Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (307)

CHP’nin nâşiriefkẫrı Ulus’un 11 Şubat 1947 târihli nüshasının tam sayfa manşeti: “Almanya’nın eski peykleriyle barış yapıldı… Antlaşmalar dün Paris’te imzalandı… M. Bidault’nun nutku: ‘İstikbal, ümitli ışıklarla aydınlanmıştır…’ Saat tam 11.40 ta İtalyan, öğleden sonra da Romanya, Bulgaristan, Macar ve Fin delegeleri antlaşmalara imza koydular…” Gazetenin “Ebedî Şef” devrinden beri başmuharrirliğini deruhde eden Falih Rıfkı Atay da, aynen Necmeddin Sadak gibi, başmakâlelerinde ne Pâris Muâhedesi’ne, ne de Anadolu’muzun “Oniki Ada Mes’elesi”ne temâs ediyor…

Us kardeşlerin Vakit gazetesinin 11 Şubat 1947 târihli nüshasının tam sayfa manşeti: “Beş devletle barış imzalandı… Yugoslavya toprak isteklerinden vazgeçmiyor! Yunanistan da bir protesto notası verdi… Yalnız Almanya, Avusturya ve Japonya ile barış henüz yapılmadı… Barış antlaşmasını protesto… Pola’da bir İngiliz generali öldürüldü… Romada Yugoslavya heyeti tecavüze uğradı, nümayişler yapıldı…” Ertesi günki nüshanın manşeti: “Triyeste bölgesinde vaziyet çok gergin… İngiliz generali öldürüldükten sonra… Pola’da Yugoslav komitesi binasına bomba atıldı… Triyestede yapılan nümayişlerde bir çok kimsenin yaralandığı bildiriliyor…” Gazetinin başmuhariri Asım Us’un başmakâlesi, dört gündür, “Mareşal Çakmak ve Ötekiler” mevzûunu işliyor ve “Oniki Ada Dâvâmız”, tek satırla olsun Gazetede bahis mevzûu edilmiyor!

Ziyad Ebüzziya ve Cihad Baban’ın Tasvir gazetesinin 11 Şubat 1947 târihli nüshasının tam sayfa manşeti: “İtalya, Rumanya, Bulgaristan, Finlândiya ve Macaristanla sulh anlaşması imzalandı… İtalyada yer yer büyük protesto nümayişleri oldu… Nümayişçiler: ‘Yaşasın faşizm! Yaşasın Duçe!’ diye bağırdılar. Bir İtalyan kadını bir İngiliz generalini öldürdü… Dört Büyükler bugün İtalyan donanmasını taksim için görüşmeğe başlıyacaklar…” Başmuharrir Cihad Baban, “Sulhe doğru mu?” başlıklı makâlesinde Pâris Muâhedesi üzerinde duruyor:

“…Muahedeyi İtalya da imza etmiş bulunuyor. Bu ikinci dünya harbinin en mes’ul mevkide olan milleti, itiraf etmek lâzımdır ki, Bulgaristanla beraber bu vartadan en ucuz şekilde kurtulmuşlardır.

“Telgraflar, İtalyada bayrakların matem alâmeti olarak yarıya indirilmiş olduğunu kaydetmektedir. Amerikan bayrağı yerlere atılmış ve ezilmiştir. Yugoslavlarla İtalyanın arasındaki kin genişlemiştir. Halk matem içindedir. Yugoslavya da neticeden memnun değildir. Gerçi muahedeyi imzalamıştır amma… Protesto etmiş ve bazı taleplerini de yenilemiştir. […]

“Sulh insanlığın refah ve saadeti fikri üzerine değil, yine kuvvetlerin muvazenesi fikri üzerine dayanmaktadır. Muvazene ne kadar devam eder? Pek belli olmaz. Fakat sulhün istikrarı da işte bu muvazenenin hayatı kadar olacaktır.

“Dün Pariste imzalanan sulh muahedelerinin beşeriyet için hayırlı ve faydalı olmasını temenni ediyoruz.”

