Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (366)

Tuvalete çıkmasına da müsâade etmiyerek aşağıladılar!

İnsan bugün bütün bu hâdiseler üzerinde düşünürken yüreği burkuluyor…

Hele Menderes’in îdâmından 24 sâat evvel odasında geçen ve teype kaydedilen konuşmaların zabıtlarını okurken artık gözyaşlarımızı zaptedememekteyiz…

Yâ Rabbi, bu denî muâmelelerin, değil bir milletin Başvekîline, âdî bir kâtile bile revâ görülmesini bizim insanlık haysiyetimiz kabûl̃ etmiyor!

Bu konuşma zabıtları hakkında, Nazlı Ilıcak, şu îzâhatı veriyor:

“Menderes’in odasında bir mikrofon vardır. Bu mikrofon onun her konuşmasını tesbit için oraya yerleştirilmiştir. ‘İntihar teşebbüsünden’ sonra da, mikrofon ve bağlı olduğu teyp çalışmaktadır. Bilâhare teyp deşifre edilmiş ve daktiloya çekilmiştir. Yazıda parantez içinde bulunan bölümler aynen belge metninde mevcuttur. Bu metin, Tarık Güryay’ın vârisleri tarafından, Celâl Bayar’ın, Emin Kalafat’ın ve Samet Ağaoğlu’nun ‘kaybolan’ hatıra defterleri ile birlikte, ‘Tercüman’ gazetesine satılmıştır.” (Ilıcak 1989: 70)

İşte bu konuşmalardan bir pasaj! Bakın, İnsan Haklarını tanımıyan ikiyüzlü zâlim bir zümre tarafından bir milletin Başvekîli ne korkunc hâllere düşürülmüştür!

“Menderes: - Dışarı çıkacağım yavrum!

“Astsubay: - Hayır, getirelim bir şey!

“Menderes: Getin bakalım! Ayıp olacak! Çok ayıp olacak! Ahh, ahh, ahh! Beyler merhamet edin! Merhamet edin Beyler! Allâh’ım! Allâh! Dışarı çıkmak istiyorum Beyler!

“Astsubay: - Lâzım olan şeyi getirelim eğer istiyorsanız…

“Menderes: E… Getirin! Getirin, şey getirin! Pek ayıp, pek ayıp şey! Allâh, Allâh, Allâh’ım, Allâh’ım! Donuma işiyorum Vallâhi! (Sükût…) Yavrum, ne yapayım ben şimdi böyle? Uzatayım… Siz sıkışınca ne yaparsınız?

“Nöbetçi Subay: - Doktorun emrini dinlerim!

“Menderes: - Yok! Doktorun dediğini yapmazsınız!

“(Bu esnada dışarıdan küvet [lâzımlık] getirdiler…)

“Astsubay: - Edin! Buna edin Efendim!

“Menderes: Çok affedersiniz, büyük abdestim de var! Temizlenecek de…

“Astsubay: - Büyüğü de burda edin Efendim! Burda edin!

“Menderes: - Ne yapayım? Ben susuz yapamam! Biraz su getirin! Ahh! Allâh! (Sükût…) […]

“Nöbetçi: - Çekinme! Ne olacak yâhu?

“Menderes: - Çekinme olur mu?

“Nöbetçi Subay: Rahat, rahat!

Menderes: - Şimdi büyüğümü yapacağım!

“Nöbetçi Subay: - Oturun, oturun, oturun!

“Menderes: Olmaz, olmaz!

“Nöbetçi Subay: Hepimiz aynıyız! Ayıp yok burda! Hepimiz aynıyız! (Hasta, tekrar temizleniyor…)” (Ilıcak 1989: 96 – 98)

Allâh’ım! Sen, onu da, onun bu hâllere düşmesine müsâade eden Milletimizi de mağfiret et! Ve mücrimlerden onun intikâmını al! Heyhât ki biz bugün de âciziz!

