Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (363)

“1946 Türkiye’si ile 1954 Türkiye’si arasında asır farkı değil, çağ farkı vardır!”

“Adnan Menderes (Devamla)Muhterem Arkadaşlar, ya 1946’dan evveli? Bugün burada melekâne bir eda ile, seçimden ve reyden, bu memlekette demokrasinin tesisi lüzumundan, bu sayede itibar kazanılacağından bahseden bu zat 1946’dan evvel tek bir köyde hakiki mânasiyle bir tek reyin kullanılmasına imkân verdi mi? Milletvekilleri malûm. Ticaret odasından, Etıbba odasından tutunuz da Kızılay Cemiyetine, Çocuk Esirgeme Kurumuna, mahalle ve köy muhtarlıklarına kadar hiçbir seçimde Halk Partisi namzetlerine ittifakla rey verilmemiş olduğu vâki mıdır? 1943 senesindeki Hükümet beyannamesini okuyunuz.

“Rahmetli Saraçoğlu diyor ki: Bizim kurduğumuz rejimin, yani tek parti rejiminin, bütün dünyanın medeni insanlarına ve cemiyetlerine örnek olacağında şüphe yoktur. Kendisi elbette ki, 1943 senesindeki bu hükümet programını gözden geçirmiştir. Bu 1943 tarihinden, daha sonra 1946’dan bu yana, demokrasi icaplarının tatbika konulması, demokratik zihniyetin yerleşmesi ve demokratik havanın memlekete hâkim olması bakımından, mesafeler kat’etmiş bulunuyoruz. Kendisine söylüyorum: Acaba ne istiyor? Bugün 1945, 1946’da mıyız, arkadaşlar? Bir defa memleketin o günkü halini, bir de bugün nereye geldiğini düşünün! 1946 Türkiyesi ile 1954 Türkiye’si arasında asır farkı değil çağ farkı vardır. (Bravo sesleri, alkışlar) Medeniyet farkiyle, telâkki farkiyle, biri bu derece başka bir çağdan, diğeri yepyeni bir çağdan örnekler teşkil eden, birbirine hiç benzemiyen iki ayrı Türkiye karşısındayız.

“Bütün vatan sathında yüz binlerce kişilik bir çete, bir şek̆âvet ordusu hâlinde, 1946 seçimlerini böylece îmâl̃ etmişlerdi!”

“Fakat İsmet Paşa bugünü beğenmiyor. Çünkü o süt besüt demokrattır. Çünkü o bu memlekette saçlarını demokratik prensiplerin tatbiki uğrunda ağartmıştır. Çünkü o, 1946 seçimlerini tek dereceli yapmıştır, çünkü o, 1950 seçimlerini sırf Allah rızası için malûm şekilde neticelendirmiştir. Halbuki, 1946’dan evvelki devri malûmdur. 1946 seçimlerinin ise bütün memleket sathında nasıl bir siyasi şekavet halinde cereyan ettiğini bütün dünya bilmektedir. Asıl esef ettiğim nokta şudur: O zaman, vali, kaymakam, nahiye müdürü, Halk Partisi teşkilâtının üste gelen insanları, jandarma, polis, yüz binlerce kişilik ordu, kanunları ve vatandaş hak ve hürriyetlerini müdafaa etmek gibi, mukaddes bir vazifeyle vazifeli olan bütün bu insanlar, Türk milletinin hayret nazarları önünde, kanunun nasıl çiğnendiğinin en iyi örneklerini vermişler, bütün vatan sathında yüz binlerce kişilik bir çete, bir şekavet ordusu halinde 1946 seçimlerini böylece imal etmişlerdi. Sonra da, işte bugün bir kere daha, bütün bunların müsebbibi olan zat kalkıyor ve ben seçildim, diyor, 1946 seçimleri meşrudur iddiasında bulunuyor, aksine vesika getirin diye bağırıyor! 1946 seçimleri meşrudur, aksini iddia için vesika getirin diyor.

“Adâletin eli yakandadır; bunlar yanına kalmıyacaktır!”

“Muhterem Arkadaşlar, 37 vilâyette; o zaman gücümüzün yettiği bu kadardı; 37 vilâyette seçimlerin nasıl perişan, nasıl felâketli bir şekilde yapılmış olduğunu tesbit ederek, binden fazla vesika ile bu kürsüye geldik. Bu zat 37 vilâyetin seçim mazbatalarının 24 saat içinde, bir gün içinde, bir celsede tetkikini emretti ve biz sabahleyin saat onda...

“İsmet İnönü (Malatya) — Yalan söylüyorsun.

“Başvekil Adnan Menderes (Devamla) — Adaletin eli yakandadır. Bunlar yanına kalmıyacaktır. (Sağdan gürültüler) Anlatacağım şimdi. Anlatacağım. Dinle! Gözüme bak Paşa gözüme.