Cihad Baban’ın başmakâlesinde ve Tasvir’in dîğer sütûnlarında da “Oniki Ada Dâvâmız” mefkûddur!

İtalya’da halk, Pâris Muâhedesi’ni protesto ederken, neden Türkiye’de Oniki Ada için sesler yükselmemişti?

İtalyan halkı, Pâris Muâhedesinin memleketlerini büyük zarâra uğrattığı kanâatiyle, bütün İtalya’da mezk̃ûr Muâhedeyi şiddetle protesto ederken, “Oniki Ada”nın Yunanistan’a peşkeş çekilmesiyle, İtalya’nın sömürge kaybını hâric tutarsak, en ağır, en hayâtî arâzî kaybına uğrıyan Türkiye’de, efk̃ârıumûmiye ve g̃ûyâ onun hissiyâtına tercümân olan matbûât nîçin sük̃ûta gömülmüştü?

Cevâb âşik̃ârdır: Kemalist Totaliter Rejim, Anadolu Adaları’nın tabiî olarak Anadolu hudûdları içinde bulunması l̃âzım geldiği gibi bir dâvâyı benimsememişti ve bu ceberût ik̆tidâr onun bu telak̆k̆îsine muhâlif bir görüşün alenen ifâde edilmesine imk̃ân vermiyordu…

Bu vâkıanın, 1950’de, yeni yeni Anadolu efk̃ârıumûmiyesine mâl̃ olan Kıbrıs mes’elesi vesîlesiyle, bizzât Cumhuriyet gazetesi muharrirlerinden Abidin Dâver tarafından dahi dile getirilmiş olduğunu görüyoruz.

“İkinci Dünya Harbi’nden sonra, mağl̃ûb İtalya’dan alınan Oniki Ada’nın Yunanistan’a verilmesine karşı l̃âkayd kaldık. Sanki yurdumuzun içine kadar sokulmuş olan ve her karış toprağı Türk kanlarıyle sulanmış olan bu adalar üzerinde, hiçbir târihî, coğrâfî ve sevkulceyşî münâsebetimiz yokmuş gibi, bizim için hâl̃â [pahâ] biçilmez bir kıymet ifâde eden bu adaların Yunanistan’a verilmesine karşı ses çıkarmadık.”

“Hem Nalına Hem Mıhına” sütûnunun fıkra muharriri Abidin Dâver (Dav’er; İstanbul, 1886 – a.y., 8.2.1954, Edirnekapısı Şehîdliği Mez.), gazetesinin 23 Ocak 1950 târihli nüshasında, bilgili bir okurunun mektubunu neşrederek, Anadolu Adaları’na ve bu cümleden olarak Kıbrıs Mes’elesine temâs etme ihtiyâcı hissettmişti.

“H. B.” imzâlı okur, Dâver’e, “Kıbrıs adası için yapılan mücadele karşısında alâkasız kaldığınıza üzülüyorum” diyor ve dîğer Anadolu Adaları’nın Hük̃ûmetlerin umursamazlığı yüzünden kaybedilişi gibi, aynı tavrın netîcesi olarak Kıbrıs’ın da kaybedilme ihtimâli karşısında duyduğu endîşeyi dile getiriyordu:

“İkinci Dünya Harbinden sonra, [10 Şubat 1947 Pâris Muâhedesiyle,] mağlûb İtalyadan alınan Oniki adanın Yunanistana verilmesine karşı lâkayıd kaldık. Sanki yurdumuzun içine kadar sokulmuş olan ve her karış toprağı Türk kanlarile sulanmış olan bu adalar üzerinde, hiç bir tarihî, coğrafî ve sevkulceyşî münasebetlerimiz yokmuş gibi, bizim için hâlâ [paha] biçilmez bir kıymet ifade eden bu adaların Yunanistana verilmesine karşı ses çıkarmadık. İşte, Oniki adaya karşı takındığımız alâkasızlığın bir neticesi olarak bugün de Kıbrıs adasının Yunanistana verilmesi için harekete geçilmiştir…”

