Anadolu Ajansı ve Cumhuriyet’ten, utanmazca 12 Ada’yı gasbeden Yunanistan’ın Kralına Medhiye
11 Şubat 1947 târihli Cumhuriyet, bir gün evvel imzâlanan ve 12 Ada’mızı İtalya’dan devralıp Yunanistan’a ilhâk eden Pâris Muâhedesi’ni manşet yapmış, “Yunan âşığı” “Millî Şef”in teslîmiyetçi siyâsetine muvâfık olarak, bu gasba herhangi bir îtirâz serdetmemiş, bunun, aslında bizim mes’elemiz olduğuna, bu sûretle koca bir Vatan parçasını kaybettiğimize ve bütün Anadolu’nun emniyetinin iyice tehlike altına girdiğine dâir bir îmâda dahi bulunmamıştı…
(Cumhuriyet, 15.2.1947, s. 1)
Sahte dostlar… Sahte dostlarla dost Kemalistler… (Girit’teki Türk jenosidinin liderlerinden, fanatik Megalo İdea’cı, Anadolu işgâlcisi, Sevr Projesi dayatmacısı, Farmason) Venizelos’lar, Kral II. George’lar… “Büyük Şefler”… “Kardeş asîl Yunan milletinin mufahham Hükümdârı”… “Birbirine karşı eşit muhabbet besleyen Yunan ve Türk milletleri”… “(Kralın) dost komşu memleketin yüksek Devlet Reîsi İsmet İnönü’ne olan muhabbeti”… “Majeste Kralın çok yüksek şahsıyetleri ve asîl görüşler taşıyan hakîmâne düşünceleri”… “Bütün Yunanlıların Türkiye’ye karşı hissettikleri dostluğu şahsında temsîl eden Majeste İkinci George”… V.s., v.s… Bu Zihniyetin, sâdece Anadolu Adaları’nı değil, bütün Anadolu’yu Yunanlılara peşkeş çekmediğine şaşmak lâzım! Vâkıa, Avrupa Birliği projesiyle o da pek uzak bir ihtimâl gibi görünmüyor…
***
On iki Ada’nın resmen Yunanistan’a ilhâkından sâdece beş gün sonra, Cumhuriyet, bu def’a Yunan Kralını ve şu mâhûd “Türk-Yunan dostluğu” komedisini manşet yaptı! Mîde bulandıran bir tabasbus! Kraldan daha kralcı bir tavır! Zannedilir ki daha birkaç gün evvel Anadolu’nun koca bir parçasını onlar yutmamış da, bize kendi diyârlarından koca bir belde hediye etmişler! Anadolu Ajansı Muhâbiri Şerif Arzık tarafından kaleme alınan ve Büyük Şefler devrinin zihniyetinin sâdık bir aynası olan bu röportajı okuyunca, bu zihniyet sâhiblerinden, Anadolu Adaları’nın dâvâsını gütmeyi beklemenin ne kadar abes olduğu daha iyi anlaşılıyor:
“Atina 14 (a.a.) – Anadolu Ajansının özel muhabiri Şerif Arzık bildiriyor:
“Yunan Kralı Majeste İkinci George, dün beni hususî olarak kabul etmek lûtfunda bulundu.
“Kardeş asil Yunan milletinin mufahham hükümdarı beni sarayın kütüphanesinde kabul ederek, birbirine karşı eşid muhabbet besleyen Yunan ve Türk milletlerinden uzun uzadıya bahsetti ve bilhassa şahsan Türk milletine ve bu dost komşu memleketin yüksek devlet reisi İsmet İnönüye olan muhabbetini ehemmiyetle belirtti ve Türkiyenin refahı temennisinde bulundu.
“Majeste Kral sözlerine devamla bana dedi ki:
‘- Bugün barışa kavuşmayı araştıran bütün dünya için Yunanistan ve Türkiye, kendilerini birbirine bağlıyan sıkı dostlukla, komşu memleketler arasında karşılıklı hakikî bir iyi niyetin bu sahada neler başarabileceğinin mes’ud bir misalini teşkil etmektedir. İki memleket arasında kardeşçe yeni iyi komşuluk münasebetleri devresinin açıldığı hemen hemen yirmi senedenberi dünyada pek çok şeyler değişti. Fakat sağlam Yunan – Türk dostluğunu hiç bir şey sarsamadı. İstikbalde de muhakkak bu böyle olacaktır. Çünkü bu dostluk, bariz bir çok delillerle de görüldüğü üzere, milletlerimizin halk yığınlarına da nüfuz etmiştir. Hepimizin müşterek iyiliği ve bir arada iyi bir ahenk içinde yaşamak üzere Tanrının bize ihsan ettiği bu dünya köşesinin refahı bakımından, bu gibi iyi münasebetlerin Balkan memleketleri arasında hüküm sürmesini gönül ne kadar arzu ederdi.’
