Ali Fethi, Ekim 1908’de: “…Şarkî Rumeli, Girit, Mısır bizim midir? Kıbrıs, v.s. bizim midir? Bunları kesip atmalı!”
Macedonia Risorta’lı Ali Fethi’nin, müstakbel “Kemalist Türkiye” hakkında Mustafa Kemâl’e muvâzî bir projeyi onunla aynı târihlerde dost muhîtinde yüksek sesle dile getirdiğini bize nakleden, aynı zihniyette, aynı dâvâya inanmış dört yakın arkadaştan (Mustafa Kemâl, Mustafa İsmet -İnönü-, Ali Fethi -Okyar- ve Ali Fuad -Erden-) Ali Fuad Erden’dir. Buna dâir hâtırasını, İsmet İnönü kitabının (İstanbul: Burhanettin Erenler Matbaası, 1952, 245 s.) “İhtilâl” Faslında anlatıyor.
Bu hâtırayı naklederken arkadaşı Ali Fethi’yle mutâbık olduğunu beyân etmesi, aynı fikrin, o halkaya dâhil Mustafa İsmet’te, hattâ, istidlâlen, İttihâdcıların mühim bir kısmında da revâcda olduğunu gösterir. Zâten bütün lider kadrosunun “feyz menbâı”, Selânik’deki İtalyan, Fransız ve İspanyol Locaları değil miydi?
Bu meyânda, Ali Fethi ve arkadaşlarının, ekseriyeti teşkîl etmese de büyük mikdârda Türk nüfûsuyle mesk̃ûn Girit, Kıbrıs gibi beldeleri dahi Türk Vatanının bir parçası olarak görmemeleri, hâssaten şâyân-ı dikkattir.
Daha o günden benimsedikleri Türkiye haritası, Avrupalı Emperyalistlerin ve arkalarındaki “Gizli-Kuvvet”in çizdiği Türkiye haritasına geniş mik̆yâsta uymaktadır.
Hâtıra mahalli İstanbul’dur. Târihe gelince, Erden, bunu dolaylı olarak belirtiyor: “Avusturya-Macaristan Bosna ve Hersek'i ilhâk etmişti.” Bu ipucundan, târihin, Ekim 1908 olduğuna hükmedebiliyoruz. Zîrâ, her ne kadar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu (Berlin Muâhedesi hükmünce) Bosna-Hersek’i 1878’de işgâl̃ etmiş bulunuyorsa da, hukûken, bu memleketin Osmanlı ile olan bağı devâm ediyordu. L̃âkin 5 Ekim 1908’de, mezk̃ûr İmparatorluk, Bosna-Hersek’i re’sen ilhâk etti ve bu da Osmanlı ricâl̃i ve efk̃ârıumûmiyesinde büyük infiâl̃ doğurdu. (Zafer Çakmak, “Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Bosna-Hersek’i İşgali ve Sonrasında Osmanlı Devleti ile Yaptığı Antlaşma”, Doğu Anadolu Bölgesi Araştırmaları, 2003/4: 16-20) Hâl̃buki Ali Fethi ve arkadaşları bu infiâl̃le alay ediyorlar… Çünki Bosna-Hersek’in kaybı, onların projelerine muvâfıktır:
“Ali Fethi ile Ramazan gecesi Şehzadebaşında bir çaycıda otururken beyaz keçe külâh giymiş vatandaşlar caddeden geçtiler. Avusturya-Macaristan, Bosna ve Hersek'i ilhak etmişti. Fes, Avusturya mamulâtından olduğu için bu vatandaşlar fese karşı gösteri yapıyorlardı.
“Ali Fethi bu manzara karşısında dedi ki:
‘- Şu hale bakınız! Bosna-Hersek bizim mi idi? Şarkî Rumeli [başşehri Filibe olan Şarkî Rumeli Vilâyeti], Girit, Mısır bizim midirler? Kıbrıs, Aden, Hadramut, Elhasa, Umman, Maskat, Kuveyt, Bahreyn bizim midirler? Bütün bu yerler, Memâlik-i Osmaniye haritasında bizim rengimize boyalıdır. Yalan! Yalanı ve maziyi tasfiye etmeli! Cesurane bir ameliye-i cerrahiye ile kangren olmuş uzuvları kesmeli; vatanımızın hudutlarını keskin bıçakla tahdit ve tesbit etmeliyiz. Ve bu vatanın tam istiklâlini temine çalışmalıyız; gerçek siyaset takip etmeliyiz.'