Menderes’in son ânları: Rabb’imizin huzûruna Müslüman ve mazl̃ûm sıfatıyle çıktı

Habîslerin bunca zulmüne mârûz kalan Adnan Menderes, son ânlarında hangi hâletirûhiye içindeydi, neler yaptı?

Bu suâllerin cevâbı için birinci dereceden ve şâyân-ı îtimâd bir şâhide sâhibiz: O târihlerde Ordu Foto Film Merkezi Âmiri olarak Menderes’in îdâm fotoğraflarını çekmek üzere vazîfelendirilmiş Emekli Astsubay İsmail Şenyüz… (2017’deki ilk mülâkatı yapan Derin Tarih muharrirlerine nazaran ise, o, “Harbiye Yıldız Foto Film Merkezi’nde görevli fotoğrafçı”dır…)

İnternet’te, kendisiyle değişik târihlerde yapılmış iki mülâkata rastladık.

İkinci mülâkat, 17 Eyl̃ûl̃ 2021’de, Demirören Haber Ajansı muhâbiri Cavit Akgün tarafından yapılmış. O târihte 88 yaşında olan (iki çocuk babası) İsmail Şenyüz, Muğla’nın Fethiye kazâsında, 66 yaşındaki kızı Saliha Şenyüz ve 28 yaşındaki torunu Ebru Şenyüz ile berâber yaşıyormuş.

(Cavit Akgün, Demirören Haber ajansı, Muğla, 17.9.2021; https://www.dha.com.tr/gundem/menderesin-idamini-fotograflayan-senyuz-15-20-gun-uyuyamadim-1849083; 30.3.2026)

Menderes’in son ânlarının şâyân-ı îtimâd şâhidi, Emekli Astsubay İsmail Şenyüz, 2021’de, 88 yaşında… Târihî hak̆îkatlerin gün ışığına çıkmasına hizmet eden herkesden Allâh râzı olsun!

***

İsmail Şenyüz’ün şahâdetine nazaran, Adnan Menderes, Rabb’imizin huzûruna Müslüman ve mazl̃ûm sıfatıyle çıkmıştır:

“Sağlıklı olduğunu fotoğraflarla tespit etmek için görevlendirildim. Akşam üzeri giderek, Yassıada komutanına [Albay Tarık Güryay] çıktım, ‘Şimdi uyuyor’ dedi. Uyku saati değildi, anlayamamıştım. Ertesi sabah odasına gittiğimde, Menderes kahvaltı yapıyordu. Üzerinde pijamaları vardı. ‘Bu kıyafetimle fotoğraf çektirmek istemiyorum’ dedi. Çok kibar bir insandı. Beraberimdeki askerler, ‘Fotoğrafları hanımına vereceğiz, seni hasta biliyorlar’ diye ikna etti ve bir tane çektirdi.

(Yeni Şafak / Derin Tarih, 9.2.2017; https://www.gzt.com/tarih/idamin-fotografcisi-51-yil-sonra-konustu-menderesin-son-anlari-2610490; 30.3.2026)

Resmî Fotoğrafçı Astsubay İsmail Şenyüz tarafından çekilen bu resimde, îdâm gömleği giydirilmiş Adnan Menderes, elleri arkadan bağlı, menfûr İhtilâlcilerin kendisine 14-15 Eyl̃ûl̃ 1961 gecesi şırınga ettikleri “Lüminalsodik” zehrinin têsîrinden tamâmen kurtulamamış bir hâlde, salllana sallana îdâm sehpâsına yürümektedir…

***

“Menderes, kendisini muayene etmeye gelen sağlık heyetine ‘Sizi bu vaziyette karşıladığım için üzgünüm’ dedi. Kibarca onları karşıladı. Baştaki profesör ‘geçmiş olsun’ dileklerini iletti. Yakın arkadaşı Etem Menderes ile görüştürdüler. Ada Komutanı, Menderes'e ‘Hazırlan, İmralı Adası'na gidiyoruz’ dedi. Yağmurlu bir havada 2 hücumbotla adaya gittik. Adaya vardığımız zaman savcının odasına girdik. Savcı ‘İdam kararını’ Menderes'e tebliğ etti. Son sözünü sordular. ‘Hayata veda edeceğim, çocuklarımı sevgi ve saygıyla anarım’ dedi. Daha sonra imam ile 5 dakika görüştü. Görüşmenin ardından üzerine idam kararının yazılı olduğu gömlek giydirildi. Koluna 2 gardiyan girdi. Menderes'in sağlıklı olduğunu göstermek için gardiyanlara ‘Kolundan çıkın’ denildi. İdam sehpasına kadar bu şekilde yüründü.

