî rolü tamamlıyabilmemiz için Atatürk bize en yüksek idealleri göstermiştir. Hayatımızın her safhasını bu ideallere uygun bir hale getirmeye çalışmak, her Türk vatandaşının tabiî bir vazifesidir.” (Yalman 1938: 4; Şakir Dinçşahin, “Ahmet Emin Yalman ve Türkiye’de Liberal Düşünce”, AİBÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2012, c. 12, ss. 111-135’den naklen).