“Sırrı Atalay (Kars) — Feridun Fikri baksın gözüne... Baktık gözüne, ne var? (Sağdan gürültüler)

“Senin k̃âzib şöhretinden korkacak, çekinecek adam da yoktur!”

“Başvekil Adnan Menderes (Devamla)Senin kâzip şöhretinden korkacak, çekinecek adam da yoktur. (Soldan alkışlar) O zaman, bin küsur vesika getirdik, arkadaşlar. Bunlar Meclis zabıtlarında yazılı; tetkik encümeni dosyalarında mahfuzdur. Bu bin küsur vesikanın hiçbirisi, bir teki dahi, nazarı dikkata alınmadı. Neden böyle oldu? Çünkü, her şeyden evvel, minareyi çalan kılıfını hazırlamıştır.

“Sonra, şurası da var ki, 1946 seçimleri, zamanından bir, birbuçuk sene evveline alınmıştır. Baktı ve gördü ki Demokrat Parti kuvvetleniyor, eğer bir buçuk sene beklerse sağdan soldan tesirlerle örfi idarenin de kalkması lâzım gelecek ve işler o zaman kötü olacaktır. İşte bu yüzden, el çabukluğu ile seçimleri bir buçuk sene evvel yaptırmıştır.

“Tek dereceli seçim kanununa gelince, bunu da, vallahi ve billahi, rızayı Bâri için çıkartmamıştır. (Gülüşmeler) Ağzı lâf yapan ve müntehibi sani sıfatını haiz birtakım kimselerin kendisinin aleyhinde olduğunu sanıyor ve bunların reylerine, yeni başlıyan çağ içinde kolay kolay hâkim olabilmek imkânı bulunmıyacağını farzediyordu. Halbuki büyük kitleyi, ta tarihin bağrından gelen ve içlerine sinmiş bulunan korkunun tesiri altında sevku idare edebilmek, jandarmanın süngüsü ile onlara istenildiği gibi rey kullandırmak mümkün olacaktır, diye düşünüyordu. İşte bu hesap ve tertip iledir ki 1946’da müntehibi sanilik usulünün kendileri için tehlikeli olacağını kabul ederek, tek dereceli seçime gitmişlerdir.

“Daha evvel, tek dereceli seçimi bu memlekette kimse bilmiyormuş! Kitaplarda da mı yoktu? Bu, Amerikayı keşfetmek kabilinden bir şey midir?

“O seçimlerde kimseyi hâkimin yanına uğratmadın a Paşam! Kimseye hâkime gitmek imk̃ânını vermedin! 1946 Seçimleri, böylece, misli görülmemiş bir şek̆âvet tertîbi içinde yapıldı!”

“Meselenin başka bir safhası daha vardır: 1946 seçimlerine takaddüm eden zamanlarda idi. Seçim Kanunu üzerinde konuşuluyordu. Bu Mecliste o zaman muhalefet olarak üç kişi idik. Kürsüye geldik ve dedik ki: Siz seçimler hakkında Adliyeye dâva etmek imkânını vermiyorsunuz, kanuna seçimlerin gizli reyle yapılacağını, tasnifin açık olacağını teyit edecek hükümler koymuyorsunuz, böyle seçim olmaz. Bu kürsüye o zamanın, kulakları çınlasın, zannediyorum Dahiliye Vekili Hilmi Uran geldi ve alaylı bir lisanla ‘Her arzu ettikleri yerlerde kapalı kabine nasıl yaptırmalı? Adalete, mahkemeye müracaat ettirmek ise usulden değildir. Bizim anladığımız seçim böyle olur’ diye cevap verdi. Biz, o zaman bu kürsüden şöyle söyledik: “Sizin bu seçimlerde kafanıza koyduğunuz muayyen maksatlar mevcut olmasa bu sözleri söylemezsiniz. Siz iki, üç veya dört ay sonra yapılacak seçimleri, kendiniz için her tehlikeyi bertaraf etmek maksadı ile istediğiniz şekilde yapmak gayesini takibediyorsunuz. Bunun içindir ki bu derece mâkul, bu derece açık, bu derece dürüst tekliflerimizi ceffelkalem reddediyorsunuz ve alay mevzuu yapıyorsunuz. Kafanızda bir şeyler olmasa, böyle hareket etmezdiniz”.

“Muhterem Arkadaşlar, 1946’da seçim hakkını aramak, seçim suçunu takibettirmek maksadiyle bir tek vatandaşın mahkemeye müracaat edebilmesi imkânı mevcut değildi. Seçimleri böyle yaptılar. Bu, bilinmez bir şey değildir. Bilinmeyen bir şey dahi olsaydı, hiç olmazsa bizden öğrenmeleri lâzım gelirdi. Bu mevzuda bir defa değil, bin defa söyledik. İşte o seçimleri yapan zat, şimdi kalkmış, hâkim teminatından bahsediyor!