“Sakin bir şekilde sehpanın yanına gitti. Sehpanın üzerine çıkardılar ve son sözünü sordular. O anki heyecanla ne dediğini hatırlamıyorum. Sonradan ‘Vatan sağ olsun’ dediğini öğrendim. Savcının odasında bile söylediği kelimelerin çoğunu hatırlamıyorum. Kelime-i Şahâdet getirdi. Ayağının altındaki tabureyi çektiler ve idamı gerçekleşti. [17 Eyl̃ûl̃ 1961] Menderes asıldıktan sonra dönerken çektiğim fotoğraf karesi gözümün önünden gitmedi. 15-20 gün uyuyamadım.” (Cavit Akgün, Demirören Haber ajansı, Muğla, 17.9.2021; https://www.dha.com.tr/gundem/menderesin-idamini-fotograflayan-senyuz-15-20-gun-uyuyamadim-1849083; 30.3.2026)

İsmail Şenyüz: “Ben hayâtımda bu kadar nâzik bir insan görmedim!”

Bundan evvelki mülâkatı, 9 Şubat 2017’de Erhan Seven ve Ersin Çelik yapmışlar, mülâkat, aylık Derin Tarih mecmûasında neşredilmiştir. Bunda, Şenyüz, şâhid olduğu hâdiseleri daha tafsîlâtlı ve yer yer de (Menderes’in intihâra teşebbüs ettiği iddiâsı gibi) kendisine verilen mâl̃ûmâta göre anlatmaktadır. Şenyüz’ün müşâhedelerine nazaran, Menderes, (mârûz kaldığı onca ezîyete ve çökmüş hâline rağmen) fevkal̃âde kibar bir insandır:

“Menderes perişan haldeydi. Beni görünce ‘Fotoğraf çekilmek istemiyorum. Beni bu halimle çekmeyin’ dedi. ‘Çekmeyin’ deyince benim için sıkıntılı oldu tabii. O zaman muhafızları olan üsteğmenler, ‘Efendim, çoluk çocuğunuz sizi merak ediyor. Bu fotoğrafları onlara göndereceğiz’ deyince razı oldu. Menderes çocuklarına ve karısına çok düşkün bir insandı. Çok da kibar bir insandı ki ben bunu biliyordum zaten. ‘Bir poz çekin o zaman’ dedi. Ben de bir poz çektim. Başka da çekmedim. Hatta dışarı çıkınca ada komutanı bana ‘Ben olsam 10 poz çekerdim’ dedi. […]

Başsavcı Egesel bir doktor heyetiyle geldi. ‘Sağlıklıdır, idam edilebilir’ raporu vermeye gelmişlerdi. Menderes’i muayene ettiler, ‘Sağlığınıza kavuştunuz, geçmiş olsun’ dediler. Fakat Menderes onları görünce, ‘Aman, çok özür dilerim, bulunduğum ortam ve kıyafetim sizleri karşılamaya müsait değil’ dedi. Çok kibar adamdı, çok.

Profesör sivildi ve çok saygılı davrandı. Menderes’in ateşini dereceyle ölçtüler. Menderes dereceyi cebinden çıkarttığı bir mendille geri verdi. Ben hayatımda böyle bir şey görmedim. Hakikaten çok kibar ve nazik bir adamdı. Onlar ‘Geçmiş olsun’ dedikten sonra odadan çıktık. Ada komutanı bana ‘Hazır ol, hemen İmralı’ya gidiyorsun’ dedi. Tabii ben bu sözü duyunca şok oldum…”