İnsanlar, çocukluktan itibaren yaşlık dönemlerine kadar aile içerisinde ilişkilerinde, fiziksel durumlarında ve ruhsal süreçlerinde çeşitli aşamalardan geçerler. İnsanın yaşam evresi çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılıkla oluşması gibi çeşitli dönemlerden oluşur.
Bu dönemlerde görülen değişimler aile içi ilişkilerde gözlemlenebildiği gibi aile dışı ilişkilerde oluşur.
Aile içi değişim kriz faktörüdür!
Ailedeki yaşam süreci, beraberinde değişimi de getirir, değişim kişilerin duygu, düşünce ve davranış düzeyinde etkilenmesine yol açmaktadır.
Evreler, kişilerin yeni ilişki süreçleriyle karşı karşıya kalmasına yol açmakla birlikte uyum sorununu, yeni tutum ve davranış becerileri geliştirmede zorluklar kriz ve çatışma ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Aile içinden geçtiği bu evreler, aile yaşam döngüsü olarak kavramsallaştırılmıştır. Aile yaşam döngüsü aileyi zaman içinde değişen bir sistem olarak kurgular ve ailenin bu değişim süreci içinde geçirdiği evreleri tanımlar. Aile yaşam döngüsünün evreleri, Carter ve Mc Goldrick (1980) tarafından altı başlıkta tanımlanmaktadır.
Ailenin yaşam evreleri
Yetişkinlik
Evlilik Aşaması
Çocuğa sahip olma
Çocuğun ergenlik dönemine geçişi
Çocukları evden ayrılması
Yaşlılık ve emeklilik
Yetişkinlik
Bu dönem, yeni ve başka bir aile alt sistemine katılmadan önce kişisel hayat amaçlarını belirleme, kendi olma, bağımsızlaşma süreçlerinin formüle edildiği bir zaman dilimidir. Gençlikten, bağımsızlığını kazanarak yetişkinlik dönemine giren kişi, ana-babasından duygusal olarak ayrışabilmeli ve bağımsız ilişkiler geliştirerek kararlarına yön verebilmelidir. Böylece genç yetişkin, kendi evlilik karar sürecinde sorumluluk alabilir. Ancak yeterince ebeveynlerinde ayrışamayan genç yetişkinler bağımsız karar alabilme ve sorumluluklarını yerine getirebilmede güçlüklerle karşılaşır.
Evlilik aşaması
Toplumsal ve kültürel yapımızda aile kurumun meydana gelmesinde genç yetişkin kadın ve erkeğin evlilik kararı vererek, aile kurmaları günümüzde önemi ve değerini sürdürmektedir. Genç yetişkinlerin eş bulma ve evliliğe karar verme süreçleri ailelerini etkileyen ve zorlayan aşamalardan biridir. Değişik sosyal, kültür, etnik, inançtan kadın ve erkek bireyin bir araya gelmesi, ilişki kurması, birbirlerini tanıması ve anlaması neticesinde geniş ailelerini 'de sürece katarak evlenmeye karar vermeleri hem çiftleri hem de ailelerini etkileyen bir değişimdir.
Ebeveynler evlenen çocuklarına nasıl yaklaşmalı?
Ebeveynler çocuklarının evden ayrılmasına hazırlıklı olmayabilir. Kendisinin çocuğu tarafından dışlandığı ya da terk edildiği korkusu yaşayabilirler. Çocuklarıyla ayrışamayan, bağımsızlık süreçlerini desteklemeyen ve koruyucu, bağımlı iletişim özelliklerini sürdüren ebeveynler müdahale edici tutumlarını sürdürmekte ve yeni evli çiftlerin iletişim ve uyum sağlamalarını güçleştirmektedir. Anne ve babalar çocuklarını kendi uzuvları gibi görmekten kaçınarak gencin evden ayrılışını kabullenmeleri ve ailedeki değişime uyum sağlamaları gerekmektedir.
Çiftler çözüm odaklı yaklaşımlarla işbirliği sağlamalılar.
Yeni evli çift ilişkisinde, duygusal ilişkiler yerini yaşamın sorumluluklar alır. İşbirliği, paylaşım ve sorumlulukları yerine getirebilme becerisi ilişkilerde öne çıkar.
Evliliklerin ilk yılları uyum, işbirliği ve farklı tutumların geliştirilebilmesi açısından en zor dönemlerdir. Çiftlerin ilişkisinde, sosyal, kültürel, eğitim düzeyi kendi aile kuşaklarından aktarılan değerler ve davranışsal inançlar çiftleri organize eder. Çift ilişkisinde eleştirmeden, suçlamadan açık ve güven ilişkisi içerisinde birbirlerini anlama çabası içerisinde konuşabilmeleri, çözüm odaklı yaklaşımlar geliştirmeleri evlilik ilişkisinin kalitesi açısından oldukça önemlidir.