Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (312)

“Oniki Ada’da tam istik̆l̃âl̃ esâsında bir otonomi kurulması… Yunanistan’a hür bir Oniki Ada katmak… Yunanistan’la beraber yürüyüp hürriyetleri içinde Yunanistan’a katılmak…”

“Bütün bunlar düşünülünce oniki ada halkı için ağır vergilerden ve hattâ askerlik vecibelerinden istisna edilebilecek ve komşulariyle hususî ticaret anlaşmalarını mümkün kılacak bir idare şeklini mütalâa etmek yersiz olmaz. Bu yolda hatıra gelebilecek ihtimaller arasında en geniş demokrasiye pek lâyık olan bu adalar ahalisinin idarelerini kendilerinin kurmaları başta gelir.

(Tan, 25.7.1936, s. 1)

Tevfik Rüştü Aras, Montrö (Montreux) Muâhedesi dönüşü, şâşaalı resmî merâsimle karşılanmıştı…

***

“Bir zamanlar başka bir ihtimal önünde bu mesele akademik olarak mütalâa edilmişti. O vakit hatıra gelmiş olan şekil, oniki adada tam istiklâl esasında bir otonomi kurulması, Türkiye ve Yunanistan tarafından ticaret münasebetlerinde kolaylıklar gösterilmesi ve oniki adanın bütün komşuları için emniyetli bir barış yatağı olması için de her türlü teslihattan tecrid edilmesi ve hariçten gelebilecek herhangi bir tecavüz tehlikesine karşı memleketlerinin sahilleri ve Kıbrıs adası münasebetiyle oniki adanın komşuları bulunan İngiltere, Yunanistan ve Türkiye devletlerinin garanti vermesi olmuştu. Bugün için dahi böyle bir tertibi milletlerarası yeni teşkilâtının emniyet konseyi ödevleriyle ahenkleştirmek suretiyle ikmal edilerek tatbik edilmesi maksada yetişebilir sanırım. Böyle bir otonomi şekli oniki halkından Yunanistanın askerlik hizmetinde vazife görmek arzu edenlerin gönüllü olarak Yunanistana gitmelerine hiçbir şeyin engel olmıyacağı açıktır. Oniki ada halkının Yunanistana karşı besledikleri sevgiyi, icabında Yunanistanın hizmetine koşma duygusunu pek tabiî görür ve hürmetle sayarım. Oniki ada otonomisi bu yerleri Yunanistandan ayırmak değil, Yunanistana hür bir oniki ada katmak olur. Oniki ada halkı için, dahilî ve haricî işlerini müstakil olarak kendileri idare ettikleri takdirde Yunanistanla beraber yürüyeceklerine göre hürriyetleri içinde Yunanistana katılmak demek olur ki daha kıymetlidir.

“Böyle bir hal şekli, Yunanistan ve Türkiyeyi biribirine biraz daha yaklaştırmış olacağı gibi İngiltere ile Türkiye ve Yunanistan arasında Ege denizinde mahiyeti açık ve sağlam bir münasebet kurmuş olur. Oniki ada halkı için de maddî ve manevî refah yolu açılır.

“İngiltere ve Türkiye, İkinci Cihân Harbi’nde en çok ıztırâba uğrıyanların ilk sırasında bulunan Yunanistan’ı memnûn etmeli” imişler

“Oniki ada meselesinin barış konferansında daha etraflı mütalâa edilmesi imkânı vardır. Fakat bence konferansın bu işi başka başka münasebetlerle oniki adaya doğrudan doğruya ilgili sayılan ve aralarında sıkı dostluk münasebetleri mevcut olan İngiltere, Yunanistan ve Türkiye temsilcilerinden teşkil edilecek bir komisyonun önceden inceleyip bir proje teklif etmesi suretiyle en iyi bir hal şekli araması daha isabetli bir usul olur. Böyle bir komisyonda İngiltere ve Türkiyenin, ikinci cihan harbinde en çok ıstıraba uğrıyanların ilk sırasında bulunan Yunanistanı memnun etmeyi her an hatırda tutacakları gibi yirmi üç yıldanberi faşist İtalya boyunduruğu altında çok azap çekmiş olan oniki ada halkının da aydın bir istikbale namzet olmasını da düşüneceklerinden şüphe etmem. Çünkü iyi komşulara nail olmak da bir ikbaldir. Bu hakikati Alman, İtalyan ve Japon faşistlerine komşuluk yapmış olanlar çektikleriyle her milletten daha iyi bilirler. Şükranla kaydedilmeğe değeri vardır ki etrafımızda bu cinsten komşular kalmadı. İtalya dahi hür bir iradeye nail oldu. Oniki adanın silâhsizlandırılması için hiçbir engel yoktur. [PDF kaydında silik çıkmış son iki kelimeyi (“engel yoktur”) kendimiz tahmînen yazdık.]” (Tevfik Rüştü Aras’ın başmakâlesi, “Oniki Ada”, Tan, 25.7.1945, ss. 1 ve 2.)

Pişkinliğin bu kadarı!

Hemen yukarıda, Tevfik Rüştü Aras’ın, 25 Temmuz 1945’te Cemâatdaşlarının gazetesinde neşredilen makâlesinde, “Yunandan daha Yunancı” bir tavırla, nasıl, Oniki Ada’nın Yunanistan’a verilmesi l̃âzım geldiği fikrini işlediğini gördük.

