Ôl̃and Adaları, emsâl̃dir
“Efendiler, hiç olmazsa bu adalar Gar̃bî Anadolu’da yapılan ve esâs Devletler tarafından kabûl edilen tahdîdâta tâbi teşkil edemez miydi? [Metinde, bâzı cümleler, anlaşılmaz şekilde kaydedilmiştir…] Efendiler, Aland [telaffuzu: “Ôl̃and”; Zabıtlar’da, sehven: “Alanit”] adaları vesâire halledilmiştir. Bunlar misâl̃ gösterilerek bu adaların her birisinin arasındaki mesâfe pek cüz’î olduğu hâlde, bunların, buranın cüz’-i lâyenfekki olduğunu anlatamamışlar mıdır? (Bilirsiniz ki Aland / Ôland adaları İskandinavya / İsveç ahâlîsi ile mesk̃ûndur. Fakat ne yapalım ki Finlandiya’nın muzâfâtındandır, yanındadır. Fakat aynı devletler bütün halkı İskandinavyalı, İsveçli olduğu hâlde bu adaları Finlandiya’nın bir cüz’ü, bir cüz’-i gayr-i müfârik̆i olmak üzere Finlandiyalılara vermişlerdir.) [Bu kısmı, kendimizden îzâhat ilâve ederek ik̆tibâs ettik. Ali Şükrü Bey’in, Anadolu Adaları’nı, (Finlandiya’nın cenûbî gar̃binde, ahâlîsi İsveçli olan) Ôland Adaları’yle mukâyesesi, gâyet isâbetlidir… Daha doğrusu, Anadolu Adaları, Ôland Adaları’ndan çok daha fazla “Anadolu’nun cüz’-i gayr-i müfârik̆i”dirler…]
“Bu Oniki Ada da bilâmünâkaşa İtalyanlara terkedilmiştir”
“Sonra Efendiler, geliyorum İtalya Adaları mes’elesine, İtalya’da [İtalya’nın tasarrufunda] bulunan Oniki Ada mes’elesine… Bu Oniki Ada da bilâmünâkaşa İtalyanlara terkedilmiştir. Bilâmüzâkere terkedilmiştir. İtalyanlara o kadar gafletle terk edilmiştir ki; hattâ Balkanlar’la yaptığımız Londra Muâhedesi mûcibince bize bırakılan (Meyis) adası bile, bize bırakıldığı hâlde, bunlar bile bilmiyerekden, düşünmiyerekden gaflet ile terkedilmiştir… İşte, Hey’et-i Murahhasa’nın ne kadar kat’î bir şekilde işe sarıldığının alâmeti budur! [“Gaflet” hükmü, aşırı hüsnizannın ifâdesidir!]
“Efendiler, Meyis’in mevk̆iini düşününüz ve İtalyanların bizim Finike sâhillerindeki, Karaman sâhilindeki vazıyeti[ni] düşününüz! Ondan sonra Efendiler, bilmiyerek, orayı, Meyis adasını bilâmüzâkere vermeyi düşününüz!
“Sonra, bu Hey’et-i Vekîle’yi, [evet,] bu mes’eleyi müzâkere etmek için, yine bu Hey’et-i Murahhasa’yı göndermek istiyorlar!
Uşi Muâhedesi (18 Ekim 1912)
“Arkadaşlarım, bu Adalar mes’elesini, Uşi Muâhedesi mûcibince, Trablusgar̃b ve Bingâzî’yi de muhârebe terkedildiği zamân bize bırakılacağını söylemişlerdir. [İtalyanlar, Uşi Muâhedesi mûcibince, Trablusgar̃b ve Bingâzî’de kendileriyle muhârebe terkedildiği zamân Adalar’ı bize iâde etmeyi taahhüd etmişlerdir.] Adalar bundan sonra beynelmilel işgâl̃ geçirmiş ve bu şekil têsîr etmiş gitmiştir. Böyle kalmamıştır. Sevr Muâhedesi mûcibince Adalar İtalyanlara verilmiştir, İtalyanlar Yunanlılar ile mukâvele yapmışlardır. Fakat bilâhare Venizelos, Konstantin dâvâsıyle bundan vazgeçmişler, geri almışlar, Uşi’yi yırtmışlardır. Binâenaleyh Boğazlar [Oniki Ada] üzerinde birtakım eşk̃âl tevâlî etmiş gitmiştir…
“Kısa mesâfede bulunan, Anadolu’nun duvarı mesâbesinde bulunan, Anadolu’nun muhâfazası için elzem olan bu Adaları nasıl veriyoruz?”
