Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (290)

“Bursa, 8 (Telefonla) - Şimdi Nâzım Hikmetin yanından geliyorum. Nazik tavrıyle, metîn haliyle beni karşıladı. Hapisane müdürünün odasında yanyana oturuyorduk; bir saatten fazla konuştuk. Kendisine dedim ki:

‘- Hepimiz fâni insanlarız. Dünya yüzündeki mücadelelerimizden maksat, neslimizin şu veya bu menfaati veya emeli değildir. Memleketimizin havasını, her zaman için teneffüs edilecek bir hale koymak, devamlı bir gelişme ve hakkaniyet temin etmek istiyoruz. Siz çok haksızlığa uğradınız. Fakat bir müddetler buna çare bulmak imkânsızdı. Çünkü her kanunî talebimiz bir duvara çarpıyordu. İsminizi ağza almak imkânsızdı. Buna cür’et eden kimse, vebaya tutulacakmış gibi korkuyordu. Bugün bu vaziyet tamamıyle tasfiyeye uğramıştır. Karşınızdaki fertlerden eser kalmamıştır. Memleketteki böyle bir intibaa ve geniş görüşe, hassas bir Türk vatanperveri sıfatıyle sevinmeniz lâzımdır. Bu istidadın mahsulü olan af kararı, Mecliste âdeta ittifakla kabul edilmişken, âdi suçların af ve tasfiye hududunu son dakikada tayin imkânı bulunamadığından dolayı ârızî surette geri kalmıştır. Bu şartlar dairesinde açlık grevine, bir maksada varmanın vasıtası diye bakmakta hiç yer yoktur.’

“Nâzım Hikmet şu cevabı verdi:

‘- Bahsettiğiniz intibah ve inkişaftan dolayı bir Türk vatanperveri sıfatıyle sevinç duyuyorum. Bundan başka, haksızlığa uğradığım artık kanunî ölçülerle sabit olmuştur. Ordunun ve donanmanın kudretine ve birliğine suikasd düşünen bir vatan haini olmadığım herkesçe malûmdur. Bu böyle olduğu içindir ki artık hak namına açılan umumî mücadeleye iştirak meylini duyuyorum. 13 senedir kanuna dayanarak, sayısız istidalar verdim. Muameleye konulmadı. Hakkın galebesi için canımı pul yerine kullanarak millete son bir istida yazıyorum. Açlık grevinden maksadım intihar değildir. Yaşamak ve memlekete hizmet etmek en büyük emelimdir. Fakat derdimi duyurmak için maalesef bundan başka bir vasıta bulamadım. Ayrıca sinirlerimin, kalbimin, karaciğerimin ve bütün vücudumun hali bana şu kanaati telkin ediyor ki, bu şartlar içinde hayat imkânım mahduttur. Mahkûm sıfatını taşırken, bir kalb sektesi neticesiyle hapishanede ölmek bana çok ağır geliyor. Hiç olmazsa ölümü karşılamakta şuurlu bir azim ve cesaret göstermek isterim. Yoksa açlık grevindeki gayem, ne gösteriş, ne şantajdır.’

“Nâzım Hikmeti bugün öğleden sonra iki defa ziyaret ettim. Her iki defada da saatlerce kendisiyle münakaşalarda bulundum. Muhakemesi her noktada mükemmel bir surette işliyor. Yalnız açlık grevi meselesinde marazî sayılacak bir sabit fikrin tesiri altındadır. Bu noktayı kendisiyle münakaşa etmek imkânsızdır. Yaptığım konuşmalarda elde ettiğim intibaları ayrıca yazacağım. Şimdilik şunu umuyorum ki, Nâzım Hikmetin son istidasına taktığı son pul tesirsiz kalmayacak ve on üç yıldır hak ve hürriyet hasretlisinin bir aralık muhakkak sayılan son af kararından sonra uğradığı acı hayal sukutu, vatandaşlar tarafından anlayışla ve nefse kıyas yoliyle karşılanacaktır.” (Ahmet Emin Yalman, “Nazım Hikmetle bir konuşmanın intibaları”, Vatan, 8.4.1950, ss. 1 ve 3)