“Bu görüş çok doğruydu. Lâkin bu sözleri söyliyen Ali Fethi Bey bu kanaat ve fikrini infaz ve icra ettirecek mevkide değildi.” (Ali Fuad Erden, İsmet İnönü, İstanbul: Burhanettin Erenler Matbaası, 1952, s. 36) (Yahûdilik-Masonluk münâsebeti; Milat, 29-30.9.2024/66-67)
(https://www.pingudumuzayede.com/en/product/7386434/ali-fethi-okyar-paris-askeri-atesesi-ali-fethi-bey-ali-fethi-okyar; 28.8.2024) (https://mustafakemalim.com/ataturk-picardie-manevralarinda-fransa-28-eylul-1910/; 12.8.2018)
Soldaki resim, o, Binbaşı rütbesiyle Pâris’de Askerî Ataşe iken (1909 – 1911) çekilmiştir. Resmin üzerinde, İtalyanca “Fety Bey, addetto militare a Parigi (Fethi Bey, Pâris’de Askerî Ataşe)” yazılıdır. Sağdaki resimde ise, Kolağası Mustafa Kemâl ile berâber iştirâk ettiği 12-18 Eyl̃ûl̃ 1910 Picardie Tatbîkâtı esnâsında, iki arkadaş, Frenk arkadaşlarıyle berâber poz veriyorlar ve -şapkalı kıyâfetleriyle- onlardan tefrîk̆ edilemiyorlar… Daha 1910’da, nasıl bir “Türkiye” inşâ etmek istedikleri bellidir! Nitekim, Ali Fethi, o 1910 senesi içinde, Fransa Meşrik̆-i Âzamı’na tâbi Voltaire Locası’nda: “Farmasonluk, Türkiye’de de Fransa’da oynamış olduğu rolü oynıyacaktır!” diye haykırmıştı. (Mason müellif Celil Layiktez’den naklen)
Milletimiz, o zamânlar, asırlardır devâm eden derin bir gaflet uykusu içindeydi; aradan bir asır geçti, hâl̃â uykusuna devâm ediyor! Başına gelen bin bir musîbetten de ders almadı! Acabâ onu uyandırmak için daha ne yapmalı?
***
Ali Fethi, 1910’da, Pâris Voltaire Locası’nda: “Farmasonluk, Türkiye’de de Fransa’da oynamış olduğu rol̃ü oynıyacaktır!”
Dîğer taraftan, Anadolu’yle mahdûd “Türkiye Devleti”nin L̃aik vasıfta bir Devlet olacağını, Macedonia Risorta Locası’nın müntesibi olduğu gibi Mustafa Kemâl’in de bu Locaya intisâbına delâlet eden Binbaşı Ali Fethi Bey, 1910’da, (Askerî Ataşe sıfatıyle bulunduğu) Pâris’de, Fransa Meşrik-i Âzamı’na tâbi Voltaire Locası’nda îlân etmişti:
“Farmasonluk, Türkiye’de de Fransa’da oynamış olduğu rolü oynıyacaktır!”
Onun bu sözünü, Sabataî Mason müellif Celil Layiktez (1935 – İstanbul, 29.6.2020, Übküdar, Bülbülderesi Mez.), 3 Kasım 1912 târihli Courrier de la Champagne gazetesinden naklediyor. (Celil Layiktez, Türkiye’de Masonluk Tarihi, Cilt 1: Başlangıç, 1721-1956, İstanbul: Yenilik Basımevi, 1999, ss. 115-117; Yahûdilik-Masonluk münâsebeti; Milat, 2.10.2024/68)
Masonluğun, bâhusûs Fransa Meşrik̆-i Âzamı’nın L̃aik Fransız Devletinin inşâsında ne büyük bir âmil olduğunu bilenler için bu sözün mânâsı sarîhdir:
Nasıl ki Masonluk Fransa’da Kraliyet rejimini devirerek “Laik bir Cumhûriyet” têsîs etmiştir ve o zamândan beri memleket hayâtına istikâmet vermekte, ayrıca Avrupalı olmıyan milletleri “medenîleştirme”, yânî Avrupalılaştırma dâvâsı gütmektedir, aynı şekilde, biz de, Türkiye’de Pâdişâhlığı ve Hilâfeti devirecek ve “Laik”, yânî Dîn aleyhdârı ve Avrupa Medeniyetcisi bir “Cumhûriyet” inşâ edecek, vatandaşlarımızı tamâmen Avrupalılaştıracağız; öyle ki “Avrupalılardan hiçbir farkımız kalmıyacak”, “bir Avrupalı, memleketimize geldiğinde, kendisini memleketinde gibi hissedecek”!