“O seçimlerde kimseyi hâkimin yanına uğratmadın a Paşam, kimseye hâkime gitmek imkânını vermedin. 1946 seçimleri, böylece, misli görülmemiş bir şekavet tertibi içinde yapıldı. O tertibin başında da Paşa hazretleri vardı! Tarih tağyir edilemez! Büyük Millet Meclisinin Tutanakları İnceleme Komisyonunda âza olanlar o zaman millî iradeye karşı işledikleri cinayetin cezasını, bu dünyada olmasa, ahirette mutlaka çekeceklerdir. Paşa da başta. (Soldan alkışlar)

“Muhterem Arkadaşlar, şimdi mevzuuma geliyorum.

“Hasan Erdoğan (Kars) — Şimdiye kadar mevzuda değil miydiniz?

“Başvekil Adnan Menderes (Devamla) — İşimiz uzun, o kadar kolay değil. Oturduğunuz yerden terennüm kolaydır.

“Hasan Erdoğan (Kars) — Asıl kürsüden terennüm kolay, bizim yerimizden terennüm kolay ve hattâ mümkün değil...

“Başvekil Adnan Menderes (Devamla)Ha şöyle, ayağa kalk, boyunu bosunu görelim.

“Muhterem Arkadaşlar...

“Hasan Erdoğan (Kars) — Biz, o zaman yaptılar, şimdi yapılmasın diye uğraşıyoruz.

“Ahmet Kocabıyıkoğlu (Balıkesir) — Aferin itiraf ediyor.

“Başvekil Adnan Menderes (Devamla)A, benim canım efendim, o günkü mücadeleler olmasaydı, burada ayağa kalkıp Başvekile karşı bağırabilir miydiniz acaba? (Soldan Bravo sesleri, sürekli ve şiddetli alkışlar)

“Şâyed koltuğunun altında dolu veya boş çantasıyle İsmet İnönü bu kürsüye gelip millî vicdânların ve beşer vicdânının tahammül tâkat̃ini aşan bir şekilde konuşmamış bulunsa idi, yine kürsüye gelip huzûrunuzu işgâl̃ etmezdim!”

“Muhterem Arkadaşlarım, şimdi günün mevzuuna geliyorum: Eğer, sureti zahirede bize, Demokrat Partiye tevcih edilmiş olan hücumun aynı zamanda memleket menfaatlerini ve millî haysiyetimizi rencide eder tarafları olmasaydı, Muhterem Grup Reisi Hulusi Köymen’in verdiği takrir üzerine huzurunuzu tasdi etmezdim. Halkçı gazetesinde çıkan yazı ne olursa olsun, şayet Halk Partisi Meclisi adı altındaki heyet, bu yazıyı, mâna ve lâfız itibariyle kabul edip bir tertip eseri olarak memleket huzuruna çıkma teşebbüsüne geçmemiş olsaydı, yine şayet koltuğunun altında dolu veya boş çantasiyle İsmet İnönü bu kürsüye gelip millî vicdanların ve beşer vicdanının tahammül takatini aşan bir şekilde konuşmamış bulunsa idi, yine kürsüye gelip huzurunuzu işgal etmezdim. Fakat burada ve başka sahalarda yapılan bu tertipler karşısında, memleket idaresinde mesuliyet almış bir insanın seyirci kalmak imkânı tasavvur edilemezdi.

“Dışarılara jurnal̃ etmek sûretiyle bir müdâhaleye yol açmak peşindedirler!”

“Onun için huzurunuzdayım. Demokrat Partiye yapılan hücumların nasıl, aynı zamanda memleket menfaatlarini ve millî haysiyeti rencide etmekte olduğunu iki cümle ile arz edeyim:

“Onların ifadesine göre, bu memlekette istibdat vardır, bu memlekette seçim emniyeti mevcut değildir, bu memlekette bir ton linyit pahasına partilerden istifa edilir.

“Nihayet bu memlekette Hükûmet, istibdat hâkim olduğu için, hattâ dışarılara jurnal etmek suretiyle bir müdahaleye yol açmak acaba mümkün müdür, değil midir tarzında birtakım kavak yelleri başlarında esmektedir; bu sevdanın peşindedirler.

“Nüvit Yetkin (Malatya) — Böyle bir şey yok, jurnalcilik isnadını iade ederim, onu içinizde arayın.

“Başvekil Adnan Menderes (Devamla)Ben ineceğim, bu kürsü bana baki değildir, gelip konuşursun.