MTTB: “Nâzım Hikmet’in kurtarılması için kampanya açanlar, bugün zafer sarhoşluğu, Milliyetciler ise yês içindedirler”

Daha CHP iktidârdayken hazırlanan Umûmî Af Kânûnu’na, 14 Mayıs 1950 Seçimlerinden sonra ik̆tidâra gelen DP tarafından Komünistlerin de dâhil edilmesiyle, 15 Temmuz 1950’de, dîğer mahk̃ûm olmuş Komünistlerle berâber Nâzım Hikmet de tahliye oldu. Böylece Yalman ve onun şahsında Mütehakkim Zümre emeline nâil olmuş, Türkiye’de Komünizm propagandası da büyük mesâfe kat’etmiş oluyordu.

Ne yazık ki Mütehakkim Zümre karşısında bölük pörçük pek cılız bir kitle teşkîl eden Müslümanlar içinse, bu pek esef edilecek bir gelişmeydi. O zamân az-çok bu kitlenin hissiyâtına tercümân olan Millî Türk Talebe Birliği, başta Nâzım Hikmet olmak üzere Komünistlerin affını bir bildiriyle protesto etmekden başka bir şey yapamadı:

“Millî Türk Talebe Birliği mensupları, yönetim kurulu üyelerinin iştirakiyle başkan Suphi Baykam’ın riyasetinde bir toplantı yapmışlar, Nâzım Hikmet ve komünistlerin aftan istifade ettirilmeleri üzerine aşağıdaki beyannamenin neşredilmesini kararlaştırmışlardır:

(Vatan, 16.7.1950, ss. 1 ve 4)

Yalman’ın gazetesinde, yeni işbaşı yapmış DP Hükûmetinin CHP iktidârı zamânında hazırlanmış Umûmî Af Kânûnu’na Komünistleri de dâhil etmesiyle, 15 Temmuz 1950’de tahliye edilen Nâzım Hikmet hakkındaki (bütün dünyâ Komünistlerini pek çok sevindiren) haber…

***

‘Türkiyede bulunan komünistlerle beraber dünya komünistleri de bugün bayram yapıyor. Nâzım Hikmetin kurtarılması için kampanya açanlar, dergi, gazete çıkaranlar zafer sarhoşluğu, milliyetçiler ise, arzularını tahakkuk ettirememenin ye’si içindedirler.

“Komünistlerin (dolayısiyle Nâzım Hikmetin) cezalarının üçte ikisinin affedilmesi, maalesef zihinlerde türlü ihtimal ve yorumlara vesile teşkîl edecektir.

“Bizler, bundan böyle Devlet ileri gelenlerinin verecekleri sözleri ihtiyatla karşılamak mecburiyetinde kaldığımızı teessürle belirtmek istiyoruz.

“Millî Türk Talebe Birliği ve Meclise yaptıkları müracaata tavassut ettiğimiz 20.000 yüksek tahsil genci adına, komünistlerin ve Nâzım Hikmetin aftan istifade ettirilmelerini büyük bir üzüntü ile karşıladığımızı açıklarız.’ ” (Milliyet, 16.7.1950, ss. 1 ve 7)

Bu Memlekette, Komünist İhtilâl Hareketi, başlangıcından beri hep Mütehakkim Zümrenin desteğiyle serpilip gelişti ve 1960’lı, 70’li senelerde Memleketi bir nevi dâhilî har̃be sürükliyecek kadar palazlandı. O senelerdeki hamlesinde de, karı-koca Ecevit’lerin öncülüğünde çıkarılan 1974 Komünist Affı tâyîn edici bir âmil olmuştu…

Yalman’ın kat’iyen “Moskof ajanı olamıyacağını” iddiâ ettiği Nâzım Hikmet, afla tahliye olunca ne yaptı?

