“Önümüzdeki yıllarda Atatürk’e nasıl ihanet edildiği, tek taraflı ve daha çok yabancı menfaatlerine uyan korkunç propagandalarla halkın nasıl kandırıldığı ve Abdülhamit’le Meşrutiyet devrindeki komprador siyasetine dönülerek, iç ve dış menfaat grupları tarafından memleketin nasıl ziyan edilmiş olduğu daha çok anlaşılacaktır.
“Bencil ve bilgisiz demagogların yarattığı bu uğursuz akıma karşı, hasır altı edilmek istenen Atatürk ilkeleri, genç kuşakların ve dürüst aydınların direnişiyle yeniden günümüzün en olumlu aksiyonu haline gelmeye başlamıştır.
Aras’ın şahâdeti
“Atatürk’ün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, seksen bir yaşında olmasına rağmen, Atatürk devrinden sonra yetişen ve zorla sapıklaştırılmak istenen birçok yirmi yaş gencinden bir milyon kere daha genç ve dinç bir düşünce dinamizmiyle şunları söylemektedir:
‘- C.H.P. kurulurken sosyalist ilkeleri programına geçirmeye çalıştık. Herkesin sâyi ve kabiliyeti nisbetinde müstefit olması prensibini koydurduk. Ekmek ve kabiliyete göre gelir, sosyelizmin en ilkel [temel] prensibidir. Ama Hasan Saka gibi liberaller karşımıza çıktı. Atatürk, görüşleri uzlaştırmaya gitti. Prensip, programda aynen kaldı, fakat sulandırıldı. Sosyal emniyet ise programda yoktur. Sonradan koyacaktık.
‘Kollektif barış fikrini Litvinof ile birlikte ortaya attık’
‘- Atatürk’ün cihanda sulh, yurtta sulh prensibi, manâsını bilmeden kullanılıyor. Aslında bu prensip sosyalist bir görüşü ifade eder. Cihanda sulh, barışın ortak savunulmasını, kollektif barışı temsil eder. Kollektif barış fikrini Litvinof ile birlikte ortaya attık. Birleşmiş Milletler bu görüşe uygundur. Yurtta sulh ise, sınıf mücadelelerinin keskinleşmesine sebebiyet vermeden, ahenkli bir sosyal emniyet düzeni içinde kalkınma hedefini gütmedeydi. Cumhuriyetin ilk yıllarında sınıflar tam teşekkül etmemişti. İptidaî halde zenginler vardı. Sınıf şuuru pek gelişmemişti. Burjuva yaratma sevdası bir takım aptallıkların sonucudur. Ve Atatürk’ün yurtta sulh prensibine muarızdır.’
“Bu sözlerin ışığı altında şu veya bu şekilde Atatürk’e karşı düşmanlığın sebepleri daha iyi ortaya çıkıyor değil mi?
‘Bizi alsalardı, (Atatürk’ün tâlimâtı üzerine) Komintern’e girecekdik!’
“Tevfik Rüştü Aras devam ediyor:
‘- …Atatürk bana şunları söyledi: ‘Bir komünist partisi kurdurdum. Ben partiye girmedim. İsmet, Ali Fuat ve Fevzi Paşa’lar partiye girdiler.’
‘- Kurtuluş Savaşının ilk günlerinde zayıftık. Hilâfet de, Enverciler de karşımızdaydı. Batı ülkeleri bize hayat hakkı tanımıyordu. [Bu iddiânın doğru olmadığını, Yahûdilik-Masonluk Münâsebeti ünvânlı çalışmamızda isbât etmiş bulunuyoruz…] Atatürk: ‘Bizi dünya tanımazsa komünistlerle birlik olur, kurulan dünyada yerimizi alırız. Fakat memlekete yabancı eli sokmayız. Görüşümüzde samimiyiz. Bu bir oyun değildir. Ama ne olursak biz oluruz. Aslâ yabancı eli karıştırmayız!’ diyordu…’
“Tevfik Rüştü, Atatürk’ün emriyle Sovyetler Birliğine nasıl gittiğini, aylarca nasıl kaldığını ve kominterne katılmamız için hangi çalışmaları yaptığını da anlatıyor. O tarihte kominterne Stalin’in muhalifleri hâkimmiş ve bizi almamışlar. Tevfik Rüştü:
‘- Samimî idik, alsalardı kominterne girecektik’ diyor.
“Bütün bu gerçekler Türk halkından saklanmış ve Atatürk ilkelerinin düşmanları, Atatürk’ün gerçek eğilimlerinin ortaya çıkmasından fevkalâde korkmuşlardır.
29.10.1937: Soldan sağa: (Değişmez) Hâriciye Vekîli Tevfik Rüştü Aras, Afganistan Hâriciye Vekîli, Romanya Başvekîli Gheorghe Tătărescu, Başvekîl Celâl Bayar, Rejimin “Mutlak Şef”i…
Fotoğrafı neşreden sitedeki “Antonescu” bilgisi yanlıştır. O târihte Türkiye’yi ziyâret eden, Hâriciye Vekîli Victor Antonescu değil, Başvekîl Gheorghe I. Tătărescu (Târgu Jiu, 2.11.1886 – Bükreş, 28.3.1957) idi.
