Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (365)

“Muhterem Arkadaşlar, İsmet İnönü konuşurken gülmek mi, ağlamak mı, sevinmek mi, kızmak mı lâzımgeldiğini insan hakikaten kolayca kestiremiyor, hayretler içinde kalıyor. Sözlerine kızmak lâzımdır: Çünkü hepinizin pek iyi bildiğiniz 1946 seçimleri hakkında, göz göre göre bu kadar açıkça yalan söylüyor ve bu insanı heyecandan heyecana sevkediyor. Nasıl olur da, bu derece yüksek mesuliyetler deruhde etmiş olan bir insan, karşısındakilerin gözlerinin içine bakarak yalan söyliyebilir, bu yolda böylesine bir suimisal verebilir? Bunu hakikaten beşer vicdanı kabul edemiyor ve insan, havsalalara sığmıyan bu vaziyet karşısında kızıp isyan ediyor. Fakat öte yandan İnönü’nün bu konuşmalarında çok sevinilecek bir taraf da var. İsmet İnönü’nün burada hürriyetten, seçim emniyetinden zari zari bahsetmesi, demokratik rejimin muhafazasının bu memleket itibarı için lüzumlu olduğunu ifade etmesi, sadece ve sadece ilâhî adaletin bir tecellisinden ibarettir. (Soldan alkışlar) O Allaha bakınız ki, ömrü boyunca inkâr ettiği prensipleri müdafaa etmek, ömrü boyunca ayaklar altında çiğnediği vatandaş reylerinin müdafi ve hâmiliğini yapmak için, onu bugün bu kürsüye zorlanarak gelmek mecburiyeti altında bırakıyor, ilâhî adaletin şu büyük tecellisine bakınız, arkadaşlar! Allaha çok şükür, bu memleket bu hâdiseyi gördü. Allaha çok şükür, Türk Milletinin kahhar sillesi dünkü müstebiti bugünün hürriyet kahramanı haline kalbetti. (Soldan alkışlar)

Onun şu müşâhedesi, daha o zamândan, İnönü’nün, Menderes ve DP ik̆tidârını entrikayle ve yabancı mihrâkların yardımıyle devirmek peşinde olduğunu ifşâ ediyor:

“Dışarılara jurnal̃ etmek sûretiyle bir müdâhaleye yol açmak peşindedirler!”

Bu çatışmada muhakkak ki nefsâniyetin büyük payı vardır: Totaliter Şeflik yapmış bir adamın alelâde bir vatandaş gibi sîgaya çekilmesi, ağır tenk̆îdlere hedef olması onun tahammül edebileceği bir vazıyet değildir…

Fakat Mütehakkim Zümre nezdinde Menderes’in en büyük günâhı, Kemalist İnk̆ilâbların (kendi tâbirince) “halka mâl̃ olmamış” bâzılarına cephe alması ve dîndâr halkımıza yakınlık göstermesidir…

“Halka mâl̃ olmamış” o İnk̆ilâbların en başında, herhâlde, “Dîn İnk̆ilâbı” geliyordu… Halkımız, en fazla, onun bu İnk̆ilâba sırtını dönmesinden memnûn kalmıştır…

Dîğer bir memnûniyet sâik̆i de, yasaklanan dînî tedrîsâtı ve İsl̃âmın öğretilmesini tekrâr serbest bırakmasıdır…

Yukarıda gördük ki bizzât Adnan Menderes’in gelini (Yüksel Menderes’in sâbık eşi) İpek (Kumbaracıbaşı) Kıramer, onun gözden düşmesine (tabiî, kasdedilen, Mütehakkim Zümrenin gözünden düşmesidir) ve bir ihtilâlle devrilmesine başlıca sebeb olarak “DP ik̆tidarının İsl̃âmcı çevre ile yakınlaşmasını” gösteriyordu…

İşbu çalışmamızın 15 Eyl̃ûl̃ 2025 târihli 129. tefrikasında, Cuntacılar tarafından 27 Mayıs 1960 İhtilâli için gösterilen ilk sebebin de, “Menderes ik̆tidârının Kemalizmden uzaklaşması” olduğunu îzâh etmiş, ayrıca şu umûmî tesbîtte bulunmuştuk:

Kemalizm, Türkiye’de, ihtilâllerin ilhâm kaynağı, müteharrik kuvveti, esbâbımûcibesidir; çünki ihtilâlcilik, Kemalist Totaliter İdeol̃ojinin mayasında mevcûddur…