Filvâk̆î, Türkiye’nin iştirâk etmediği 10 Şubat 1947 Pâris Muâhedesiyle, onun fikrine, temennîsine muvâfık olarak, Oniki Ada, askerden tecrîd edilmek (veyâ silâhsızlandırılmak) şartıyle, Yunanistan’a “ikrâm” edildi…

Sonra, aradan onlarca sene geçti; Tevfik Rüştü, 1945’te Oniki Ada’ya Enosis’i revâ gören, bu fikrini alenen müdâfaa eden kendisi değilmiş gibi, inanılmaz bir pişkinlikle, Oniki Ada’nın Yunanistan’a verilmesinin vebâlini, münhasıran “Millî Şef”e yüklemek hokkabâzlığını gösterdi! G̃ûyâ “Millî Şef” kendisini Hâriciye Vekîlliğinden almasa, Londra Büyük Elçiliği vazîfesiyle “sürgüne” göndermese (ki bunun sebebi, onun “Ebedî Şef”in tahtına oturma mücâdelesinde, İnönü’nün kuvvetli rak̆îblerinden biri olmasıydı), Oniki Ada kaybedilmiyecek imiş! 13-16 Mart 1971 târihli Milliyet’te dört gün tefrika edilen ve Mustafa Kemâl’in hâricî siyâsetinin “fazîletlerini” anlata anlata bitiremediği “Neler Olacaktı?” başlıklı uzun makâlesi, bu iddiâyle nihâyete eriyor:

(Tan, 25.7.1936, s. 1)

Montrö Muâhedesi’ne imzâ attıktan sonra 24 Temmuz 1936’da İstanbul’a dönen Tevfik Rüştü Aras, muzaffer bir kumandan gibi karşılanmıştı. O da, Ankara’dan İstanbul’a gelen Başvekîl İsmet İnönü’nü -onun elini öperek- (“Çankaya’nın Hanımefendisi”yle berâber -resimde, İnönü’nün solunda-) büyük tâzîmle istikbâl̃ etmiş, müteâk̆iben, hep berâber, Florya’da, “Mutlak Şef”in huzûruna çıkmışlardı… Mustafa Kemâl’in değişmez Hâriciye Vekîli, 1945’te Oniki Ada’ya Enosis’i revâ gören, bu fikrini alenen müdâfaa eden kendisi değilmiş gibi, 1971’de, Oniki Ada’nın Yunanistan’a verilmesinin vebâlini, münhasıran “Millî Şef”e yüklemek hokkabâzlığını gösterdi! Hâl̃buki bu vebâl̃de hepsi ortaktılar! (“Ebedî Şef”in son demlerinde ve ölümünü müteâk̆ib aralarının açılmasının sebebi, Tevfîk Rüştü’nün “Ebedî Şef”ine halef olmak için faâliyet göstermesi ve bu cihetle İnönü’ne rak̆îb olmasıdır… Nitekim, bir dîğer kuvvetli rak̆îb de Şükrü Kaya idi. Mareşal Fevzi Çakmak dahi, halefliğe çok hevesli ise de, bunun mümkün olamıyacağını görünce, -kendi tâbiriyle- “demir yumruğunun bütün ağırlığıyle” ve Celâl Bayar’la müttefîkan İnönü’nün “Millî Şefliğini” desteklemiş, onun, TBMM’de ittifâkla seçilmesinde mühim bir âmil olmuş, l̃âkin, bilâhare, “Millî Şef”ten umduğu menfâati görmeyince, onu nankörlükle ithâm etmiştir… Bu haleflik mücâdelesi, Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi ünvânlı vâsi araştırmamızda -Yeni Söz, 20.9.2018-30.7.2020, her gün tam sayfa 668 tefrika- tamâmen vesîkalara müsteniden tafsîl edilmiştir.)

***

[Hilâf-ı hak̆îkat olarak, selefinin “tarafsızlık” siyâsetinden uzaklaştığını iddiâ ettiği “Millî Şef”, o siyâsete harfiyen riâyet etse imiş, Türkiye, her iki cepheye mal satarak ve bu meyânda sanâyiini kuvvetlendirerek pek müreffeh bir memleket hâline gelecekmiş! Hâlbuki]

“…Bu ikbale karşı, İkinci Dünya Savaşı zamanında halkımız sıkıntılar içinde kaldı; iyi bir ekmek bile yiyemedi.

“Nihayet, müttefikimiz İngiltere’nin bizden alınmış olan 12 Adayı bize sormaya bile lüzum görmeyerek Yunanistan’a vermesine şahit olduk.

“Büyük liderimizin bıraktığı dış politikada devam edilmiş olsaydı, barış günü gelince, 1945 yılında beliren, daha büyümüş olan dev Birleşik Amerika Devletleri ve diğer bir dev devlet olarak beliren Sovyetler Birliğinden sonra üçüncü bir küçük dev olarak Balkan Antantına ve Sadabat Anlaşmasına dayanan Türkiye ve müttefikleri topluluğu olacaktı. [Cümlenin son kısmındaki “olarak” zarf-fiilini çıkarınca, bozuk cümle, düzeliyor…] İşte, Atatürk’ün emri ve muvafakati dahilinde 13 yıldan fazla Türkiye dış politikasını başarılarla idare etmiş olan Dışişleri Bakanı, İkinci Dünya Savaşı arifesinde değiştirilmemiş olsaydı ya da yerine gelenler onun bıraktığı yolda yürüselerdi, neler neler olacağı bahsinde kısaca bilgi vermiş olduğumu sanıyorum.” (Tevfik Rüştü Aras, “Neler Olacaktı?”, Tefrika No 4, Milliyet, 16.3.1971, s. 2)