Abidin Dâver, aslında okurunun hissiyâtını paylaşıyor ve Kıbrıs mevzûunda kalem oynatamayışına için için hayıflanıyor… Öyleyse mâzereti nedir? Evvel emirde, [“Millî Şef”] Hük̃ûmetinin siyâsetine ters düşmemek! Ayrıca, [Emperyalist] İngiltere’nin bu kadar sekulceyşî bir adayı aslâ terketmiyeceği, binâenaleyh statükonun devâm edeceği, yânî Ada’nın Yunanistan’a devredilmiyeceği inancı…

Bu vesîleyle de müşâhede ediliyor ki İnönü, Ecevit ve emsâli “sahte kahramanlar” değil, “hak̆îk̆î kahramanlar” olan Kıbrıslı Mücâhidlerin şânlı mücâdeleleri olmasaydı, Kemalist Hük̃ûmetlerin tâk̆îb ettikleri zelîlâne siyâset yüzünden, Yavruvatan, daha 1950’lerde bütünüyle kaybedilmiş olacaktı!

Dîğer taraftan, Dâver, fıkrasında, her ne kadar:

“Oniki ada hakkında okuyucumun söyledikleri, gerek bu sütunda, gerekse Cumhuriyet’in başmakalelerinde çıkan bazı yazılarımda aynen ve daha kuvvetle ifade edilmiştir.”

diyorsa da, Cumhuriyet’in 1947 Şubat nüshalarının hiçbirinde “Oniki Ada Mes’elesi”ne temâs ettiği görülmüyor. Bu mevzûda kalem oynatması, herhâlde, 1950’ye doğru, “Millî Şef” Hük̃ûmetinin matbûât üzerindeki baskısının bir hayli azalmasından sonradır…

Nitekim, Kıbrıs Dâvâsı lehinde yazamayışının başlıca mâzereti de, Hükûmetin siyâsetine ters düşmemekdir:

“Kıbrıs meselesi hakkında yazı yazmayışımın sebebi, daha ziyade, devletimizin dış politikasına uymak içindir. Devletimiz, Yunanistanla dost geçinmek istiyor. Onun için bu politikaya uymıyan yazılar yazmak istemiyorum. Sonra, geçende bir başmakalede söylediğim gibi, İngiltere, Kıbrıs gibi mühim bir üssü Yunanistana vermiyecektir. Bu cihetten o kadar eminim ki Kıbrıslı Rumlar da, Yunanlılar da kıyamet koparsalar Kıbrıs Yunanistana terkedilmiyecektir. […]

“İşte bu sebeblerledir ki Kıbrıs meselesi hakkında yazı yazmıyorum; yalnız ben değil, Cumhuriyet’in bütün muharrirleri, devletin dış siyasetine uymıyan ve müşterek Slav-Bolşevik tehlikesi karşısında birbirlerine dayanmaları lâzım gelen Türkiye ile Yunanistan arasındaki dostluk bağlarını gevşetecek ve koparacak olan neşriyattan tevakki ediyorlar. Yoksa Kıbrısın sevgisi, her Türk gibi bizim gönüllerimizde de yaşamaktadır ve Kıbrısa karşı asla alâkasız değiliz. İcab ettiği zaman, bizim kalemlerimizin de vazifelerini yapacaklarına şüphe etmemelidir. Fakat her şeyin bir zamanı vardır.” (Abidin Dâver, “Hem Nalına, Hem Mıhına” sütûnu, “Alâkasız değiliz!”, Cumhuriyet, 23.1.1950, ss. 2 ve 5)

Buradaki muhâkeme ne kadar sakîmdir! Bilakis, emperyalist Rusya tehlikesine karşı müessir müdâfaa için bütün Anadolu Adaları’nın Türkiye’nin elinde bulunması elzemdir! Bu kadar âşik̃âr bir hak̆îkati tartışmıya ihtiyâc var mı?