Bittabi, Kemalizmden uzaklaşılması, onların bâzı imtiyâzlarının da kaybı mânâsına geliyordu… En azından, artık, Kemalizmi, vara yoğa, Millete karşı bir tahakküm vâsıtası olarak kullanamıyacaklardı…

Bu gibi ideol̃ojik ve menfâat̃ temelli endîşelerle, ellerindeki muazzam imk̃ânları kullanarak Üniversite gencliğinin mühim bir kısmını ayaklandırdılar; her gün gazeteler vâsıtasıyle tahrîk̃ât yaparak Memlekette kargaşa çıkardılar, âsâyişi bozdular…

Nihâyetinde, her zamân bir ihtilâl, bir hük̃ûmet darbesi için tetikde bekleme zihniyetiyle yetiştirilen Ordunun bir kesimini devreye sokarak meş’ûm ihtilâllerini yaptılar ve ik̆tidâr fırkasının mensûblarını hapishânelere doldurdular; arkasından da göstermelik bir mahkemede (“Yüksek Adâlet Dîvânı”nda) g̃ûyâ muhâkeme ettiler…

Üç kişi, “îdâm” edilerek, adâletle al̃âkası olmıyan bu tedhîş mahkemesinin ve arkasındaki Cuntanın en büyük zul̃müne dûçâr oldu: Başvekîl Adnan Menderes, Hâriciye Vekîli Fatîn Rüştü Zorlu ve Mâliye Vekîli Hasan Polatkan…

Bu üç mazl̃ûmun, 11 Nisan 1990 târih ve 3623 sayılı kânûnla mâsûmiyetleri kabûl̃ edilmiş, îtibârları iâde edilmiş bulunuyor. Binâenaleyh, mâhûd Yassıada Mahkemesi ve Cunta, Adâlet önünde resmen dahi mahk̃ûm olmuşlardır. Onların meş’ûm ihtilâllerini de, göstermelik muhâkemelerini de topyek̃ûn mahk̃ûm eden ikinci bir kânûn, TBMM’de, 24 Haziran 2020’de kabûl̃ edilmiştir.

Şu vazıyete nazaran, o üç mazl̃ûmun mâsûmiyetleri hakkında herhangi bir tartışmaya artık mahâl̃ kalmamıştır…

27 Mayıs İhtilâlcilerinin, Milletimizin meşrû Başvekîline revâ gördükleri ezîyetler

♦ Hâl̃buki o mazl̃ûmlara, habîsler, ne ezîyetler yapmışlardır!

Bu üç mazl̃ûmdan Adnan Menderes’e revâ görülen ezîyetlerden, Süleyman Demirel veyâ Yalan Üzerine Kurulu Bir Politik Hayât isimli kitabımızda (Ankara: Hakîkati Arayış Neşriyâtı, 1990, 320 s.) bir nebze bahsetmiştik. Kaynağımız, Nazlı Ilıcak’ın Menderes’i Zehirlediler! isimli kitabıydı (İstanbul: Dem Yl., 1989).

Nazlı (Çavuşoğlu) Ilıcak, mâl̃ûm, bir zamânların yüksek tirajlı Tercüman gazetesinin patronu Kemal Ilıcak’ın eşiydi ve bu gazetede uzun seneler fıkralar neşretmiştir. Sabataî Cemâatinin Kapanî koluna mensûb Kemalist bir muharrire olarak tanınan Nazlı Hanım, bu gazetede yazmaktan mâadâ, birkaç sene, Bul̃var isimli müstehcen, müstekreh bir gazete de neşretmişti… (Şöhretlerinde, Cemâat tesânüdü dâimâ başlıca âmildir…) Bu şahsıyetiyle bize zıd bir insan olmakla berâber, müsbit delîllere istinâd eden mezk̃ûr araştırma kitabı, mürâcaat edilmiye şâyândır.

Onun kitabına istinâden 1990 senesinde yazdıklarımızı, cüz’î tâdilâtla buraya da dercediyoruz:

Zehirleyip intihâr ettiğini iddiâ ettiler; sonra da sigara vermiyerek kıvrandırdılar!