“Bu Adalarda İtalyanların hakkı olmadığı, kendilerinin bidâyeten vermek istedikleri kabûl̃ ve tasdîk̆leriyle, ikincisi Devletler arasında bir anlaşma netîcesinde Yunanlılara vermek istemeleriyle ve bilfiil mukâvele yapmalarıyle sâbittir. Binâenaleyh İtalyanlar muâhede îcâbınca bize vermiye mecbûr oldukları bu Adayı [Adaları] nasıl olur da bize vermezler? Kısa mesâfede bulunan ve Anadolu’nun duvarı mesâbesinde bulunan ve Anadolu’nun muhâfazası için elzem olan bu Adaları nasıl veriyoruz?
“Efendiler, bundan sonra bizim büyük bir filo yapmamıza imk̃ân yoktur. Fakat bu memleket şu kadar sâhile malikdir ve bu sâhil elbette bir donanmaya mâlikdir ve bu donanmada bizim ufak gemilerimizce incelir [?] filo olacaktır, tahtelbahir vesâire... Efendiler, bu adalar Yunanlılar[ın] elinde bulundukça kat’iyen imk̃ân yoktur! Anadolu’yu bahren müdâfaa ve muhâfaza edemezsiniz! Ben de bir talebe sıfatıyle söylüyorum: Bu Adalar onlar[ın] elinde bulundukça tahtelbahrin de kıymeti yoktur! Tayyârelerin de kıymeti yoktur! [İşte] Adaların bu kadar [büyük] kıymeti vardır!
“Efendiler, nasıl bir zihniyetledir ki bu Hey’et-i Murahhasa hiç müzâkere etmeden bu adaları İtalyanlara tahsîs edivermiştir ve ne mukâbilinde, hangi ivaz mukâbilinde, Efendiler, soruyorum? [Devâmında: Ki mukâbili de yok!]” (TBMM Gizli Celse Zabıtları; Cild 4: 2 Mart 1339 /1923 – 25 Teşrînievvel / Ekim 1934, Ankara: TBMM Basımevi, 2023, s. 159)
Şehîd Ali Şükrü Bey’in Vatanımız nâmına bu büyük hassâsiyetinin karşılığı, alçakça boğdurtulmak oldu! Boğduruldu ve bütün sakatlıklarıyle Lozan Muâhedesi’nin ve “Kemalist Türkiye”nin (dîğer tâbirle Kemalist Totaliter Rejimin) önü açıldı!
Mustafa Kemâl ve yâveri Binbaşı Cevat Abbas (Gürer; Niş, 1887 – Yalova, 4.7.1943), 21 Eyl̃ûl̃ 1928’de, Ankara'da… (https://x.com/kronikkdokuman/status/1969635954445947237; 5.4.2026) (Cevat Abbas, 15 Ağustos 1918’de Resne Locası’nda tekrîs edilmişti -Seyhun Tunaşar 2002/126: 37-. 1920 ilâ 1939 senelerinde beş devre Bolu Meb’ûsluğu yapmıştır.)