Z. Ebüzziya: “CHP, Yunan dostluğunun, Anadolu Adaları’ndan daha kıymetli olduğu kanâatiyle onları Yunanistan’a terketti”

25 Şubat 1956 günü, TBMM’de Hâriciye Vekâleti’nin bütçesinin müzâkeresi vesîlesiyle Hürriyet Partisi Meclis Grupu adına konuşan Konya Meb’ûsu Ziyad Ebüzziya, “CHP’nin, Yunan dostluğunun, Anadolu Adaları’ndan daha kıymetli olduğu kanâatiyle onları Yunanistan’a terkettiğini” iddiâ etmişti… Verdiği mâl̃ûmâta nazaran, Oniki Ada’nın Yunanistan’a devredilmesinin bahis mevzûu olduğu günlerde, “Millî Şef” Hük̃ûmeti, Oniki Ada’nın Türk olduğu yolunda neşriyât yapan gazeteleri, bu neşriyâta devâm ettikleri takdîrde kapatmakla tehdîd etmiş, nitekim bir gazeteyi de kapatmıştı:

“…Nasıl Balkan felâketinden sonra Avrupa'ya yerleşmiş Türkler Hilâlin peşi sıra Anayurda iltica ettilerse, Kıbrıs'ta da (Ada, 1878’de İngiliz idaresine bırakıldıktan sonra) aynı hâdise vukubuldu. Kıbrıs Türkleri kafile kafile Türkiye'ye geçtiler. Lisanı rumca olan halk ise orada kaldı. Ayrıca da Yunanistan'dan Kıbrıs'a mütemadiyen Yunanlı göç etti ve böylelikle adada bugünkü rumca konuşan ekseriyet hâsıl oldu.

“Az evvel muhterem dostum [Zeyyat] Mandalinci'nin de işaret ettiği gibi Oniki Ada hâdisesi cereyan etti. 2 nci Cihan Harbinden sonra İtalyanların mağlûbiyeti ile Oniki Adalar İngiliz müfrezeleri tarafından işgal olunmuştu, İngiltere [?] Oniki Adayı işgal etmemizi teklif etti. Bir İstanbul Gazetesi bu adaların bize intikali icabettiği hususunda ısrarlı neşriyat yapıyor, haritalar basıyor, Adaların Türklüğünü tebarüz ettiriyordu. Halk Partisi Hükûmeti ‘Yunan dostluğu bizim için Oniki Adadan daha kıymetlidir’ teranesiyle gerek İngiliz [?] teklifine, gerek gazetelerin neşriyatına kulak asmadı. Hattâ daha da ileri giderek Oniki Adanın Türk olduğunu iddia eden gazeteleri, bu neşriyata devam ederlerse, kapanmakla tehdid etti ve bunu dinlemiyen bir gazeteyi kapattı bile.

“Bu hali gören Yunanlılar Oniki Adayı istediler. İşte Oniki Ada böylece elden gitti ve Yunanlılarda Kıbrıs'ı da almak ümidini uyandırdı. Nihayet Yunanlılar cesaret ederek bir zaman sonra Kıbrıs taleplerini de ortaya attılar. O zamanki Halk Partisi hükûmetleri bu talep karşısında da ‘Yunan dostluğu her şeyden üstündür’ vâhimesiyle yine lakayt kaldılar. İlh…” (T.B.M.M. Zabıt Cerîdesi, Devre X, C. 10, İctimâ 2, 44. İn’ikād, 25.2.1956, ss. 731-732)

Ziyad Ebüzziya, maâlesef, “Oniki Ada’nın bize intikali icabettiği hususunda ısrarlı neşriyat yapan, haritalar basan, Adaların Türklüğünü tebarüz ettiren İstanbul gazetesinin” ismini vermiyor… Kezâ, onun nutkundan, “Oniki Ada’nın Türk olduğunu iddia ettikleri için kapanmakla tehdîd edilen gazeteleri ve bu sebeble kapatılan gazeteyi” de öğrenemiyoruz…