Uzun bir müddetten beri ihtilâlcilerin elinde mârûz kaldığı sistematik aşağılayıcı muâmeleyle, Adnan Menderes, artık sinirleri iyice yıpranmış, çökmüş bir insandır…

Nazlı Ilıcak’ın, Menderes’i Zehirlediler! isimli kitabında, Menderes’in avukatlarından Burhan Apaydın’ın topladığı müsbit delîllere istinâden gözler önüne serdiği gibi, Menderes, 14 – 15 Eyl̃ûl̃ 1961 gecesi, İhtilâlciler tarafından kendisine yapılan aşırı dozdaki “ağır bir uyku verici, bir müsekkin, bir uyuşturucu olan Lüminalsodik” iğnesiyle zehirlenmiştir…

16 Eyl̃ûl̃ 1961 sabah saat 08.00 civârında nihâyet komadan çıkarak yavaş yavaş kendisine gelir…

Menderes, Yassıada’da, günde üç paket içecek kadar aşırı bir sigara tiryakisi olmuştur…

Gün boyu, kendisine sigara verilmesi ve bir dakîkacık olsun ayağa kaldırılması için Yassıada Garnizon Kumandanı Albay Tarık Güryay’a, doktorlarına ve kendisinden mes’ûl̃ subay ve astsubaylara bir çocuk gibi yalvarır durur… Fakat bir kayayı bile yumuşatabilecek bu yalvarışlarına rağmen kendisine merhamet gösterilmez, sigara verilmez…

Şimdi 17 Eyl̃ûl̃ 1961 sabahındayız. Zehirlenme hâdisesiyle de Menderes iyice tükenmiş, irâdesi eriyip gitmiştir. O ağır baskılar altında, Ada Kumandanı Güryay ile ikiyüzlü politikacı Ethem Menderes (ki Adnan Menderes’le bir akrabâlığı yoktur), esâslı bir mizansenle, Menderes’den, kendisinin zehirlenmediği, fakat (g̃ûyâ hep yanında taşıdığı 30 – 40 kadar Ekuanil hapı içerek) intihâra teşebbüs ettiği şeklinde bir îtirâfnâme alırlar…

Menderes o ânda o kadar zavallı bir durumdadır ki konuşması da, îtirâfnâmesi de alabildiğine insicâmsızdır…

Menderes’in intihâra teşebbüs edip kurtarıldığı şeklinde İhtilâlciler tarafından ortaya atılan büyük yalan, işte bu hâdiseye dayanmaktadır!

Zehrin sarsıntısından henüz kurtulmamışken, gündüz gözü îdâm ettiler!

Îdâmdan hemen önce, İnfâz Hey’etinin talebi üzerine, Adlî Tabîb Dr. Lütfü Tuncay da onu muâyene etmiş ve bu hâldeyken îdâm edilemiyeceğine dâir resmî bir rapor tanzîm etmiştir.

(İsmail Şenyüz’ün çekdiği fotoğraf; https://www.dha.com.tr/gundem/menderesin-idamini-fotograflayan-senyuz-15-20-gun-uyuyamadim-1849083; 30.3.2026)

İnsanlıktan nasîbini almamış sefîl mahl̃ûklar, mütemâdî ezîyetleriyle, ömrünce Milletimize hizmet için çırpınmış Başvekîlimizi bu hâle getirmişlerdi!

***

Dr. Tuncay’ın raporu, aynen şu şekildedir:

“İdam cezasına hükümlü Ethem’den olma, Tevhide’den doğma 1899 doğumlu Adnan Menderes’in, hükmün infazından evvel, Yassıada Garnizonu’ndan verilmiş olan 17.09.1961 tarihli Dr. Sedat Tavat, Dr. Nevzat Yeğinsu, Dr. Galip Bozalioğlu, Dr. Ahmet Karahaliloğlu, Dr. Zeki Kebapçıoğlu ve Dr. Sedat Yörük’ten imzalı rapor da incelenip tarafımdan yeniden yapılan muayenesinde, kendisinde T.C. Kanununun 12/2 Maddesinde yazılı cezasının infazına mani bir hastalığını bildirir işbu rapor, bittanzim istek üzerine İnfaz Hey’eti Başkanı’na verildi.

“17.09.1961, Adlî Tabip Dr. Lütfü Tuncay.”

Buna rağmen, “Lütfü Tuncay’ın raporu gözardı edildi ve henüz içtiği ilâçların şokundan kurtulamıyan Menderes’in cezası, teamüle aykırı olarak, gündüz vakti, alelacele infaz edildi…” (Ilıcak 1989: 119)