***
(Cumhuriyet, 19.3.1937, s. 1)
Romanya Hâriciye Vekîli Victor Antonescu, 1937 Mart’ında Ankara’yı resmî ziyâretinde, Hâriciye Vekîli Tevfik Rüştü Aras tarafından istikbâl̃ ediliyor…
“Mutlak Şef”, Hâriciye Vekîli Victor Antonescu’nun (Antoneşti, 3.9.1871 – Bükreş, 22.8.1947) ziyâreti vesîlesiyle, 17 Mart 1937 akşamı, Çankaya'daki Hâriciye Vek̃âleti Köşkü'nde tertîb edilen akşam ziyâfeti esnâsında, Antonescu ve etrâfındakilerle sohbet ederken, bir kerre daha, “en akıllı feylesoflarla mutâbıkan”, Âhirete, Müslümanlığa inanmadığını, Materyalist olduğunu beyân etmişti: “Mâdemki hayâtın sonu sıfırdır, bârî yaşadığımız müddetce şen ve şâtır olalım!” (Sohbet metnini, toplantıda hazır bulunan Ahmet Emin Yalman zaptetmiş ve büyük bir iftihârla 19 Mart 1937 târihli Tan gazetesinde “İdealizmin En Yüksek Mânaları” manşetiyle neşretmişti.)
***
Farmason Marksist Çetin Altan: “Bursa Nutku, (Kemalist) Rejimi ayakta tutmak için Gencliğin nasıl savaşması gerektiğini Babeuf (Baböf)’ün kitabından daha iyi öğretiyor!”
“Atatürk, ölümünden sonra bunun böyle olacağını az çok tahmin ediyordu. Netekim Cumhuriyetin 41. Yıldönümü münasebetiyle Ulus gazetesinde yayınlanan ünlü Bursa nutkunda şöyle demişti:
‘- Türk genci, inkılâpların ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna ve doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Rejimi ve inkılâpları benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır, demiyecektir. Hemen müdahale edecektir ve kendi eserini koruyacaktır. Polis gelecektir, asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, ‘Polis henüz inkılâp ve Cumhuriyetin polisi değildir’ diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkûm edecektir. Gene düşünecek ‘Demek Adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lâzım’ diyecek. Onu hapse atacaklar, kanun yolunda itirazlarını yapmakla beraber, Meclise telgraflar yağdırıp haklı ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını, kayırılmasını istemiyecek… Diyecek ki: ‘Ben iman ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve âmilleri düzeltmek de benim vazifemdir.’ İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!’
“Özgür düşünceyi savundukları için memleketin en ünlü yazarlarını pazar sabahı saat yedi buçukta ciplerle gelip evlerinden almaya kalkan polis dostlar, devrimleri hırpalamak için her türlü baskıyı kullanan demagoglar, onların emirlerine girmeyi ve menfaatlerine hizmeti İstanbul’da kalmak için tercih eden birkaç savcı memur, bu nutuk hakkında ne düşünüyorsunuz siz?..
“Atatürk iyi görmüş… Kendisine kimlerin ihanet edeceğini ve kimlerin rejimi ayakta tutmak için savaşacağını iyi biliyormuş. Nasıl savaşması gerektiğini de, aman okunmasın diye peşine düştükleri Babeuf’ün kitabından çok daha güzel öğretiyor.” (Çetin Altan, “Atatürkü de tâkip edemezsiniz ya”, Milliyet, 2.11.1964, s. 2)
Tedhîşçi “Bursa Nutku”, Mutlak Şef”in fermânıyle, “Allâh-ü Ekber!” demenin bile suç sayıldığı bir devrin aynasıdır
Evvelki araştırmalarımızda “Mutlak Şef”e âidiyetini kat’î delîllerle isbât ettiğimiz tedhîşçi “Bursa Nutku”ndan, işbu araştırmamızın 1 Eyl̃ûl̃ 2025 târih ve 119 sayılı tefrikasında da tekrâr bahsetmiştik. O pasajı hatırlatalım:
Bu, “Mutlak Şef”in irâdesiyle, “Allâh-ü Ekber!” demenin bile suç sayıldığı bir devirdi… 1 Şubat 1933’te -Ramazan ayında-, Bursa Ulu Câmii’ndeki cemâat, kendiliğinden, Sahîh Muhammedî Ezân’ı okuyunca, İzmir’de bir baloda bu haberi alan “Mutlak Şef”, pürtelâş ve hiddet, Bursa’ya intikâl̃ etmiş, derhâl, Câmi Cemâatinden –“Allâh-ü Ekber!” demekden ve İbâdet Hürriyeti taleb etmekden başka bir “suç”u olmıyan- 30 kadar Müslüman tevk̆îf edilmiş, bunlar, Zâbıtadaki günlerce ezîyeti müteâk̆ib, Çorum Ağır Cezâ Mahkemesi’nde muhâkeme edilerek muhtelif hapis cezâlarına çarptırılmış, ayrıca Bursa Müftüsü de işinden kovulmuştu… Bu meyânda, “Mutlak Şef”, -bir Kemalist tedhîş rehberi olan- meşhûr “Bursa Nutku”nu, orada, 5 Şubat 1933 akşamı, Çekirge Yolu'ndaki Köşk'de, bu vesîleyle îrâd etmişti…
Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi ünvânlı vâsi çalışmamızda, “Kemalizmin totaliter ve tedhîşçi özünün bir tezâhürü: 1933 Bursa Nutku” umûmî başlığı altında, onun sahîh olduğunu birçok delîlle isbât ettiğimiz gibi, “Mürtecileri tepelemek” husûsunda, 1947’den ve hâssaten 1950’li senelerden îtibâren kimlere ve nasıl rehber vazîfesi gördüğünü de anlattık. (Yeni Söz, 1-6.1.2020/462-467, 24.3-7.5.2020/545-588, v.d.)
Son olarak, yine işbu araştırmamızın 25, 29, 31.1.2026 târih ve 229, 232, 233 sayılı tefrikalarında, “Bursa Nutku”nun sahîh olduğunu, yeni vesîkalara (husûsen, Mustafa Kemâl’in Yâveri M. Cevdet Tolgay’ın şahâdetine) müsteniden bir def’a daha isbât ettik.