Venizelos, Anadolu’da bizzât başlattığı tecâvüz harbinin “felâketle netîcelendiğini” kaydediyor, l̃âkin o tecâvüzden ve irtik̃âb ettikleri vahşetten vicdân azâbı duymuyor, Milletimizden (hiç olmazsa) özür dilemiyor!
“Bu hayrete şayan işleri yapanlar, hiç şüphesiz kelimenin bütün manasile büyük adam vafına kesb-i istihkak etmişlerdir ve bundan dolayı Türkiye bihakkın iftihar edebilir.
“Osmanlı imparatorluğile asırlardanberi mücadele halinde bulunan biz Yunanlılar, Anadoluda felâketle neticelenen ve Rumlarla Türklerin mübadele meselesini meydana çıkaran harbi müteakıp millî bir devlet olarak yeniden kuvvetlenen Türkiyeye elimizi uzatmak basiret-i siyasiyesini gösterdik. Yeni Türkiyenin uzattığımız bu eli samimiyetle alıp sıkmasından dolayı da mes’uduz. İlh…” (Venizelos, “!0 uncu Yıl”, Cumhuriyet, 1.11.1933, s. 1)
Acabâ (Türk jenosidinin başlıca fâillerinden ve “Asrî Yunanistan’ın bânîsi”) Venizelos’un “Kemalist Türkiye”yi bu kadar takdîr etmesinin hak̆îk̆î sebebi nedir? Lozan’da ve sonrasında ne gibi menfâatler elde etmişlerdir?
“Manifestation en faveur de l'Énosis au début des années 1930.”
(https://fr.wikipedia.org/wiki/Histoire_de_Chypre#/media/Fichier:Cypriot_demonstration_1930.jpg; 9.6.2020)
Rumların, Kıbrıs’ta, “1930’lu senelerin başlarında, ENOSİS lehinde bir nümâyişleri”… (Bandrol̃ün üzerinde: “Zito Enosis!”, yânî “Yaşasın Enosis!” yazılıdır.)
Türkiye’nin başındaki “Şefler”, Venizelos gibi, Metaksas gibi Yunan Devlet adamlarıyle sarmaş dolaş dostluklar kurar ve Kıbrıs dâhil Anadolu Adaları’na, Gar̃bî Trakya’ya sâhib çıkmayı akıllarının ucundan geçirmezken, o sahte dost Yunanlı liderler, Kıbrıs’ı da yutmak için hummalı bir faâliyet içindeydiler! Girit’ten sonra, Anadolu’nun gar̃bindeki adalardan sonra, sıra, Anadolu’nun cenûbundaki ve onun yine ayrılmaz bir cüz’ü olan Kıbrıs’a gelmişti!
Yunan Hük̃ûmetleri ve Kıbrıslı Rumlar, bu haksız dâvâdan hiç vazgeçmiyecek, bu uğurda, Mahallî İngiliz Sömürge Hük̃ûmetine karşı tedhîş hareketlerine giriştikleri gibi, Türklere karşı da jenosid siyâseti tâk̆îb edecek, onları, toplu katliâmlar, köylerinde muhâsara, aç susuz bırakma, ik̆tisâden çökertme, mütemâdî tehdîdlerle korkutma gibi yollarla yıldırıp Vatanlarını terketmiye zorlıyacaklardır… Nasıl ki daha evvel bu siyâseti (1645 – 1669 senelerinde, takrîben 137 bin şehîdin hayâtı pahasına, yine Venediklileri mağl̃ûb ederek fethettiğimiz) Girit’te muvaffak̆iyetle tatbîk̆ etmişler, Venizelos’un liderliğinde, iki buçuk asırdır Osmanlı idâresi altındaki bu adada yaşıyan 200 bin civârında Türkten 134 binini katledip geriye kalanını tedhîşle Ada’dan kaçırtmış, tam bir etnik temizlik yapmışlardı… (Girit’teki Enosis târihi, 10 Ekim 1908, yânî mel’ûn İttihâdcı İhtilâlinden sonradır…)
L̃âkin Girit Türklerinin âk̆ibetinden ders alan Kıbrıs Türklerinin ekseriyeti, büyük mahrûmiyetler içinde bulunmalarına rağmen, pes etmiyecek, teşkîlâtlanacak, evvelâ barışçı, sonra silâhlı mücâdeleyle barbar Rumlara mukâvemet edeceklerdir… Onların KATAK, Kıbrıs Türk Millî Birliği, Kıbrıs Türk Kültür Derneği, KTKF, Türk Mukâvemet Teşkîlâtı gibi teşekküllerle yürüttükleri destânî mücâdele, 1950’li senelerde, Anadolu’da da yankılanacak, Anadolu halkının candan, fedâk̃ârâne, fâsılasız desteği, sonunda, 1974 Kıbrıs Harek̃âtına ve onun peşinden, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhûriyeti’nin vücûd bulmasına imk̃ân verecekdir… (1970’li senelerde, Kıbrıs Dâvâmız hakkında ve 1974 Kıbrıs Harekâtının Perde-Arkası başlığı altında, Yeni Devir gazetesi ile Sebil mecmûasında yaptığımız neşriyât, oldukça hacimli iki kitab hacmine ulaşmaktadır…)
***
Venizelos, Mustafa Kemâl’i nîçin Nobel Sul̃h Mük̃âfâtına namzed gösterdi?