Onun sözü, Voltaire Locası’nın ve sâir Meşrik̆-i Âzam Masonlarının ne kadar hoşlarına gitmiş olmalıdır!
Mâmâfih, hâdisenin memnûniyetin ötesinde çok daha mühim bir mânâsı vardır: Fransa Masonları, 12 Ocak 1909’da Askerî Ataşe sıfatıyle Pâris’e gider gitmez –mantıken- Mason Localarına devâm etmiye başlıyan Ali Fethi’yi ve onun şahsında, Mustafa Kemâl gibi, Mustafa İsmet gibi yakın arkadaşlarını daha yakından tanıma fırsatı bulmuşlar, herhâlde, onlara müstakbel Türkiye hakkındaki tasavvurlarında güvenebileceklerini de anlamışlardır. Zâten bu arkadaş grupu, Nisan 1909’da teşkîline iştirâk ettikleri (bizim tâbirimizle Selânik Ordusu’nun, Mustafa Kemâl’in tâbiriyle) “Hareket Ordusu”nun ihtilâl hareketi içinde mühim rol̃ler oynıyarak kendilerini isbât etmiş bulunuyorlardı. Hattâ, yine yakın arkadaşı Ali Fuad Erden’in verdiği bilgiye nazaran, Ali Fethi, hâdiseler başlayınca, Pâris’deki vazîfesini terk ederek sür’atle Selânik’e intikâl̃ etmiş ve İhtilâlin ön saflarında yerini almıştı:
“İstanbulda 31 mart isyanı oldu. İsyanı tenkil etmek için Selânikten bir tümen tahrik edildi. Tümen komutanı Hüsnü Paşa, Kurmay Başkanı Mustafa Kemal Beydi. Edirneden de bir tümen tahrik edildi. Bu tümenin komutanı Şevket Turgut Paşa, Kurmay Başkanı Kâzım Karebekir Beydi. İsmet Bey de bu tümenle birlikte geldi. Paris, Berlin, Viyana ataşemiliterleri Ali Fethi, Enver, Hafız Hakkı Beyler hareket ordusunun hücum kolları kumandanları oldular.” (Erden 1952: 34-37)
Ali Fethi’nin İslâm düşmanlığı
Cemâatinin en azından kısm-ı âzamı gibi, sâdece Osmanlı düşmanı değil, keskin bir İslâm düşmanıydı da. Çekirdekden böyle yetişiyorlar! (Filvâki, Osmanlı’ya düşman olan, nasıl İslâma dost olabilir? Bittabi, iyi niyetli, yapıcı tenk̆îd başka şey, düşmanlık başka şeydir.)
Sâdece İsl̃âma lâkayd olsalar, “Sizin Dîniniz size, bizim Dînimiz bize!” denilir geçilir… Fakat öyle olmuyor: İsl̃âmı yıkmak, Milletimizi ondan tamâmen koparmak emeli güdüyorlar! Nitekim, hayâl̃lerindeki “L̃aik Devlet” kuvveden fiile çıkınca, bütün gayretleriyle bu istikâmette çalıştılar ve -Milletimiz uyumıya devâm ettiği için de- pek geniş mik̆yâsda emellerine nâil oldular!
Ali Fethi’nin –aslında, mezk̃ûr Dörtlünün ve Cemâatlerinin tamâmı gibi- koyu bir İslâm düşmanı olduğuna dâir şâhidimiz rahmetli Kâzım Karabekir Paşa’dır. Onun Hâtırât’ından naklediyoruz.
Kâzım Karabekir, 18 Temmuz 1923'te Ankara Garı'ndaki Kalem-i Mahsûs Müdürlüğü'ne uğrar. Orada, Müslümanlık hakkında harâretli sözler sarfedilmektedir. Karabekir Paşa da konuşur ve Müslümanlığı müdâfaa eder. Bunun üzerine Ali Fethi, “mütehakkim bir edâyle” Karabekir Paşa'ya şöyle hitâb eder:
“- Evet, Karabekir! Türkler İslâmlığı kabûl ettiklerinden böyle geri kaldılar ve İslâm kaldıkça da bu hâlde kalmaya mahkûmlar!” (Kâzım Karabekir Anlatıyor, Hazırlıyan: Uğur Mumcu, İstanbul: Tekin Ye., 1993, 6. basım, ss. 86-87)