Pekâlâ, Ahmet Emin Yalman’ın, “vatanperverliği, yüksek insânî meziyetleri, mâsûmiyeti, v.s.” hakkında kendisine kefil olduğu Nâzım Hikmet, bütün bir Mütehakkim Zümrenin seferber olmasıyle netîcede hapishâneden tahliye olunca ne yaptı?

Bir sene kadar sonra, evvelâ Romanya’ya kaçtı; sonra, oradan da Moskova’ya!

Sâdece Stalin Rusya’sına ilticâ mı etti? Hayır! Uçaktan iner inmez, Yalman’ın öncülüğünde hakkında yapılan bütün mâsûmiyet ve vatanperverlik propagandasını çürüten beyânâtta bulundu!

Acabâ Yalman ve onun için seferber olmuş bütün o “sömürge beyinliler” hâllerinden hicâb duyup hiç olmazsa efk̃ârıumûmiyeden özür dilediler mi? Ne gezer!

Yalman, onun Moskova’daki beyânâtını, dîğer gazetelerle berâber, “Nâzım Hikmet Mosokova’da hezeyan ediyor” başlığı altında neşretti ve pişkin pişkin sırıtarak gazetecilik hayâtına devâm etti!

“El-hayâ mine’l-îmân!”

Dîğer taraftan, zâten, onlar, Nâzım Hikmet’in hakîkî çehresini bilmiyor değillerdi ki! Bile bile halkımızı aldattıklarına şüphe var mı?

Nâzım Hikmet: “Beni yaratan, Stalin’dir! Vatanım, Rusya’dır!”

Buna dâir haberleri, birbirini têyîd eden ve tamâmlıyan üç gazeteden naklediyoruz. Evvelâ Necmeddin Sadak’ın 30 Haziran 1951 târihli Akşam gazetesinden:

“Stalinin yeni şakşakçısı Nâzım Hikmet Moskovada…

“Moskova radyosu dün akşamki yayınlarında bir kaç gün evvel Romanyaya kaçmış olan şair Nâzım Hikmet’in Moskovaya vardığını ve hava alanında beyanatta bulunurken ‘Beni yaratan Stalindir’ diye bağırdığını bildirmiştir. Gene Moskova radyosuna göre, kızıl şair Stalin’i göklere çıkaran şu sözleri de sarfetmiştir:

‘Gözlerimin ışığını Stalin’e borçluyum, her şeyimi ona borçluyum, o beni yarattı, o beni yaşatıyor.’

“Stalin’in şakşakçısı bundan sonra vatanının Rusya, şehrinin Moskova olduğunu da söylemiş ve Stalin’in bayrağı altında vazife göreceğini kaydetmiştir.

“Nâzım Hikmet’in, uçaktan indiği sırada filmi çekilmiş ve verdiği bir beyanat da plâğa alınmıştır. Moskova radyosu tarafından yayınlanan bu plâkta kızıl şair ezcümle şunları söylemiştir:

‘13 yıl Faşist Türk hükûmetinin hapishanelerinde kaldıktan sonra nihayet kurtularak Moskova’ya gelmiş olmaktan dolayı bahtiyarım. Esir olarak yaşadığım kendi yurdumdan kurtularak sulh içindeki Moskova’ya varmış olmaktan dolayı derin bir huzur içindeyim. Dünyanın en büyük sulh adamı Stalin’in idaresindeki bir memlekette hürriyet havasını teneffüs ediyorum. Zorla esarete ve ölüme sevkedilen Türk halkının kurtulması için çalışacağım. Barışsever Stalin ve onun memleketi Rusyanın yardımiyle Türkiye emperyalist esaretten elbette kurtulacaktır.’

“Nazım Hikmet’in kendi sesile söylenmiş olan bu sözler sık sık alkışlarla kesilmiştir. Komünist şairin Moskovada yerleşerek çalışmalarına orada devam edeceği kaydedilmektedir.” (Akşam, 30.6.1951, ss. 1 ve 2)