“Saraydan çıkarken Majeste Kralın çok yüksek şahsiyetlerinin ve asîl görüşler taşıyan hakîmane düşüncelerinin tesiri altında idim. Keza Majeste Kralın beni kabul etmekle gösterdikleri iltifatın yüksek mânasını da hissediyordum, hususile ki Kralın mülâkat vermek hususunda çok mümsik olduğunu ve uzun zamanlardanberi basına kat’iyen hitab etmediğini biliyordum. Majeste Kral, Anadolu Ajansı mümessilinin şahsında Türk basını için istisnaî bir muamele yapmak lûtfunda bulunmuştur. Çünkü, bütün Yunanlıların Türkiyeye karşı hissettikleri dostluğu şahsında temsil eden Majeste İkinci George, Türk basınının da Yunanistana ve onun hükümdarına karşı beslediği dostluk ve saygıyı takdir etmektedir.” (Cumhuriyet, 15.2.1947, ss. 1 ve 3)
Yunan Kralının, hiç hayâ etmeden sarfettiği, birbirinden riyâk̃âr bir yığın l̃âf-ı güzâf!
Türk Milletine hakîkaten dostluk besliyorsa, daha birkaç gün evvel Yunanistan’a devredilen OnikiAda için: “- Bunlar, bizim hakkımız değil! Bunlar, sizin Vatanınızın ayrılmaz parçaları! Oralarda sâdece sizin engin müsâmahanız sâyesinde mevcûdiyetleri devâm eden bir Rum halkı var! Bunun için de size minnetdârız! Binâenaleyh biz Anadolu Adaları’nı işgâl̃ etmeyi istemiyor, onları size terkediyoruz!” demesi l̃âzım gelirdi…
Bittabi, büyük hayâl̃! Asırlardır anlaşılmaz bir Türk düşmanlığıyle yoğrulmuş, her fırsatta Türklere jenosid yapmış, 1821 Mora İsyânından beri, Avrupa’nın mütemâdî himâyesi, teşvîk̆i, desteği ile onun Vatanından lokma lokma parçalar kopararak semirmiş, dünden bugüne Megalo İdea’dan hiç vazgeçmemiş bir milletin kralından böyle ahl̃âkî, fazîletli, kadirşinâs, âlicenâb bir siyâset beklenir mi? (Şu müşâhedemiz hâricine çıkıp Milletimize hadsiz bir kîn beslemiyen ve aramızda hak̆îkaten âdil, dostâne münâsebetler têsîsini arzû eden Yunanlılarla, Rumlarla –ki bizdeki kanâate nazaran ancak pek küçük bir ekalliyet teşkîl ederler- hiçbir alıp veremediğimiz yoktur! Samîmiyetini isbât etmiş dostluğun başımızın üstünde yeri vardır! Samîmiyetin kıstası ise, karşı tarafa yapılan bütün haksızlıkları îtirâf edip telâfîsine çalışmak, zulüm yolunda devâm eden milletdaşlarıyle de mücâdele etmekdir…)
Elbette târihten haberi olan, aklıselîm, ferâset, basîret sâhibi kimseler onlardan böyle şeyler beklemez!
Gelin görün ki bu süflî rejim, bir asırdır, Milletimizi biteviye tekrâr ettiği yaldızlı l̃âflarla uyuşturarak, mekteblerde düzmece bir târihle beyinleri yıkıyarak onu her çeşit tehlikeye karşı en başta zihnen, rûhen müdâfaasız bırakmaktadır ve bu yüzden verdiği zarârların haddi hesâbı yoktur!
Hak̆îkaten, Anadolu Milletinin, bin senelik târihinde, uğradığı en büyük felâketlerden biri (belki Moğol, Haçlı istîlâlarından bile beteri) bir asırdır Kemalist Totaliter Rejimin tahakkümü altında yaşamasıdır!
İnönü, Menderes’in “12 Ada”ya dâir tenk̆îdine cevâb verememişti: “12 Ada’nın bir elden başka bir ele intikâl̃ etmesini acz-ü-zaaf içinde uğurlamaktan başka hareket göstermediniz!”
Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi ünvânlı vâsi araştırmamızda (Yeni Söz, 13-17.6.2020, Tef. No 622-626), birinci derecede, Kadir Mısıroğlu’nun Lozan’la al̃âkalı araştırmalarındaki mevsûk bilgilerden yola çıkarak, Lozan’da, Kemalist Hük̃ûmetlerin, Emperyalist Devletler karşısında tam bir teslîmiyetçi tavır takındıklarını, Yunanistan’ın gâlib, Türkiye’nin mağl̃ûb Devlet muâmelesi görmesini kabûllendiklerini, Osmanlı Meclis-i Meb’ûsânı’nın kabûl̃ ettiği Mîsâk-ı Millîyi gözeten bir siyâsî mücâdele vermediklerini, Anadolu’nun birer uzantısı ve tabiî hudûdu olan (Kıbrıs da dâhil olmak üzere) Anadolu Adaları’nı umursamadıklarını, bunları kazanmak için canla başla çalışmadıklarını, ayrıca, Osmanlı Nizâmının tasfiyesi karârının orada verildiğini, kezâ Türkiye’nin (bütün Kemalist “İnk̆ilâblar”ın mündemic olduğu) L̃aik Totaliter Rejiminin de orada tâyîn edildiğini, bu gibi noktainazarlardan Lozan’ın bir zillet ve kültür jenosidi muâhedesi olduğunu îzâh etmiştik…