Kâzım Karabekir’in Hâtırât’ından:
“14 Ocak 1923 günü, M. Kemal; Karabekir ve Fevzi Paşa ile [berâber] trenle İzmir'e giderken”, “pek asabî bir hâlde”, Trabzon Meb'ûsu Ali Şükrü Bey hakkında, yâveri Cevat Abbâs Bey'e hitâben: “- Ankara'ya matbaa makinesi getirmiş… Tan adında bir gazete çıkaracakmış… Siz hâlâ uyuyorsunuz! Yakın, yıkın!” diyor…
Matbaası yakılıp yıkılmıyor, l̃âkin, Ali Şükrü Bey, 27 Mart 1923’te, Mustafa Kemâl’in Muhafız Tabur Kumandanı Topal Osman Ağa'ya kalleşçe boğdurtularak ortadan kaldırılıyor; arkasından, cinâyete azmettireni ifşâ etmesin diye, Topal Osman ve avenesi de ifnâ ediliyor; bundan böyle, Lozan Muâhedesi’nin imzâlanmasının ve kendisinin “Totaliter Şefliğinin” önünde bir mâni kalmıyor…
Trabzon’daki mahallî gazetelerde, hâdisenin içyüzü hakkında bir mik̆dâr neşriyât yapılınca da “Büyük Şef”in ak̃sülameli yine pek şedîd oluyor:
“18 Temmuz 1923'te Trabzon'dan gelen haberler, Gazi'nin canını çok sıktı. Ali Şükrü Bey cinayeti, gazete sütunlarında kendisine atfolunuyordu. […] M. Kemal Paşa, bana şunu söyledi: ‘- Trabzon'da kaynayan bir kazan var. Sen bunu vaktiyle söndürmedin. Şimdi de yine kaynamaya başladı. Bu sefer kuvvetli bir yumruk hakkettiler!' ” (Uğur Mumcu tarafından evvelâ Haziran 1990'da Cumhûriyet gazetesinde tefrika edilen Kâzım Karabekir Anlatıyor isimli kitabdan, İstanbul: Tekin Ye., 1993, 6. baskı, ss. 68 ve 82) (Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi; Yeni Söz, 2-3.1.2020/463-464; Mustafa Kemâl'in Uydurma Şecereleri ve Hakîkî Mensûbiyeti; Milat, 21.1.2026/226)
***
Lozan Muâhedesi’nin içyüzü
Rahmetli Kadir Mısıroğlu, Lozan Zafer mi, Hezîmet mi? ünvânlı eseriyle (İstanbul: Sebil Ye., 2 c., 508+476 s.) Lozan’da, bir gâlib Devlet değil, mağl̃ûb Devlet muâmelesi gördüğümüzü isbât etmiş bulunuyor. Bu hâlin bir tezâhürü olarak, arâzî pl̃anında, hülâsaten:
“…Mîsâk-ı Millî’de mevcut olup [I.] Büyük Millet Meclisinin üzerinde çok büyük bir hassasiyetle durduğu Musul meselesi halledilemediği gibi, İskenderun dahil Hatay bile hudutlarımız içine alınamamış, Oniki Adadan başka, Kıbrıs, resmen İngilizlere verilerek muallakta olan ilhakı tescil ve teslim edilmiş, ayrıca, Karaağaç da tabiatiyle Yunanlılara bırakılmış, yüzde altmış sekizi Türk olan Batı [Gar̃bî] Trakya üzerinde de hiçbir muvaffakiyet elde edilememiştir.” (Mısıroğlu, Lozan, 1971/I: 315)
Şu var ki orada, sâdece Mîsâk-ı Millî’den büyük tâvîzler verilmekle kalınmadı; daha beteri, hudûdlarıyle berâber Türkiye’nin müstakbel rejimi de tâyîn edildi: Anadolu’yle mahdûd, İslâm Âlemi’nden kopuk, Hilâfetsiz, L̃aik (yânî Materyalist), Gar̃bperest Türkiye Devleti!
Mâmâfih, bu, zâten, Mustafa Kemâl ve arkadaşlarının, 1907’de, kendi muhîtlerinde propaganda ettikleri ve 1910 senesinde, Pâris’de, Fransa Meşrik̆-i Âzamı’na tâbi Voltaire Locası’nda, Askerî Ataşe Binbaşı Ali Fethi Bey (Okyar) tarafından da îlân edilmiş projeydi… (“Farmasonluk, Türkiye’de de Fransa’da oynamış olduğu rol̃ü oynıyacaktır!” Tafsîlât, Yahûdilik-Masonluk Münâsebeti ünvânlı çalışmamızda: Milat, 10.7-13.12.2024, her gün tam sayfa 119 tefrika.)
Böylece, İtalya Meşrik̆-i Âzamı’na tâbi Selânik Macedonia Risorta (telaffuzu: Maçedônya Risôrta) Locası’nda 1900 senesi civârında tasarlanan proje, yirmi sene kadar sonra gerçekleştirilmiş oluyordu… (Macedonia Risorta hakkında geniş îzâhat şu çalışmamızda bulunuyor: Mustafa Kemâl’in Masonluğunda Merâk Edilen Mes’ele: Nîçin Loca Matrikülünde İsmi Yok?; Yeni Söz, 7.2-15.4.2018, her gün tam sayfa 68 tefrika)