Venizelos, Kemalist Totaliter Rejim hakkındaki (hemen yukarıda arzettiğimiz) pek takdîrkâr başmakâlesinden iki buçuk ay kadar sonra, Kemalizme ve onun Şefine iltifâtını daha da ileri götürerek, Norveç Nobel Komitesi Reîsine hitâben kaleme alınmış 12 Ocak 1934 târihli Fransızca bir mektubla, Kemalizmin Şefini Nobel Sul̃h Mük̃âfâtına teklîf ediyor…
Namzedlik için îzâh ettiği esbâbımûcibe, Kemalizme iltifât, Milletimize hakâret mâhiyetindedir!
Mektubunun ilk paragrafında, “yedi asır zarfında Yakın-Şark’ta ve Orta Avrupa’da cereyân eden kanlı harblerin başlıca mes’ûlünün Osmanlı İmparatonluğu ile Pâdişâhlık rejimi olduğunu” iddiâ ediyor! Buna mukâbil, Osmanlı’ya karşı çıkarılan bütün isyânlar, ihtilâller ise bir hakk imiş!
Böylece mektubuna “İslâm” sıfatlı bu “teokratik” Devletten nefretle bir giriş yaptıktan sonra, onu tasfiye eden, (tam masonî muhtevâda) L̃aik bir rejim têsîs ederek “Taassub”la (masonî jargonda, İslâmla) bağını kopardığı ve zâten kıblesini de Avrupa’ya çevirmiş bulunduğu için artık Yunanistan için bir tehlike arzetmiyen (bu meyânda, Yunanistan’a, Garbî Trakya ve Anadolu Adaları dâhil istediği bütün arâzîyi veren, Anadolu’da -ve daha evvel Balkanlar’da icrâ ettiği- mezâlim ve jenosid için kendisinden tazmînât taleb etmiyen) “Kemalist Türkiye”yi ve onun bânîsini harâretle medh-ü-senâ ediyor ve bu mülâhazalar çerçevesinde bu “sul̃h havârîsi”ni Nobel Sul̃h Mük̃âfâtına namzed gösteriyor…
(Musut Uyar, 7.9.2018; (https://x.com/mesutuyar10/status/1037973068101111808/photo/1; 13.3.2026)
Girit’teki (1820’li senelerde başlıyan, bilâhare Venizelos’un başını çekdiği) Türk jenosidinden bir sahne: “Yerli Hıristiyan ahâlî tarafından zâlimâne katledilmiş Giritli bir Müslüman. Onun etrâfında, yetîm çocukları…”
***
Venizelos’un Nobel Mük̃âfâtı Komitesi’ne 12 Ocak 1934 târihli Fransızca mektubu
Venizelos’un mektubunu Fransızca aslıyle berâber takdîm ediyoruz:
“Muhterem Storting Nobel Mük̃âfâtı Komitesi Reîsi, Oslo, Norvec. (Monsieur le Président du Comité du Prix Nobel du Storting, Oslo, Norvège.)
“Atina, 12 Ocak 1934 (Athènes, le 12 janvier 1934)
“Muhterem Reîs Beyefendi (Monsieur le Président),
“Yedi asır zarfında, bütün Yakın-Şark ve Orta Avrupa’nın mühim bir kısmı, kanlı har̃blere sahne oldu. Bunların başlıca âmili, Osmanlı İmparatorluğu ile Pâdişâhların mutlak̆iyet rejimidir. (Pendant près de sept siècles tout le Proche-Orient et une grande partie de l’Europe centrale fut [furent] le théâtre de guerres sanglantes. L’Empire ottoman et le régime absolutiste des Sultans en fut [furent] la cause principale.)
“Bu hâlin zarûrî netîcesi olarak ortaya çıkan Hıristiyan milletlerin boyunduruk altına alınması, Salîbin Hilâle karşı dîn har̃bleri ve hürriyetlerine kavuşmak istiyen bütün bu milletlerin sürüp giden isyânları, Osmanlı İmparatorluğu Pâdişâhların damgasını taşıdığı müddetce mütemâdî bir tehlike, bir istik̆rârsızlık kaynağı teşkîl ediyordu. (L’assujettisment de peuples chrétiens, les guerres religieuses de la Croix contre le Croissant qui en résultèrent fatalement, et les insurrections successives de tous ces peuples aspirant à leur affranchissement, créaient un état de choses qui devait deumeurer comme une source constante de périls tant que l’Empire ottoman conservait l’empreinte qu’y avaient donné les Sultans.)